Nüfus en büyük zenginliktir, hele de nitelikli insan gücünüz varsa. Her şey insanla oluyor, aynı zamanda her şey insan için oluyor. En azından bütün çabaların insan için olduğu söyleniyor. Elbette bunu laf olsun diye söyleyenler de var. Bunları bir kenara bırakacak olursak, her insanın bir başkasına hayat ve ruh verme amacıyla bir bedeni taşıdığı muhakkak. Hele de kadın söz konusu olduğunda akan sular durur. Onun varlık sebebi analık ve fedakârlık. Tersinden okuyacak olursak, ana olma ve bir can suyu olma hakkından mahrum olan bir kadın için, hayat da çoğu zaman çekilmezdir. Dolayısıyla bir kadın için normal şartlar içerisinde evlenmek, evine hizmet etmek, evinde sekinet bulmak, çocuk sahibi olmak, onlarla eğlenmek ve birlikte büyümek belki de bu dünyadaki en büyük devlettir. O, bütün bunları bir hazine ve zenginlik bilir, yuvasının ve evlatlarının olmadığı bir dünyayı ise kederli mekân addeder. Kadının bu özelliği elbette yurt yuva kurduğu eşi ile daha da anlamlı hale gelir; ikisi birbirini tamamlar. Evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı teşvik, gerektiğinde ise emreden dinimizdir. Bizim kendi medeniyetimiz de anaçlık temellidir. Bizde ana her şeydir. Hatta vatanımızın adı da Anadolu’dur. Demem o ki bu toprağın insanı anaya da analığa da sahip çıkar, onu himaye eder. Bununla birlikte son yıllarda neden bu topraklarda çocuk doğurmak ve ana olmak ısrarla teşvik edilecek derecede biz analıktan, evlatlıktan ve yurt yuva sahibi olmaktan uzak düştük. Yok mu bunun bir tedavisi? Elbette Allah dert vermişse dermanını da mutlaka göstermiştir. Bugün aile ve çocuk konusunda dertli isek bunun da elbette birden çok dermanı var.
Yaşadığımız hayattan şunu biliyoruz ki; şehirde olmak ve o kalabalık içerisinde var olmaya çalışmak aileler için büyük bir sorun. Sadece maddi olarak değil, himaye olarak da şehirde ailenin büyümesini sağlamak, çocukların geleceğe hazırlanmasını temin etmek çok zor. Hele de anne ile babanın gününün büyük bir bölümünü trafikte ve işyerinde geçirmek zorunda olduğu ebeveynler için çocuğun büyütülmesi, sağlıklı gıda ile beslenmesi, terbiye edilmesi, oyun ve arkadaş ihtiyacının giderilmesi, okula gidiş dönüşü, okul sonrası evde tek başına kalması ve daha pek çok husus çok veya bırakın çoğu çocuk sahibi olmanın önündeki en büyük engeller olarak görülüyor.
Benim naçizane kanaatim; insanımıza çocukları ve geniş aileleri için analık ve babalık yapma hak ve imkanını sağlamalıyız. Buna mesken, gıda ve binek de dahil. Doğal yaşamı hayatın bir olağanı haline getirmek suretiyle insanımıza doğduğu topraklarda da doyup, büyüyüp, eğitim alıp hayatını kazanabileceğini, eskiden olduğu gibi o köy ve mahallelerde cıvıl cıvıl bir hayatın, geniş ailelerin, tarım ve hayvancılığın, bunlarla yetinmeyenler için güçlü alt yapılar kurmak suretiyle uzaktan da dünyaya açılabileceği kazanç kapılarının olduğunu göstermek gerekir.
Kısacası nüfusu artırmak, sokaklarımızı çocukların neşesiyle doldurmak istiyorsak, şehir karaşından uzak doğal hayata ve güvene dayalı sakin bir dünyayı/yerleşim alanını kurmak zorundayız. Böyle bir hayat zaten istemesek de bizim için nüfusun ne kadar gerekli olduğunu gösterecektir. Bu nedenle insanımızın nüfus artışının gerekliliği karşısında çekincede kalmasının asıl nedeni çocuk sayısı değil, çocuğun kimler tarafından nasıl bakılacağı hususundaki haklı endişeleridir.