"Neyse"ler...

"Neyse"; söylenmemiş sözlerin nüvesidir, çekirdeğidir. Bazen can simidi olur "neyse" demek. Haksızlığı hak edinmiş insanların karşısında, söylenecek söz zulmü artıracak ya da hakikati ve kelimeleri yoracak ise; bari kışı yaşamaktansa sonbahar olsun susmak... Boşadır konuşmak, "Neyse..."

Hakikat gürültüyü sevmez, "sus" der. Tahammül bitince sırtı sıvazlar, "sabret" der, "Neyse..." Kör olmayan, insafla görür ve işitir hakikati; ama ene başa bela olur, engel olur. Zalim, zulmünü beslemekle beslenir; hiç ona hakikat belletilir mi?

Ve anlatılamaz güzellikler için de "Neyse..." Deriz. Öyle güzel "Neyse..." Olur ki...

İşte insana "neyse" dedirten bazı ruh hâlleri:

"Neyse" - 1

Dört duvar, bir ihtiyar;

İmanı dağlar kadar.

Derdi neymiş?

Hakaik-i imaniyenin neşri...

Şarktan sürgünle gelmiş;

Yılmamış, ürkmemiş, hakikati söylemiş.

Tahammül edemedi zındıklar;

Hayatı zindan ettiler, "Neyse..."

Adı Said ama ne Said...

Namı Bediüzzaman;

Dilinde hak ve hakikat her zaman.

Verdiler defalarca zehir,

Ne dinleri vardı ne iman!

Ne cennet sevdası, ne cehennem korkusu;

Milletin imanının selameti derdindeydi Bediüzzaman.

Zalimlere hangi sözü söylesek,

Soğumaz bu yürek, "Neyse..."

Bilim ve felsefe getirdi şüpheler,

Bütün şüpheleri yok etti Nur'dan reçeteler...

Çılgına döndüler dinsiz zalimler, "Neyse..."

"Neyse" - 2

Çocuktuk, sessiz duralım diye

Saydırırlardı postun kıllarını.

Omuzlardık en ağır yük gibi dakikaları;

Bildiğim sayı azdı, tekrar olurdu ve susardım.

Dinlerdim içimdeki ıslıkları, "Neyse..."

"Neyse" - 3

Zaman, çok şeyleri alıp gider;

Ruhu yakan kezzap kelimeler...

Elbette silinir, silinmez sanılan yüzler.

Ameliyata girerken, arkamda yaşlı gözler...

Neşter, acı çektiren böbrek taşını bekler.

Oturup saymaya bir ömür mü yeter? "Neyse...

"Neyse" - 4

Vedalaşma vaktidir sonbahar,

Gidendir tutunamayan yapraklar.

Mevsimi olmaz gidenlerin;

Haziranda da düşer yapraklar.

Kefen giyen toprağı yırtar yeni bir bahar,

Çok diriliş var, hayret şüphelere... "Neyse..."

Hüzünler de sonbahardır;

Gittiğinde, tutunamayanlar kalbe dökülür.

"Ben geldim" demiştim,

Aslında hiç gitmemiştim, "Neyse..."

Yağmur beklenir birlikte ağlamak için

Ve geçit vermez güneşe kara bulutlar.

Buluttan güneş sağılmaz mı?

Niçin üzerime yağar sensizlik? "Neyse..."

Şimdi ağlama vaktidir,

Yüzüme yağmur damlaları düşerken.

Hasret varken sabah olur mu erken?

Bir umut, kapı çalınır, gelir mi beklenen?

Uzaklara bakıp, derinden bir sözcük: "Neyse..."

"Neyse" - 5

Kırık bir tekne, tek bir kürek;

Olsaydık tek yürek,

Kalır mıydık ummanda? "Neyse..."

Nasıl gittin, nereye gittin bilmem.

Kalmadı bende bir hatıran; sadece dudaklarımda: "Neyse..."

"Neyse" - 6

Gelmiştim Ravza’na, en pejmürde bir hâl...

Çevirme geri, beni de şefaatinin dairesine al.

Birlikte el açıp yalvardık Allah'a;

Yakın olmak lazımmış, ne gerek var uzaklara? "Neyse..."

Ne desem, ne söylesem bilmem, dil olmuştur lâl.

Bulsam bir kelime tutunacağım, tırmanacağım... "Neyse..."

Sonra ayrılık vakti ve içimde feryatlı bir veda;

Şimdi başkaları vuslatta, huzur dolu Ravza'da.

Göğsüme basmışım koca bir buket,

Almışım randevu Efendimiz'den, gidilir elbet.

Koşuyordum... Koşuyordum... Koşuyordum...

Uyandım, meğer rüyadaymışım.

Düğümlendi boğazım,

Şimdi aklım hep oralarda...

Ne desem bilmem ki, "Neyse..."

Yürüdüm dalgaların yakınında; köpük köpük öptü kunduramı.

Eğildim, avuçladım ıslak kumu; gözlerim uzaklarda... "Neyse..."

Kalakaldım öyle; oysa anlatacak ne çok şey vardı.

Kâinat mı küçüldü, yoksa yüreğime göğsüm mü dar?

Söylenecek koca sözler var ama bilirim, zerre gibiyim. "Neyse..."

Bir bardak çay, radyoda bir gazel:

"A Sultanım sefa geldin..."

Ah ki yâ Resulullah, ben sana sözlerin en güzelini söyleyemedim!

Yandım...

Tazelendim, yeniden hasretle yandım; şifayı salavatta buldum.

"Neyse..."