Artık tahmin yapmak ve bu tahminleri bir zincir düzenine sokmak gerçekten çok zorlaştı.
Bazı şeyler çok net olmakla beraber bazılarıysa zifiri karanlık.
Bir yandan dünyanın üzerindeki ekonomik yükü çekmekte zorlandığını iliklerimize kadar hissederken, diğer yandan teknoloji tarafında her geçen gün bambaşka bir eşiğin aşıldığına şahitlik ediyoruz. İkisinin aynı ana denk gelmesinin nedeni ise son 10 yıldır küresel bir gelir eşitsizliği oluşturma planının itina ile uygulanması suretiyle en tepedekilerin, yani ilk %1’in çıldırtıcı seviyede zenginleşmesi ve çok güçlü bir zincir oluşturmayı başarabilmesi.
Karşımızda ne yazık ki çok az seçenek var. En doğrusuyla devam etmek zorundayız. Ne başarısızlığa ne de verimsizliğe tahammülümüz var…
Tüm bunlarla beraber küresel karneye baktığımızda, bu soygun sürecinin en büyük aparatı olan faiz bıçağının en keskininin bunca millet içinde bizim boğazımıza dayandığını görmek hem çok üzücü hem de çok ürkütücü.
Hiçbir ülke bu kadar uzun süre böylesine devasa bir faize dayanamaz. Kredisini ödemek için kredi çeken koca koca firmaların sayısı akıl almaz derecelere ulaştı. Vatandaş 90’lı yıllarda çatılarda beslediği Mardin taklacı güvercinlerini artık cebinde kart olarak taşıyor. Borç ödemek için kredi çeken milyonlar oluştu. Hepsi aynı anda sabah uyandıklarından akşam yatana kadar bu dipsiz faiz çukuruna emeklerini boca ediyorlar. Kendileri aç kalma pahasına…
Böyle bir ortamda faizi artırsanız vatandaşın ne işe yarayacak. İndirseniz de olmaz. Bu sefer de hem dişe dokunmayacağı gibi hem de azıcık döviz hareketlense yine işin sonu enflasyonda artışa dönüşecek.
İktisatçılık değnek mühendisliğine döndü. İki ucuyla da muhattap olmadan değneği taşımaya çalışıyoruz ama onun da maliyeti çok yüksek.
Geriye tek bir tutunacak yer kaldı bence artık. Yapılandırma…
Yeni kredilerin, kredi taksiti ödeme amaçlı çekilip hepten verimsizlik üretimine neden olmalarından ötürü, işini bir şekilde özsermayesiyle götürenlere de yeterli kaynak ulaşmıyor. Herkesin krediye bu kadar muhtaç olduğu bir durumdayken üstüne bir de ihtiyati tedbirlerle kredi muslukları tıkanıyor.
Tüm bunları yaparsanız kurunun yanında yaş da gider. Yani sadece zombileri değil işleyen şirketleri de yaralarsınız. Madem tedbir var o zaman rehabilite şansı da verileli. Tabiki hak edene…
Konkordato yerine keşke önceki yıllarda da belli temel şartlara uyanlara finansal yapılandırma hakkı tanınsaydı. Bugün şartlarımız çok daha farklı olurdu.
Son 3 yıl hepimizi çok yordu. Kamuyu da özel sektörü de hane halkını da.Herkese rahat bir nefes aldırmak için ne seçime ne de sonrasında daha da nefes kesecek seçim ekonomilerine ihtiyaç var. Büyük bir yapılandırma programı herkesin hem moralini toparlar, hem odaklanmasını yükseltir, hem de enflasyonu fırlatmadan yeni bir program açılımıyla taze bir başlangıç yapılmış olur.
(Elbette bu yapılandırma sadece bankalar ve finans kuruluşları tarafında olmamalı. Vergi tarafı da katılmalı.)
Bu işten en çok zararı bankalar görecek gibi gözükse de doğru yönetilirse ödediğimiz on milyarlarca dolarlık bütçe faizlerinin yanında çok daha avantajlı hale gelir. Böylesine büyük bir kaynak, tüm bankaların evet diyeceği bir programa ilişkin iradenin oluşmasında fazlasıyla etkili olur.