Mesele ne olursa olsun söz dönüp dolaşıp kendini yetiştirmeye geliyor. Yetkin olmak, yeterli olmak, işinin ehli olmak artık günümüz insanında daha çok aranan bir özellik olmaya başladı. Çünkü baştan savma bir hayatı tercih edenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor.
İnsan içinde bulunduğu ortamla ilgili söz söylerken ister istemez küçük de olsa tedirginlik yaşayabiliyor. Ne de olsa aynı ortamın insanları hakkında söylenecek sözler daha da sert etki yapabiliyor ama doğruyu söylemezsek konuşmanın, yazmanın ne gereği var?
Okuma kültürü diye bir yaşam güncellemesi girdi dünyamıza. Eğer böyle bir durumun varlığından haberi olmayanlar varsa buradan duymuş olsunlar, okumak da bir kültür meselesi. Yani ders kitabı okumaktan bahsetmiyorum. Okumak işte; kendini yetiştirmek için, olup bitenden haberdar olmak için, içinin kırıklarını onarmak için okumak.
Okullarda artık dersler kadar okumanın öneminden, okuma kültürünün hayatın her aşamasına yerleştirilmesinden bahsedilir oldu. Her şey değişirken öğrenme ve öğretme kriterleri de ister istemez değişim gösteriyor. Artık ansiklopedik bilgilerle donanımlı olmak çok da itibar gören bir ayrıcalık değil.
Yorum yapmak, yorumlama gücünü kazanmak hayatın çok önemli bir yerinde duruyor. Sadece sınavlar anlamında düşünmemek gerek bunu. Çünkü sınavlar artık başı başına yorum gücünün merkezinde duruyor. İki kelimeyi bir araya getirmek, gündemden, tarihten, gelecekten konuşmak için kişisel yorumlara çok ihtiyaç duyuluyor.
Okumayı bir kültür, bir olmazsa olmaz haline getirmek gerek. Bunun için sadece okulların değil devletin her biriminin seferber olması lazım. Okumayı zorunlu ders yapmaktan tutun da sağlam hazırlanmış okuma listelerinin müfredatlara konulmasıyla yapılmalı bu.
Daha da önemli olan şu; okuyan öğretmenler yetiştirmek gerek. Mesleğini eline aldıktan sonra yan gelip yatan, bir kitabın bile sayfasını çevirmeye üşenen, bunu gerekli görmeyen, dergileri kitapçı raflarında bile fark etmeyen öğretmenlerle olmaz bu değişim.
Günün koşuşturması, yorgunluk, stres gibi günübirlik bahanelerin hiçbirinin geçer akçe değeri yok. Yirmi dört saat içinde yaptığı sıradan işlere bir baksın kitap okumaya fırsat bulamayan kişi, kitap için günde ayırmadığı yarım saatin nerelere gittiğini görecektir.
Ben kitap okuyan, çantasında kitap taşıyan öğretmen görünce heyecanlanıyorum. Bu çok abes bir durum ama neylersiniz durum böyle. Kitap okuyan öğretmen görünce yanına gidip tanışmak, onunla bir şekilde irtibat kurmak istiyorum. Yaptığımız edebiyat faaliyetlerine davet ediyorum. Bana bu heyecanı yaşatanların sayısının çok az olduğunu da itiraf edeyim.
Kitap okumayan öğretmen. Bu cümle başlı başına yaşadığımız facianın sonucunu ortaya koyuyor. Vahim bir durum yaşıyoruz. Kitabı kitapçı raflarında gören, öğrencilerine kitaplar tavsiye eden ama kendisi kitaplardan uzak duran, okuma ve edebiyat faaliyetlerine katılmamak için bin bir bahane öne sürerken okeyde dördüncü olmayı kimseye kaptırmayan öğretmenlerle ne gibi bir ilerleme kaydederiz, artık asıl meselemiz bu olmalı.
Acımasızca eleştirerek, sarsarak, nerde durduğunu göstererek belki birkaç kişinin kendine gelmesine vesile olabiliriz. Zaten herkesin bir anda yeni bir dirilişe geçmesini beklemek ancak hayal olur. Okuma kültürü kazandırmaya öğretmenlerden başlamak en isabetli karar olacaktır.
İşini iyi yapan kişilere ihtiyacımız var. Sıradan değil sıra dışı bir kuşanışla kitapların dünyasında duran sağlam dostlara ihtiyacımız var.
Hepinize; sohbeti, gündemi, planı kitaplar üzerine kurulu vakitler, dostluklar diliyorum.