Süleyman Seyfi Öğün Hoca’mızın, 17 Haziran 2026 tarihli Yeni Şafak'ta yayımlanan "Yavrulamak Üzere Olan NATO'ya Dâir" başlıklı yazısını dikkatle okudum. Süleyman Seyfi Öğün, uzun yıllardır Türkiye'de sadece gündelik siyaseti değil, onun arkasındaki tarihî ve jeopolitik akışları anlamaya çalışan ender entelektüellerden biridir. Bu sebeple yazıyı, bir köşe yazısından ziyade, üzerinde düşünülmesi gereken bir stratejik muhakeme metni olarak değerlendirdim.
Yazının en dikkat çekici tarafı, İran-ABD gerilimini tek başına ele almak yerine, onu yeni bir küresel ve bölgesel güvenlik mimarisinin habercisi olarak okumasıdır. Öğün'e göre karşımızda sadece bir savaş yahut bir ateşkes süreci değil; aynı zamanda NATO'nun yeniden üretildiği, Avrupa ve Ortadoğu'da farklı güvenlik katmanlarına ayrıldığı yeni bir dönem bulunmaktadır.
Kanaatimce yazının en güçlü tarafı da tam burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü günümüzde pek çok analiz, hadiseleri günübirlik gelişmeler üzerinden okumakta, devletlerin ve ittifakların uzun vadeli dönüşümlerini gözden kaçırmaktadır. Öğün ise dikkatini olaylara değil, yapılara çevirmektedir. Bu yönüyle yazı, okuyucuyu günlük haber akışının dışına çıkarmayı başarmaktadır.
Özellikle ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmediği, aksine bölgedeki maliyetlerini azaltacak yeni güvenlik mekanizmaları aradığı yönündeki tespiti son derece kıymetlidir. Zira son yıllarda sıkça dile getirilen "ABD Ortadoğu'yu terk ediyor" söylemi, çoğu zaman askerî varlığın biçim değiştirmesi ile nüfuzun sona ermesi birbirine karıştırılmaktadır. Oysa tarih bize büyük güçlerin nüfuz alanlarını tamamen terk etmekten ziyade yeniden organize etmeyi tercih ettiğini göstermektedir.
Aynı şekilde NATO'nun giderek daha fazla Avrupa merkezli bir karakter kazanacağı yönündeki yaklaşım da üzerinde durulmayı hak etmektedir. Rusya-Ukrayna savaşından sonra Avrupa'nın hızla askerîleşmesi, savunma harcamalarının artması ve Avrupa Birliği içerisinde stratejik özerklik tartışmalarının güçlenmesi, bu tezi göz ardı etmeyi zorlaştırmaktadır.
Ancak tam da bu noktada, yazının daha fazla müzakere edilmesi gereken tarafları ortaya çıkmaktadır.
Mesela yazının merkezinde yer alan "Ortadoğu NATO'su" fikri son derece dikkat çekicidir. Türkiye, Pakistan ve Mısır'ın merkezinde bulunduğu, Körfez sermayesi tarafından desteklenen ve İran'ın çevrelenmesini hedefleyen böyle bir yapının hangi somut jeopolitik dinamikler üzerinden yükseleceği? sorusu açıklanmaya muhtaç görünmektedir.
Türkiye'nin son yirmi yılda takip ettiği dış politika çizgisi incelendiğinde, Ankara'nın İran ile hem rekabet eden hem de iş birliği yapan karmaşık bir ilişki ağı geliştirdiği görülmektedir. Dahası Türkiye, bölgesel meselelerde mezhep temelli bloklaşmalardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışmıştır. Bu sebeple Türkiye'nin İran karşıtı bir güvenlik mimarisinin ana omurgalarından biri hâline geleceği varsayımı, ayrıca temellendirilmeyi gerektirmektedir.
Bu noktada Süleyman Hoca'nın tezini daha ileri taşıyabilecek iki sorunun cevaplandırılmasının son derece önemli olduğunu düşünüyorum.
Birinci soru şudur:
Eğer Avrupa NATO'su ve Ortadoğu NATO'su şeklinde iki yeni güvenlik alanı ortaya çıkıyorsa, bu yapıların stratejik merkezi neresi olacaktır? Washington mu, Brüksel mi, Londra mı? Yoksa bunların üzerinde yeni bir karar alma mekanizması mı şekillenmektedir? Çünkü ittifakların mahiyetini belirleyen şey sadece askerî güç değil, karar verme yetkisinin kimde toplandığı da oldukça önemlidir.
İkinci ve daha kritik soru ise şudur:
Türkiye'nin dâhil olacağı varsayılan yeni “Ortadoğu” güvenlik sistemi İran'ı çevrelemeyi hedefliyorsa, bu durum Türkiye'nin son yıllarda inşa etmeye çalıştığı Mavi Vatan, Türk Devletleri Teşkilatı ve çok kutuplu dış politika stratejisiyle nasıl bağdaşacaktır?
Başka bir ifadeyle Türkiye bu denklemde kurucu bir özne mi olacaktır? Yoksa başkalarının tasarladığı bir güvenlik mimarisinin uygulayıcı unsurlarından biri mi olacaktir?
Kanaatimce yazının düğüm noktası da tam olarak buradadır. Belki de Süleyman Hocamız ilerleyen yazılarında bu sorulara da cevap vererek tartışmayı daha ileri bir aşamaya taşıyacaktır. Zira bazı yazılar sonuçlarından çok, açtıkları düşünce yollarıyla kıymet kazanır. "Yavrulamak Üzere Olan NATO'ya Dâir" başlıklı yazı da bana göre bunlardan biridir. Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, tam da budur.