Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Romanya’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret kapsamında temaslarını tamamlayarak, TRT Haber'e gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Zagreb’de düzenlenen Üç Deniz Girişimi Zirvesi ve bölgesel gelişmelere ilişkin konuşan Kurtulmuş, Türkiye’nin bu platformdaki stratejik rolünün altını çizdi.
"Türkiye ilk kez stratejik ortak olarak yer aldı"
Adriyatik, Karadeniz ve Baltık denizi arasındaki ülkelerin oluşturduğu Üç Deniz Girişimi'nin Zagreb’deki toplantısını "fevkalade önemli" olarak nitelendiren Kurtulmuş, Türkiye'nin bu süreçte yeni bir safhaya geçtiğini belirtti. Kurtulmuş, "Türkiye olarak biz burada stratejik ortak olarak ilk kez yer aldık. Hem genel konferans hem de ikili görüşmelerimiz oldukça verimli geçti." dedi.
NATO ve AB’ye "fonksiyon" eleştirisi
Küresel sistemin içerisinde bulunduğu tıkanıklığa işaret eden Kurtulmuş, Avrupa ve Transatlantik ilişkilerindeki çatlakların yeni arayışları beraberinde getirdiğini vurguladı. Mevcut uluslararası kurumların yetersiz kaldığını savunan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı;
Dünyadaki son gelişmeler; NATO’nun ve Avrupa Birliği’nin artık eskisi gibi fonksiyonlarını yerine getiremiyor olması, özellikle Ukrayna savaşıyla birlikte NATO’nun tamamıyla fonksiyonsuz hale gelmesi ve Avrupa Birliği’nin ciddi bir türbülans içerisinde bulunması tabloyu netleştiriyor. Hele ki Euro-Atlantik ekseninde, yani Amerika ile Avrupa arasındaki çelişkiler, ülkeleri ister istemez yeni birtakım arayışlara itiyor.
Kurtulmuş, şöyle devam etti;
Bunların en başında da madem böyle topluca Avrupa Birliği ve NATO herhangi bir şekilde bizim güvenliğimizi sağlayacak imkanlara sahip değil, dolayısıyla ikili ilişkilerin artırılması konusunda da, biz de bunu sürekli tavsiye ediyoruz, telkin ediyoruz, bir arayış içerisinde oldukları görülüyor. Tabii ki bu bölgenin önemli bir ülkesi, istikrar içerisinde olan bir ülke ve sürekli gelişmekte olan bir ülke olarak da Türkiye bütün bu saydığımız ülkeler için ciddi şekilde dikkat çeken bir ülke.
"Türkiye ilişkilerin artırılmasına değer bir ülke"
Bugün burada iki gündür devam ettiğimiz temaslarda hem Senato Başkanı, hem Başbakan, hem de bugün Romanya Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde de Türkiye’nin önemini ne kadar yakinen kavradıklarını bir kere daha biz de anlamış olduk. Bunlarla zaten Romanya ile stratejik ittifakımız var ve NATO kapsamında ortak bir takım misyonlarımız var. Ayrıca ikili ticaret hacmimizin fevkalade güçlü olduğu 13,5 milyar dolar seviyelerine çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla burada Türkiye güven veren bir ülke olarak, istikrar telkin eden, itimat telkin eden bir ülke olarak bütün ülkeler için de, bu bölgedeki ülkeler için de dikkat çeken ve ilişkilerin artırılmasına değer bir ülke olarak telakki ediliyor.
"Terörsüz Türkiye çalışmalarına tam vaktinde başlamışız"
(Terörsüz Türkiye süreci) Bölgedeki gelişmelere baktığımız zaman her gün karşılaştığımız yeni türbülanslar, yeni bir takım kırılganlıklar bize "Ya iyi ki Terörsüz Türkiye çalışmalarına tam vaktinde başlamışız" dedirtiyor. Bölgedeki bu gelişmeler, özellikle İsrail’in Amerika’yı da yanına çekerek ortaya koyduğu saldırganlık gerçekten artık tahammül sınırlarının çok ötesindedir. Ve bu bölgede Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte başlayan süreçte etnik ve mezhebi fay hatları kışkırtılarak çatışmalar körüklenmeye çalışılıyor. Türkiye olarak biz kendimizi sağlama almak mecburiyetindeydik. Tam da bu amaçla başlamış olan bir çalışmadır.
Türkiye’nin yüz yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihimizin yaklaşık 50 yılını terörün gölgesinde geçirmişiz, büyük bedeller ödemişiz. Bunun ortadan kaldırılması ve artık terör meselesinin Türkiye Cumhuriyeti bakımından tamamen ortadan kaldırılması gerekir. Tam vaktinde, tam zamanında ve büyük bir kararlılıkla başlanmış olan teşebbüstür. Ve çok şükür işin özellikle siyasi kısmını oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi kısmı çok kısa süre içerisinde başarıyla sonuçlandı. Bütün partilerin bir araya gelerek, çok farklı fikirleri olmasına rağmen bu konuyla ilgili ortak bir raporda buluşmuş olmaları; bunu ittifakla, neredeyse ittifakla, 50 milletvekilinin sadece ikisinin şerhiyle geçmiş olması fevkalade büyük bir başarıdır.
Şimdi bunun gereklerinin yerine getirilmesi lazım. En önemli mesele tabii ki burada terör örgütünün kendisini feshettiğinin ve silahları bıraktığının tespit ve tesciliyle birlikte yasal düzenlemeler meselesine süratle geçilebilir. Bundan sonraki süreçte iş Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunan siyasi partilerin üzerindedir. Ve bu siyasi partilerimiz çok samimi bir şekilde komisyonda ortaya koydukları samimi yaklaşımların benzerini ortaya koydukları takdirde kısa süre içerisinde yasal düzenlemeler gerçekleşir diye ümit ediyorum.
Bununla da bitmez, bu düzenlemeler bitmekle birlikte artık terörü ortaya çıkaran mantalitenin, teröre zemin hazırlayan ortamların tamamen ortadan kalkmasının temin edilmesi; bunun da hiç şüphesiz ilk işi tam manasıyla birlik, beraberlik ve kardeşliğin gönülden tesis edilmesidir. Sözlerle ifade edilmesi değil. Bunun için de Türkiye çok büyük bir ivme yakaladı, çok önemli bir merhale katetti. Bu attığımız adımlardan asla geri dönüş olmayacaktır. Türkiye’de bir daha insanlarımız "Türktür, Kürttür" vesaire diyerek ayrışmayacaklar ve asla bunların ayrıştırılmasına dönük siyasetin üretilmesine de müsaade etmeyecektir bu millet. Çünkü artık bu bölge huzur istiyor, güvenlik istiyor. Türkiye de bölgenin en güvenli ülkesi olarak bu terörsüz Türkiye meselesini tamamıyla neticelendirecek bir güce, kuvvete, kudrete ama hepsinden önemlisi niyete sahiptir.
"Her zaman barış umudu var"
(ABD, İsrail - İran savaşı) Her zaman barış umudu var. Yani hiçbir savaş ilelebet devam etmez. Kaldı ki bu savaş, bugün dönseniz Amerika Birleşik Devletleri tarafında burada iki taraf var. Yani İsrail’in tarafı veya yaklaşımı başka, Amerika’nın tarafının başka olduğunu zannediyorum, düşünüyorum. Çünkü Amerika’nın esas niyeti İran’ı bir şekilde dengelemek, oradaki nükleer silahlar başta olmak üzere diğer kabiliyetlerini ortadan kaldırmak, İran yönetimini ya değiştirmek ya da kabiliyetlerini çok kısıtlı hale getirmek gibi niyetlerle yola çıktı.
Ama İsrail öyle değil. İsrail’in İran’la bir derdi yok aslında. İsrail’in derdi bölgede Büyük İsrail’i kurmak, Tanrı’nın kendilerine vadettiklerine inandıkları "Arz-ı Mevud"u gerçekleştirmek. Hazır bunun için de İslam dünyasını bu kadar bölünmüş parçalanmış, bölge ülkelerini de hele hele 1992’de Amerika’nın işgaliyle birlikte, Irak işgaliyle birlikte darmadağınık halde bulmuşken; Amerika’yı da bir şekilde ikna edip kendi yanına tamamıyla yüzde yüz çekmeyi başarmışken artık son vuruşu yapıp bölgede bir Arz-ı Mevud gerçekleştirmek istiyor.
Ama bunun da gerçekleşmeyeceğini bilmeleri lazım. Bu ham bir hayaldir, mesiyanik bir paranoyadır. Bunun üzerine siyaset inşa edilemez. Bu evet bir takım efsane kitaplarında belki yer alabilir, bir takım çağ dışı orta çağa ilişkin bir takım kitaplarda belki yer alabilir ama bugünün dünyasında böyle bir safsata dünya siyasetine yön veremez. İsrail’in bunu, Netanyahu yönetiminin bunu görmesi lazım ve gerçekten böyle baktığınız zaman irrasyonel bir bakış açısıyla davranışları hakikaten bölgeye büyük bir tedirginlik veriyor.
"Son derece karışık, kırılgan ve karanlık bir tablo ortada"
Bölge ülkelerinin hemen hemen tamamına saldırdı. Yani Lübnan’a saldırdı, Suriye’ye saldırdı, Yemen’e saldırdı, Katar’a saldırdı, İran’a saldırdı... Yani bütün bölge ülkelerine karşı saldırılarını düzenliyor ve hiçbir egemenlik haklarına saygı duymuyor. Ve ne yazık ki dünyada da böyle bir saldırganlığı durduracak küresel bir sistemin olmadığını da görüyor. Hazır Amerika’yı da Epstein dosyaları üzerinden kendi tarafına çekmeyi başarmışken son vuruşu yapıp işi bitirmeye çalışıyor. Burasından baktığınız zaman son derece karışık, kırılgan ve karanlık bir tablo ortada. Ama ben Sayın Trump’ın özellikle "Ya beni bu savaşa kim itti?" diye sözlerini arka arkaya koyduğunuz zaman böyle bir anlayışa doğru geldiğini görüyorum. Yani kolay değil. İran teslim olmayacağını ortaya koyuyor. Ümit ederiz ki bu senaryo karşısında tekrar bir müzakere imkanı doğar ve bu anlamda da özellikle Amerika ile İran arasında yapılan müzakerelerle bir barış ümidi ortaya çıkar diye temenni ediyorum.
Aksi takdirde bu savaşın böyle zaten ilelebet sürmez ama uzun bir süre devam etmesi sonucu başta Amerikan ekonomisi olmak üzere dünyanın bütün büyük ekonomilerinin hak ile yeksan olacağı, olması muhtemeldir. Yani petrolün 120 doların üstüne çıkmış olan bir petrol piyasasının dünya ne kadar buna tahammül edebilir? Ne kadar bunu finanse edebilir? Yani bunu hangi ideolojik gerekçeyle bunları örtebilir? Dolayısıyla bu savaşın sürdürülemez bir savaş olduğunu en azından Amerika'da da makul birtakım çevrelerin anlamaya başladığını görüyorum. Ümit ederim çok kısa süre içerisinde bir müzakere masası kurulur. Türkiye olarak da bizim başından beri bölgedeki bütün diğer çatışmalarda olduğu gibi burada da müzakereye yol verilmesi gerektiğini ilgili herkese tavsiye ediyoruz, telkin ediyoruz. Ümit ederiz ki bu müzakere yeniden başlatılır.