Bir milleti ve medeniyetini ayakta tutan, yetiştirdiği büyük şahsiyetler ve gönül sultanlarıdır. Tarihe bu gözle baktığımızda Anadolu'nun gerçek fatihlerinin yalnızca Malazgirt'te kılıç sallayan gaziler olmadığını görürüz. Anadolu'yu asıl vatan yapanlar, bu toprakların ruhunu inşa eden irfan erleridir.
Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te açtığı kapıdan Anadolu'ya yalnızca Türk orduları girmedi. O kapıdan, bu topraklarda kök salacak büyük bir medeniyet tasavvuru da içeri girdi. Karşılarında sadece fethedilecek kaleler değil; ilimle, irfanla ve ahlakla yeniden inşa edilecek bir yurt vardı.
Ardından Yunus Emre geldi... Sadece şiir yazmadı; Türkçeyi gönül dili hâline getirdi. Sekiz asır geçmesine rağmen hâlâ "Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü" sözü, bu milletin sinesinde yaşamaya devam ediyor.
Konya'da Mevlânâ, sevginin, merhametin ve insan olmanın evrensel dilini bütün dünyaya duyurdu. Asırları aşan mesajıyla insanlığı kin yerine muhabbete, ayrılık yerine birlik ve kardeşliğe davet etti.
İbnü'l-Arabî ise İslam düşüncesinin zirvelerinden birini temsil etti. Eserlerinde yalnızca kendi çağını değil, yüzyılları etkileyen bir düşünce inşa etti. Onun hikmet anlayışı, ilim ile amelin ayrılmaz olduğunu; insanın önce kendisini tanıması gerektiğini ortaya koydu. O şöyle dedi Öfke, kalbin karanlığıdır, kimi seviyorsan herkesin yüzünde onu görürsün.
Hacı Bektaş Veli, Anadolu'nun sosyal dokusunu mayalayan isimlerden biri oldu. İnsan sevgisini, paylaşmayı ve birlik ruhunu Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar taşıdı. İncinsen de incitme sözü, hala Anadolu’da halkın dilindedir.
Hacı Bayram Veli, Ankara'da sadece talebe yetiştirmedi; şehir inşa etti, üretimi teşvik etti, çalışmayı ibadet anlayışıyla birleştirdi. Onun yetiştirdiği Akşemseddin ise İstanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed'in en büyük manevi rehberlerindendi.
Daha sonra Erzurumlu İbrahim Hakkı geldi. Marifetnâme'siyle dini ilimlerle astronomiyi, matematiği, tıbbı ve tabiat bilgisini aynı potada buluşturdu.
Dikkat ediniz...
Bu isimlerin hiçbiri sadece tekke şeyhi değildi. Hiçbiri sadece vaiz değildi. Hiçbiri yalnızca şair değildi. Aynı zamanda eğitimciydiler, düşünürdüler, toplum önderiydiler, sanatkârdılar ve en önemlisi örnek insanlardı.
Kendi kendimize şu soruyu soralım;
Neden artık Yunus Emre yetişmiyor? Neden yeni bir Mevlânâ çıkmıyor? Neden yeni bir İbnü'l-Arabî, yeni bir Hacı Bayram Veli, yeni bir Erzurumlu İbrahim Hakkı göremiyoruz?
Bu sorunun cevabını sadece kişilerde aramak doğru olmaz.
Çünkü büyük insanlar, büyük medeniyet iklimlerinde yetişir.
Bugün bilgi var; fakat hikmet eksik...
Kariyer var; ancak irfan eksik...
İletişim var; fakat gönül bağı zayıf...
Artık sohbet meclisleri yok...
Talebe yetiştiren gönül insanları azalıyor...
Çok büyük kütüphanelerimiz var; ama kitapla kurulan dostluklarımız zayıflıyor.
Eskiden insanlar ömürlerini insan yetiştirmeye adıyordu; bugün ise çoğu zaman görünür olmaya çalışıyor. Eskiden dergâhlarda nefis terbiyesi konuşulurdu; bugün ekranlarda nefisler alkışlanıyor. Eskiden ilim, insanı tevazuya götürürdü; bugün çoğu zaman bilgi, insanı kibre sürüklüyor.
Elbette bugün de değerli ilim insanları, gönül ehli hocalar ve samimi hizmet erbabı vardır. Onların emeklerini görmezden gelmek doğru değildir. Ancak toplumun tamamını etkileyen, asırları aşan, farklı kesimleri ortak bir ahlak ve medeniyet anlayışında buluşturan ölçekte şahsiyetler artık çok daha seyrek ortaya çıkmaktadır.
Belki de asıl mesele, yeni bir Yunus'un doğmaması değil; Yunus'u yetiştirecek mayayı kaybetmiş olmamızdır. Yeni bir Mevlânâ'nın çıkmaması değil; Mevlânâ'yı yetiştiren ilim ve irfan ocağını ihmal etmemizdir. Yeni bir İbnü'l-Arabî'nin yetişmemesi değil; tefekkürü, hikmeti ve derin düşünceyi hayatımızın merkezinden uzaklaştırmış olmamızdır.
Bugün Anadolu'nun yeniden ayağa kalkması, sadece ekonomik kalkınmayla, teknolojik gelişmeyle veya güçlü altyapı projeleriyle mümkün değildir. Bunlar elbette gereklidir. Fakat bunların yanında yeni Yunuslar, yeni Mevlânâlar, yeni Hacı Bayramlar, yeni İbrahim Hakkılar yetiştirecek bir eğitim ve kültür iklimine de ihtiyaç vardır.
Çünkü Anadolu'nun gerçek mayası; gönüldür, hikmettir ve irfandır.