Naklen terör

0

Hayran olunası bir çağda yaşamıyoruz. Dilimize pelesenk etmiş olduğumuz kavramlar, düzenler veya sistemler, sadra şifa değil... Modernitenin, ilerlemenin, bilimin, teknolojinin, küreselleşmenin, demokrasinin büyük satranç tahtasındaki piyonlardan pek bir farkı yok... Satrancın asıl aktörleri; patlayan bombalar, terör saldırıları, toplu katliamlar, savaşlar, soykırımlar… Bu modern dünyada, "Kurşunlar oylardan daha çok lider değiştiriyor." Bir demokrasi ayini olan oy ise pek bir şeyi değiştirmiyor. Toplumların kaderini, siyasetin güzergahlarını, iktidarların yapısını terör şekillendirmeye başladı. Anlaşılan o ki, terör, yaratıcı bir kaosun ortaya çıkması için sahaya sürülmüş olan oyuncu...

Kurşunlar, liderleri belirliyor…

Son dönemde, sıklıkla savaş ve terör konulu filmler izliyorum… Son olarak, Güney Kore yapımı ve sağlam bir medya ve sistem eleştirisi olan "Naklen Terör"ü izledim… Hikaye şu; Yoon Young Hwa, popüler bir televizyon spikeridir. Ancak rüşvet gibi yüz kızartıcı birkaç suçlama nedeniyle sadece bir radyo programı sunmaktadır. Bir sabah, bir dinleyici onun programına bağlanır. Ve Mapodaegyo Köprüsünü havaya uçuracağını iddia eder. Yoon, ilk başta bunun şaka olduğunu düşünür. Ancak çok geçmeden bu itirafın gerçek olduğu ortaya çıkar. Radyo istasyonunun ofisinden görülebilen köprü aniden patlamaya başlar. Ardında (Radyo) medya, terörle sıkı pazarlığa girişir; ancak bombalar, canlı yayında patlamaya devam eder. Medyanın etkisi ile kristalleşen terör, hem insanları vurur hem de medyayı… Uzatmayacağım; burada amacım, sistem ve medya eleştirisi yapmak değil…

Terörün bilançosu yükseliyor

"Naklen Terör"… İlham verici, ufuk açıcı bir tanımlama… İçinde yaşadığımız dünyayı, tüm çıplaklığı ile anlatıyor. Son dönemde dünyanın farklı yerinde yaşanan olaylar, terörün boyutlarını gözler önünde seriyor… Tıpkı organize bir iş gibi, Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Paris ve Brüksel, terörün kanlı yüzü ile karşı karşıya kaldı. Terör, hem gittikçe sıradanlaşıyor, hem de nüfuz alanını genişletiyor. Yarattığı kaos ve korku ile dünyamızı yönetmeye başladı. Yolda park eden bir araç, terk edilmiş bir çanta korkularımızın yeni tetikleyicileri olmaya başladı. Artık, umut hayatımızın gökkuşağı olmayı bırakmak üzere…

Peki, ne yapmalı?

Küresel bir konsorsiyumun eseri olan bu yeni terör dalgası ile mücadele etmek oldukça zor. Öncelikle, zihinler değişmeli. Savaşa girmeden diplomatik yollara siyasal mühendisliğin önüne geçilmeye çalışılmalı. "Hard Power" ile "Soft Power" ahenkli bir şekilde işletilmeli…

Son dönemde yaşanan terör hadiseleri bana dünyanın en önemli stratejistlerinden Brzezinski'yi hatırlattı. Fransız dergisi Le Nouvel Observateur, Brzezinski ile uzun bir söyleşisi yapar ve bir yerde şu soruyu sorar; "Radikal İslamcıları desteklediğiniz, eğitip silah verdiğiniz için hiç mi pişmanlık duymuyorsunuz?" Çünkü Sovyetlerin Afganistan'a müdahalesinden Afgan mücahitler desteklenmiştir. "Dünya tarihi için hangisi daha önemlidir; Taliban-El Kaide mi, yoksa Sovyetlerin çökmesi mi? Kışkırtılmış bir kaç Müslüman mı, Orta Avrupa'nın özgürleşmesi mi?" Böyle cevap vermiştir.

Şimdi, biz de şunu sormalıyız; Ankara'da, Brüksel'de patlayan bombalar, neyi hedefliyor ve Türkiye, nereye doğru yönlendirilmeye çalışılıyor? Yoksa kurşunlar, sadece liderleri mi değiştirmeye çalışıyor?