NATO'da Olmak mı, NATO'ya Karşı Çıkmak mı?

Yıllarca biz İslami camialar bu meseleyi tartıştık.

NATO denildiğinde mesafeli durduk.

Kimi zaman sert bir şekilde eleştirdik, kimi zaman bütünüyle reddettik.

Doğrusu bunun haklı sebepleri vardı.

Çünkü hafızamızda silinmeyen acılar var.

Afganistan var.

Irak var.

Bosna'da dünyanın sessizliği var.

Libya'nın parçalanmışlığı var.

Bugün hâlâ kanayan Gazze var.

Müslümanların gözyaşıyla anılan her hadisede Batı'nın tutumu, ister istemez NATO'yu da sorgulamamıza sebep oldu.

Fakat bugün kendimize şu soruyu sormalıyız.

Acaba yıllardır yanlış soruyu mu tartışıyoruz?

Mesele NATO'da olmak mı?

Yoksa NATO'ya karşı çıkmak mı?

Kanaatimce asıl mesele bunların hiçbiri değildir.

Asıl mesele, neden hâlâ başkalarının kurduğu güvenlik düzenleri arasında tercih yapmak zorunda kaldığımızdır.

Rabbimiz şöyle buyuruyor:

"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın." (Âl-i İmrân 103)

Bu ayet ümmete vahdeti emrediyor.

Efendimiz (sav) de müminleri tek bir bedenin organlarına benzetiyor.

Peki biz gerçekten bu hadisin tarif ettiği ümmet olabildik mi?

Acı bir hakikati kabul etmek zorundayız.

Biz yıllardır NATO'yu, Amerika'yı ve Batı'yı konuştuk.

Fakat ümmet olarak kendi eksiklerimizi yeterince konuşmadık.

Neden ortak bir savunma anlayışımız yok?

Neden ortak bir dış politikamız yok?

Neden kriz anlarında tek ses olamıyoruz?

Neden iki milyara yaklaşan Müslüman nüfus, güvenlik söz konusu olduğunda ya Batı'nın ya da Doğu'nun kurduğu dengeler arasında sıkışıyoruz?

Sorunumuz yalnızca NATO değildir.

Sorunumuz, NATO'ya ihtiyaç duymayacak kadar güçlü bir ümmet düzenini kuramamış olmamızdır.

Peki Türkiye neden NATO'nun içinde?

Bu soruya sloganlarla cevap veremeyiz.

Çünkü devletler sadece duygularla değil, jeopolitik gerçeklerle ve millî menfaatleri doğrultusunda hareket eder.

Türkiye; Karadeniz'e, Akdeniz'e, Kafkasya'ya, Orta Doğu'ya ve Balkanlar'a açılan stratejik bir ülkedir.

Böyle bir coğrafyada güvenlik politikaları sadece temenniler üzerine kurulamaz.

Bugün Türkiye'nin NATO içinde bulunmasını yalnızca ideolojik sebeplerle açıklamak da, yalnızca ideolojik gerekçelerle reddetmek de eksik bir değerlendirmedir.

Kanaatimce Türkiye'nin NATO'dan ayrılması, İsrail'in NATO üyeliği önündeki en büyük engelin kalkması anlamına gelecektir. Bu nedenle mesele sadece NATO'dan çıkmak değil, Türkiye'nin stratejik ağırlığını doğru değerlendirebilmektir.

Ancak Müslümanların güvenliğini sürekli başkalarının kurduğu mimarilere emanet etmesi de sağlıklı değildir.

Bugün dünya yeniden kutuplaşıyor.

Bir tarafta NATO öncülüğündeki Batı güvenlik sistemi...

Diğer tarafta Çin ve Rusya'nın ağırlığını hissettirdiği Doğu ekseni.

İsimler değişse de gerçek değişmiyor.

Büyük güçler önce kendi çıkarlarını koruyor.

Peki biz?

Neden hâlâ iki seçenekten birini tercih etmeye zorlanıyoruz?

Neden kendi güvenlik vizyonumuzu inşa edemiyoruz?

Yıllardır Batı'dan şikâyet ediyoruz.

Peki ümmet olarak kendi ayrılıklarımızı gidermek için ne yaptık?

Birbirimize güvenmeden nasıl ortak gelecek kuracağız?

Birlikte üretmeden nasıl bağımsız olacağız?

Bugün İslam dünyasının en büyük problemi silah eksikliği değildir.

İrade eksikliğidir.

Vizyon eksikliğidir.

Güven eksikliğidir.

Kur'an bize kuvvet hazırlamamızı emrediyor.

Kuvvet sadece silah değildir.

Kuvvet, ilimdir.

Teknolojidir.

Ekonomidir.

Birliktir.

Ortak iradedir.

Evet, Batı'nın çifte standardı vardır.

Uluslararası sistem adaletsizdir.

Bunlar doğrudur.

Ama şu soruyu da sormalıyız.

Biz ümmet olarak nerede hata yaptık?

Kur'an birlik emretti.

Biz ayrıştık.

Kardeşlik emretti.

Biz farklılıklarımızı kardeşliğimizin önüne geçirdik.

Bugün elliden fazla Müslüman devlet var.

Ama ortak bir savunma politikamız yok.

Ortak bir kriz masamız yok.

Ortak bir caydırıcılık gücümüz yok.

Bize düşen, Batı'nın kurduğu düzeni eleştirmekten önce kendi medeniyet tasavvurumuzu yeniden ayağa kaldırmaktır.

Çünkü kendi gücünü üretmeyen, başkasının gücüne muhtaç olur.

Kendi sözünü söylemeyen, başkasının cümlelerini tekrar eder.

Kendi güvenlik mimarisini kuramayan ise başkasının güvenlik şemsiyesi altında yaşamak zorunda kalır.

Ben NATO'yu övmüyorum.

Kuru bir NATO karşıtlığı da yapmıyorum.

Bizim meselemiz bir ittifakın yanında ya da karşısında olmak değildir.

Bizim meselemiz, ümmetin yeniden özne haline gelebilmesidir.

Bize düşen zihnimizi sömürgeleşmekten kurtarmak, kurumlarımızı güçlendirmek ve önce kendimizi değiştirmektir.

Ümmet yeniden ayağa kalkacaksa bu öfkeyle değil ilimle, hikmetle, üretimle ve ortak iradeyle olacaktır.

İşte o zaman NATO tartışmaları bugünkü anlamını yitirecektir.

Çünkü bağımsız olan, başkalarının kurduğu güvenlik düzenlerine mahkum olmaz.

Kendi güvenliğini, kendi aklıyla ve kendi imkânlarıyla inşa eder.

Hedefimiz, Batı'nın ya da Doğu'nun gölgesinde kendine yer arayan bir ümmet değil, Allah'ın emrettiği vahdeti kuşanmış, ilimde, teknolojide, ekonomide ve savunmada güçlü, adaletin tarafında duran, mazlumun umudu olan bir ümmet olmaktır.

Biz ne zaman yeniden kendi gücümüz olacağız?

cevap aramamız gereken asıl soru budur.