Duvara ramazana dair yazılar, ayet ve hadis astı, pencereleri süsledi. Peltek diliyle “Dede bayram geldi” diyen 3 yaşındaki torunum annesinin evdeki ramazan süslemelerini anlatıyordu. İlkokul 1’inci sınıfa giden ağabeyi (abicisi) ise “Dedem, okula da ramazan geldi.” diyor. Okuldaki ramazan etkinliklerinin çocuk üzerinde bıraktığı etkiyi çok açık bir şekilde gösteriyor. “Okula da ramazan geldi…” Çocuğun ev-okul bağını hemen kurarak hayatı daha iyi kavrayabiliyor. Millî Eğitim Bakanlığının Ramazan genelgesinin ne kadar etkili olduğunu sadece bu örnek bile anlatmaya yeter, sanırım. Tarihle, kültürle, dinle, millî değerlerle barışmanın, hayatı anlamlandırmanın en pratik yolu, işte bu Ramazan genelgesi çerçevesinde yapılan etkinliklerdir. Birey, ailesiyle, sokağıyla, okuluyla, kışlasıyla, meclisiyle barışık kılınamazsa devlet devlet olmanın gereğini yapmakta acz içinde demektir. Mutlu bireyler, mutlu milletlerdir. Devlet-millet kaynaşmasını o saf haliyle ne güzel de anlatıverdi… Ancak… Her güzelliğe karşı çıkan müstebit zevat başlarını çıkarıverip sokaklara üşüştüler: “Laiklik tehlikede!” 90 senedir aynı sloganlar, aynı zihniyet…Milim değişme yok. “Laiklik elden gidiyor.” la darbelere zemin hazırladılar, Siyonizm’e alan açtılar. Ne zaman ki Siyonist planlar devreye alındıysa, -Türkiye merkeze alınmak kaydıyla- bölgede sınırlar çizildi. Ama önce Türkiye üzerinde işleme başlıyorlardı. Bunlar tesadüf olamaz… Zamanlama mükemmel… Gündem yine böyle Körfez idi… 35-36 yıl öncesi… 1990 yılı… Basra Körfezi… Irak-ABD... Bugün İran-ABD…
ABD, Irak’ı kitle imha silahları olduğu gerekçesiyle işgal etti. (Yıllar sonra İngiltere Başbakanı “Irak’ta kitle imha silahları yokmuş, Pardon!” dedi.) Medyası, zifte batmış karabatakları aylarca yayınladı. Daha sonra bu görüntülerin Meksika kıyılarında çekildiği anlaşıldı. Kuveyt’i kurtarma bahanesini de eklemleyerek 17 Ocak 1991’de ABD ve ortakları Irak’ı işgal planını uygulamaya koydular. Irak, paramparça edildi. Kuzeyinde otonom bir bölge oluşturuldu. PKK terör örgütünü Bekaa’dan Kandil’e taşıdılar. Çekiç Güç adı altında oluşturulan koalisyon gücüyle terör korumaya alındı Türkiye’nin terörle mücadelesi çetin bir sürece girdi. Bunlar olurken Türkiye’de neler oluyordu? “Laiklik elden gidiyordu.” Ülke kör dövüşünün içine sürüklenmişti. Nasıl mı? Sadece 1990 yılında akademisyen, gazeteci öldürüldü. Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 Çetin Emeç, 7 Mart 1990 Turan Dursun, 4 Eylül 1990 Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990… “Laiklik tehlikede” … Basra Körfezi’nde bugün de kriz var. ABD, İran’a saldırmak için 35 yıl Irak için ileri sürdüğü gerekçeleri bugün de söylüyor. O gün bu cinayetler üzerinden Türkiye’de laiklik krizi oluşturanlar bugün de aynı mavalı okuyorlar. 1990 sonrasında bu ülke krizlerin, kaosların dibini gördü. 24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu katledildi. Cenaze cami avlusunda musallada beklerken malum provokatörler ezan okunurken “Kahrolsun şeriat” diye bağırıyorlardı. 28 Şubat 1997’ye böyle gelindi. Türkiye’nin asırlık fırsatları değerlendirmesine engel oldular. Irak’ı işgal edenler, terör örgütlerine olabildiğince alan açtılar. ABD’nin ortaklarından biri de Suriye Esad rejmi idi. Türkiye’nin terörle mücadelesini “sarayın savaşı” olarak nitelendirerek terörü meşrulaştırma girişimleri de bu planın parçalarındandır. “Kudüs Gecesi” düzenlemeyi laiklik karşıtlığı sayarak milletin egemenliğini gasp edenlerin bugün okullardaki ramazan etkinliklerinden rahatsızlık duymaları Siyonist iş birliğinin suçüstü halidir. 27 Nisan 2007’de ilahi okuyan çocukları laiklik karşıtı ilan edip hükümete (Meclise) e- muhtıra verenler, bugün de aynı hezeyan içindeler. Terörsüz Türkiye/Bölge sürecinden de fevkalade rahatsızlar. Yine, “laiklik tehlikede” … Körfez ve Türkiye… Ramazan genelgesinin ne olduğunu, sonucunu Muharrem Alparslan söylüyor: “Okula da ramazan geldi.” Hoş geldi, sefa geldi…