Ankara, 7 ve 8 Temmuz’da dünyanın en yoğun diplomasi merkezlerinden birine dönüştü. Zirvede NATO’nun 32 üyesinin devlet veya hükûmet başkanları yer aldı. Ukrayna ve Güney Kore devlet başkanı düzeyinde temsil edildi. Avustralya,
Japonya, Yeni Zelanda, Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de bakan düzeyinde katıldı. Böylece zirvede 32 müttefik ve dokuz davetli olmak üzere 41 ülke temsil edildi. Avrupa Birliği kurumlarının yöneticileri de Ankara’daydı.
Resmî güvenlik planında 56 bin 288 personel görevlendirildi. Ancak Türkiye açısından temel mesele, bu diplomatik hareketliliğin ekonomiye nasıl yansıyacağıdır.
Zirvede açıklanan ekonomik büyüklükler dikkat çekici. Ankara Bildirisi’ne göre müttefikler 50 milyar doların üzerinde yeni savunma tedariki açıkladı. Drone Edge programı kapsamında karşı insansız sistemlere beş yılda 40 milyar doların üzerinde yatırım yapılacak. Yakıt depolama tesisleri, dağıtım altyapısı ve boru hatlarının yenilenmesi için 27 milyar avroluk kaynak ayrıldı. Ukrayna’ya 2026’da 70 milyar avroluk askerî teçhizat, yardım ve eğitim desteği taahhüt edildi.
Avrupa müttefikleri ile Kanada’nın çekirdek savunma yatırımları da 2025’te kabul edilen hedefin ardından 139 milyar dolardan fazla arttı. NATO artık büyük siparişler veren güçlü bir ekonomik aktöre dönüşüyor.
Peki Türkiye bu pazardan ne kadar pay alabilir?
Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatı 2025’te hizmet gelirleriyle birlikte 10,054 milyar dolara ulaştı. Sektörde 3 bin 500’ü aşkın şirket, 1.400’ün üzerinde proje ve 100 bine yaklaşan doğrudan istihdam bulunuyor. İnsansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, radarlar, füzeler, mühimmat, zırhlı araçlar ve savaş gemileri NATO’nun büyüyen talebiyle örtüşüyor. Türk şirketleri 50 milyar dolarlık tedarik hacminden yüzde 3 pay alsa yaklaşık 1,5 milyar dolarlık iş ortaya çıkar. Drone Edge programından yüzde 5 pay alınması ise beş yılda 2 milyar dolarlık sipariş anlamına gelir. Bu hesaplar kesinleşmiş sözleşmeleri göstermiyor. Pazarın ölçeğini ortaya koyuyor.
Fırsatın önünde ciddi engeller var. NATO standartları, ihracat izinleri, finansman koşulları ve Avrupa ülkelerinin kendi üreticilerini koruyan politikaları Türk firmalarının hareket alanını daraltabilir. ABD Başkanı Donald Trump, zirvede
Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarını kaldıracağını açıkladı. F-35 konusunda ise hukuki süreç ve Kongre engeli devam ediyor. Bu nedenle Ankara’nın askerî ağırlığının ihracat lisanslarına, teknoloji erişimine ve ortak üretim anlaşmalarına dönüşüp dönüşmeyeceği yakından izlenmeli. Türk firmalarının kazandığı ihale sayısı, yerli üretim oranı ve teknoloji paylaşımının kapsamı gerçek başarıyı gösterecek.
İttifakın Türkiye ekonomisindeki yeri savunma sanayiinden daha geniş. Türkiye 2025’te NATO ülkelerine 150,3 milyar dolarlık ihracat yaptı ve bu ülkelerden 139,3 milyar dolarlık ürün aldı. Ticaret hacmi 289,6 milyar dolara ulaşırken Türkiye 11 milyar dolar fazla verdi. NATO ülkeleri Türkiye ihracatının yüzde 55,9’unu oluşturdu. Aynı ülkelerin Türkiye’deki doğrudan yatırım stoku 150,6 milyar dolara çıktı. Bu tutar, Türkiye’deki yabancı yatırım stokunun yüzde 67,5’ine karşılık geliyor. İttifak içindeki siyasi hava otomotivden bankacılığa, enerjiden lojistiğe kadar geniş bir alanı etkiliyor. Zirve sırasında Kanada ile serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin başlatılması da diplomatik temasların ekonomik sonuç üretme gücünü gösterdi.
Türkiye’nin limanları, demiryolları, enerji terminalleri ve boğazları 27 milyar avroluk yakıt ve lojistik yatırım programı açısından önemli bir konumda. Coğrafi avantajın gelir üretmesi için projelerin Türkiye’ye yönelmesi, Türk şirketlerinin ana yüklenici veya üretim ortağı olması ve finansmanın yerli tedarik zincirini desteklemesi gerekiyor. Türkiye transit güzergâh olarak önem kazanırken yatırımın ve teknolojinin büyük bölümü yabancı firmalarda da kalabilir.
Maliyeti de gözden kaçırmamak gerekiyor. NATO verilerine göre Türkiye’nin çekirdek savunma harcamasının 2026’da 47,6 milyar dolara ve millî gelirin yüzde 2,85’ine çıkacağı tahmin ediliyor. Yüzde 3,5’lik çekirdek hedefe mevcut ekonomik büyüklükle ulaşmak yaklaşık 10,9 milyar dolarlık ek kaynak gerektiriyor. Kaynaklar yerli üretime, araştırma geliştirmeye ve ihracata yönelirse teknoloji, istihdam ve döviz geliri yaratabilir. İthal uçaklara, motorlara ve elektronik sistemlere giderse cari açık ile bütçe baskısı büyür.
Ankara Zirvesi Türkiye’ye güçlü bir jeoekonomik fırsat sundu. Sonuç liderler fotoğrafıyla ölçülmeyecek. Kaç ihalenin kazanıldığına, ne kadar teknoloji transferi yapıldığına ve Türkiye’nin coğrafi konumunun kaç altyapı yatırımına dönüştürüldüğüne bakılacak. Güvenlik masasında kazanılan ağırlık üretime ve ihracata çevrilirse Türkiye ekonomik bir sıçrama yakalayabilir. Aksi durumda savunma faturası büyür, siparişler başka ülkelerin şirketlerine gider.