Kıymetli okurlarım, bugünün Nizam Sağlayıcıları, dünyanın neresinde -"Biz sorun çözüyoruz" deseler... Tahmin ediliyor ki, orada üzerine çökülecek bir menfaat var.
Evet Afganistan'da da, Irak'ta da konu hep böyle oldu. Hani Saddam'ın "Kitle İmha Silahları" vardı ya... Nereye gitti onlar? Maalesef adamın başını pisi pisine yediler.
Bunu hatırlattım... Çünkü aynı Nizam Sağlayıcılar, şimdide Afrika'nın yeraltı zenginliklerine gözlerini dikmiş durumdalar... Ha bu niyetlerini de merçe ifade etmiyorlar... Kendilerince bir gerekçe icat etmeye çalışıyorlar...
Karşılaştırabilme adına birazdan yazacağım örneği, zihninizde canlandırmanızı istiyorum. Efendim Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethetmek için Bizans Surlarına yaklaştığında, dönemin Kıralı Alimleri topluyor.
Ve onlara, -"Biz bu savaşı kazanabilir miyiz?" diye soruyor. Alimlerden iki tanesi de: -"Hayır kazanamayız" diye cevap veriyor. Gerekçe olarak da, Askerin birbirine güvenememesini göstiriyorlar...
Tabi Bizans Kıralı bu cevabı beğenmeyerek, o iki Alimi zindana attırıyor. Fatih Sultan Mehmet de, İstanbul'u fethettiğinde bu Alimleri serbest bırakıp, gözlem yapmak üzere Anadolu'ya gönderiyor.
İşte Benim Ecdadım...
Kıymetli okurlar, Fatih'in gönderdiği Alimler Anadolu'da şöyle bir dava konusuyla karşılaşıyorlar. Birinin parayla aldıüğı tarlada altınlar çıkıyor.
Adam altınları aldığı gibi, tarlanın ilk sahibine götürüp vermek istiyor. O da: -"Bu altınlar senindir... Ben tarlayı sana her şeyiyle birlikte sattım" diyor. Altınlar üzerinde anlaşamadıkları içinde, konu Mahkemeye intikal ediyor.
Evet evet, şimdi zihni bir ekran gibi ikiye bölüp; bir tarafına demin anlattığım olayı, öbür tarafınada günümüzde zenginliklere sorgusuz sualsiz çökenleri koyma zamanı geldi.
Sizi bilmem... Lakin ben bu iki farklı manzara karşısında, "Ne Günlere kaldık" diyor. Başka da bir şey demiyorum. Şanssız zamanlardayız vesselam...