Amerikalı yönetici elitler, hem ülke içinde hem de dünyada; dipçik zoru ile siyasi, ekonomik ve kültürel hakimiyet kurma hususunda çok kaba, pervasız ve utanmazdırlar. Bunların demokrasi algı ve uygulamaları hilelidir ve çoğunlukla zencilerden ve Latinlerden oluşan topluluklara karşı sosyal adalet ve eşitlikten uzaktır. ABD'de gelir dağılımı adaletsizliği her geçen yıl artıyor. Daha geçen yılki verilere göre, ABD'de % 10'luk bir mutlu azınlık, tüm gelirin % 75.4'ünü adeta yağmalarken nüfusun %90'ı sadece %24'ü ile hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Finans sektörü aktörlerine göre, gelir akışı büyük bir ekonomik bunalımın kenarına kadar gelip dayandı. Ekonomik olarak orta sınıfın altında yer alan milyonlarca Amerikalı giderek yoksullaştı. Amerikan elitini oluşturan azınlık sınırsız ve haksız imkan ve ayrıcalıklardan faydalanarak; fakir fukaranın hakkını çalarak semirirken, milyonlarca Amerikalı evlerini ve birikimlerini kaybettiler. "Fırsatlar ve özgürlükler ülkesi" slogan ve yaftası artık yaşanan trajediler yanında anlam ve değerini yitiren boş bir söz haline geldi.
Başta FOX Haber kanalı gibi sahibinin sesi medya organları, bazen gizli, bazen aşikar biçimde, Amerikan elitinin 2 siyasi merkezi Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında salınıp duran cahil halka yapay ve üretilmiş bir memnuniyet resmi dayatmaktadır. 11 eylül 2001, saldırıları sonrasında, özellikle Siyonist çevrelerin kontrolünde olan medya, sahte korkular üzerinden "teröre karşı savaş" ve "ulusal güvenlik" adına özgürlüklerin kısıtlandığı bir atmosferi meşrulaştırmanın enstrümanı haline geldi. Bu medya hokus pokusu sonucunda, artık ortalama Amerikan vatandaşlarının sadece % 27'si, 2001 öncesi görüşlerine sadık kalmıştır. Amerikan toplumu içinde sosyal barış da kırılmalara maruz kalmıştır. Bu kaotik ortamda beyaz Amerikan polisinin, özellikle siyahi, latin ve Müslüman kökenli vatandaşlara yaklaşım ve uygulamaları giderek sertleşmiş durumdadır. Yaşanan son olaylar bunu doğrulamaktadır. Yoksul ve zenci vatandaş Eric Garner'ı boğarak ölümüne sebep olan New York Polis Departmanı'ndan polis memurunun ve Ferguson kasabasında hunharca öldürülen Michael Brown'un katili polisin yargılanmasına bile gerek olmadığı kararının verilmesi o meşhur Amerikan Rüyası toplumunu Amerikan Kabusu'na çevirmiş durumda.
Dünyada askeri gücünden kaynaklanan avantajı ile vahşi bir kovboy edası ile terör estiren bu yaklaşım kendi içinde de daha da artan bir eğilimle kendi vatandaşlarına karşı adaletsiz ve baskıcı uygulamalarla tezahür etmektedir. ABD, hem tüm dünyada zulüm ve ölümlerine sebep olduğu masumların hem de haksız yere ölen, itilip kakılan kendi vatandaşlarının ah'ını almanın bedelini ödeyecektir.
6 küçük çocuğunu sokaklarda sigara satarak doyurmaya çalışırken, boğazı sıkılarak öldürülen Eric Garner'ın son sözleri: "Nefes alamıyorum" olmuştu. Bu trajik an binlerce tv ve medya organından yayınlandı. Eric Garner öldü. Şimdi New York'tan Kabil'e kadar milyonlarca masum, mazlum ve mustazaf da havasızlıktan: "Nefes alamıyorum" diyor. Dünyevi güç ve ayrıcalıklarına güvenerek, insanlığın boğazını sıkan zalimler ve ezenler, o masumların ve soludukları havayı yaratan ADİL ve KAHHAR olan Allah'ı ihmal etmenin cezasını dünya ve ahirette ödeyecekler. Ancak şu hakikati de çok iyi bilmeliyiz ki: "Mazlumlar ayağa kalkmadıkça, zalimler diz çökmez!"
İKİ DOĞU ve İKİ BATI'nın Rabbine emanet olunuz....