Belirli günler ve haftaların varlığı milletimizi çok da hoşnut ediyor diyemeyiz. Bir yılın neredeyse tamamı kutlanan, anılan günlerle parsellenmiş durumda. Bu günleri takip edeyim desek hiç boş vaktimiz kalmaz. Bizi ilgilendiren günleri takip etmeye çalışıyoruz yetişebildiğimiz kadar.
"Sadece bir gün hatırlamanın anlamı yok. Bütün günler onların." diye başlayan cümleleri anneler, babalar, öğretmenler, yaşlılar, gaziler günlerinde sık sık duyuyoruz. Sadece o anda söylenip kalan, gönül okşayan bir cümle olmaktan öteye gitmeyen iyi niyet cümlesi olarak bunları dinlemeye, dillendirmeye devam ediyoruz.
Mevzunun dış mihraklı olmasından tutun da kapitalist sistemin bir dayatması diyerek olaya ideolojik bir anlam da yükleyenler oldukça fazla. Sonuç olarak günler, aylar gelip geçiyor; hatırlamalar ve unutmalarla çevrelenmiş bir yaşam sürmeye devam ediyoruz.
Öğretmenler Günü, toplumun neredeyse tümünü ilgilendiren bir gün. Herkesin ucundan, kıyısından öğretmenlerle bir ilgisi oluyor, olmaya devam ediyor. Sayısal anlamda da çok yüksek bir sayıya sahip olan öğretmenler her açıdan toplumun göz önündeki yerlerini kimseye kaptırmıyorlar.
Hassas bir meslek öğretmenlik. Bütün kameraların üzerinde olduğu, gün geçtikçe yaşam alanı daralmaya devam eden öğretmenlerin maaşları, özlük hakları, kılık kıyafet düzenlemeleri iyileştirilse de aslında dünden bugüne bakacak olursak öğretmenler çok rahat ve huzurlu da değiller.
Televizyonda öğretmen haberlerine bir bakın. Sanki ayarlanmış gibi Öğretmenler Günü yaklaştıkça ne kadar olumsuz haber varsa tek taraflı bir bakış açısıyla öğretmenler hak, hukuk gözetmeden ekranlara çıkarılıyor.
Toplumumuz yargısız infaza da oldukça meyilli hale geldi. Duyduğu haberin önünü ve arkasını incelemeden ne duyduysa ona göre fikir beyan etmekte bir sakınca görmüyor.
Öğrenci yasak olduğu halde sınıfa telefonla giriyor. Sınıfta olup biteni kaydediyor, sonra bu kayıtları internet ortamında paylaşıyor. Buraya kadar bir sorun yok. Görüntülerde öğretmen öğrencileri azarlıyorsa, dövüyorsa işte o zaman fırtına kopuyor.
Dayaktır, hakarettir elbette bunların savunulacak bir tarafı yok. Olayı biraz başa sarmakta fayda var.
Dersi dinlemeyen, dersi kaynatan öğrencilere uyarıda bulunan öğretmene öğrencinin verdiği cevap şu; "Hoca sen dersini anlat, bize karışma." Şimdi bu cümleyi duymazdan gelip derse devam etme yolu seçilebilir. Zaten birçok öğretmen de bu yolu seçiyor. Fakat terbiye sınırlarını zorlamaya devam eden öğrenciler çıkınca da öğretmenin sabrının taşması nedense hiç anlaşılmıyor.
Kimse çocuğunun hakarete uğramasını, şiddete maruz kalmasını istemez. Yeniçağın bir hastalığı; çocuklarımıza sınırsız öz güven aşılıyoruz. Bu öz güven öyle bir hale geliyor ki şımarıklık, kendini bilmezlik olarak çocukların kişiliğine yerleşiyor. Bana kimse bir şey yapamaz, ne de olsa ailem arkamda diye düşünen çocukların, sınıfın altını üstüne getirmesi de olağan bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.
Psikolojisi bozuk, günlük yaşantıdaki sıkıntılarını okula yansıtan öğretmenler de yok değil. Nitekim hepimiz insanız.
Öğretmen mesleğinin inceliklerine uygun şekilde mesleğini icra etmeli; öğrenciler de öğrenci gibi davranmalı. Aileler de açık yakalamak için değil işlerin yolunda gitmesi için gayret göstermeli.
Öğretmenler Günü gibi bir günden ne yazık ki en çok da öğretmenler hazzetmiyor. Eleştiri oklarının üzerlerini çevrili olmasından kaynaklanan bir tedirginlik hali ister istemez üzerlerine yapışıyor. Kolay değil malzemesi insan olan bir meslekte ömür geçirmek.