İslâm ümmetine yıllardır aynı korku fısıldandı:
“ABD’ye karşı durulmaz.”
“İsrail’e dokunulmaz.”
“Bu güçler yenilmez.”
Bu sözler sadece siyasi propaganda değildi. Bunlar, ümmetin ruhuna işlenmek istenen bir teslimiyet projesiydi. Müslümanların silahlarından önce iradeleri hedef alındı. Kalplerine korku, zihinlerine çaresizlik yerleştirildi.
Bugün birçok Müslüman toplumun içine düştüğü en büyük kriz, maddi imkânsızlık değil; öğrenilmiş çaresizliktir.
Çünkü yıllardır ekranlardan, gazetelerden, uluslararası kuruluşlardan ve diplomatik masalardan aynı mesaj yayıldı:
“Karşı koyarsanız ezilirsiniz.”
“Direnirseniz yok olursunuz.”
“Büyük güçlere rağmen hiçbir şey değişmez.”
Oysa Kur’an’ın inşa ettiği mümin karakteri korku üzerine değil, teslimiyet ve tevekkül üzerine kuruludur.
“Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.”
(Âl-i İmrân, 139)
Bugün Gazze’nin yıkılmış sokakları arasında yükselen en büyük hakikat budur. Dünyanın en ağır bombardımanlarından biri yaşandı; ama işgal rejimi insanların iradesini teslim alamadı. Çünkü iman bazen tanklardan daha güçlüdür.
Bedir’de sayı azdı ama iman büyüktü.
Hendek’te kuşatma vardı ama teslimiyet yoktu.
Firavun güçlüydü ama Musa (as) haklıydı.
Tarih boyunca zulüm hep aynı kibirle konuştu:
“Ben yenilmem.”
Ama Allah, zalimlerin saraylarını da ordularını da yerle bir etti.
Nemrut’un ateşi söndü.
Firavun denizde boğuldu.
Moğol istilaları durduruldu.
Sovyetler dağıldı.
Bugün modern dünyanın firavunları da kendilerini dokunulmaz göstermeye çalışıyor. ABD’nin küresel gücü ve işgal rejimi İsrail’in vahşeti üzerinden insanlığa korku salınıyor. Özellikle İslâm ümmetine şu psikoloji dayatılıyor:
“Siz güçsüzsünüz.”
“Siz dağınıksınız.”
“Siz hiçbir şeyi değiştiremezsiniz.”
İşte zincir tam burada başlıyor.
Çünkü insan önce zihninde yeniliyor.
Bir ümmet kendi gücüne inanmayı bıraktığında, başkalarının merhametine mahkûm hâle geliyor. Bugün birçok yönetimin sessizliği de bu korkunun ürünüdür. Koltuklarını kaybetmekten korkanlar, ümmetin izzetini kaybetmesine sessiz kaldı.
Gazze bombalanırken diplomatik cümleler kuruldu. Çocuklar enkaz altındayken kınama mesajları yayınlandı. Mescid-i Aksâ için ümmete emanet edilen bir halk, ümmetin suskunluğu içinde adeta yalnız bırakıldı.
Fakat bütün bu karanlığın içinde başka bir gerçek daha ortaya çıktı:
Korku duvarları çatlamaya başladı.
Çünkü insanlar artık şunu görüyor:
ABD mutlak güç değildir.
İşgal rejimi İsrail yenilmez değildir.
Teknoloji, hakikati tamamen susturamamaktadır.
Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan Gazze için ayağa kalktı. Üniversitelerde, meydanlarda, sokaklarda işgal rejimine karşı sesler yükseldi. Batının yıllardır inşa ettiği “ahlâk üstünlüğü” maskesi düştü.
Bugün mesele sadece bir savaş değildir. Bugün mesele, ümmetin yeniden kendi özüne dönüp dönemeyeceği meselesidir.
Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Nice az topluluklar vardır ki Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir.”
(Bakara, 249)
Müslümanların yeniden ayağa kalkabilmesi için önce zihinlerindeki esareti kırmaları gerekiyor. Çünkü özgürlük bazen bir toprak meselesinden önce bir iman meselesidir.
Resûlullah (sav) şöyle buyuruyor:
“Allah zalime mühlet verir. Fakat onu yakaladığında artık kurtuluşu olmaz.”
(Buhârî, Müslim)
Bugün ümmete düşen görev; korkuya teslim olmak değil, yeniden izzet bilincini kuşanmaktır. Çünkü zafer sadece silahla değil; imanla, sabırla ve hakikate sadakatle kazanılır.
Ve unutulmamalıdır ki Allah’ın vaadi haktır:
“Dikkat edin! Allah’ın yardımı mutlaka yakındır.”
(Bakara, 214)