Ölümle Kurtuluş.

0

Çoğu insanın hatırlamak istemediği bir gerçektir ölüm. Kimilerine can verir, yeni hayatlar bağışlar, sonsuz özgürlükler sunar, kimilerine göre de celladın soğuk nefesidir.

Ölü taklidi yaparak özgürlüğü kazanmayı anlatan meşhur bir hikaye vardır.

Bir zamanlar hikmet dolu devirlerden bir devirde bir tüccarın bir Dudu'su vardı. Kafeste hapsedilmiş, özgürlüğü elinden alınmış, güzel bir duduydu. Dudu'nun sahibi tüccar ticaret için Hindistan'a gitmek üzere yol hazırlığına başlar. Cömert ve güzel huylu bir tüccar olduğundan elinin altında bulunan herkese ne istediklerini sorar. Her biri ne istediklerini teker teker tüccara söylerler.

Sıra evin dudusuna gelir. Kerem ve ihsan sahibi tüccar "Sen ne armağan istersin, sana Hindistan'dan ne getireyim?" der. Bunun üzerine dudu der ki "Oradaki duduları görünce benim halimi anlat ve deki onlara "Sizin müştakınız olan filan dudu, Tanrı'nın takdiriyle bizim mahpusumuzdur. Size selam söyledi, yardım istedi; sizden bir çare, bir kurtuluş yolu diledi" diyerek ekler, "Reva mıdır ben iştiyakınızla gurbet elde can vereyim. Sıkı bir hapis içinde olayım da siz gah yeşilliklerde, gah ağaçlarda zevk ve sefa edesiniz. Dostların vefası böyle mi olur? Ben şu hapis içindeyim, siz gül bahçelerinde. Ey Ulular! Bir seher çağı şarap meclisinde bu inleyen garibi de hatırlayın!"

Tüccar dudusunun selamını götürmeyi bir emanet bilir ve yola düşer. Hindistan diyarına varınca kırda birkaç dudu görür. Atını durdurup seslenir, dudunun selamını ve kendisine emanet ettiği sözleri söyler. O dudulardan birisi, dudunun emanetini işitir işitmez öyle bir titreyişle titrer ki bir anda düşüp ölür, nefesi kesilir.

Tüccar, bu haberi verdiğinden dolayı çok pişman olur, ve der ki: "Eyvah ben bir cana kıydım, bu dudu, olsa olsa o duducağızın akrabası olacak, galiba bunların cisimleri iki, canları bir. Bu işi neye yaptım, o haberi neye verdim? Bu münasebetsiz sözle biçareyi yaktım, yandırdım" diye ahu vah etmeye başlar.

Tüccar alışverişini bitirip muradına nail olarak evine geri gelince herkesin siparişlerini teker teker dağıtır. Bunun üzerine dudu " Bu kulun armağanı hani? Ne gördün ve ne dedinse söyle" der.

Tüccar, hernekadar başına gelenleri gizlemek istediyse de dudu'nun ısrarına dayanamayarak şöyle der, "Şikayetlerini sana benzeyen dudulara söyledim.İçlerinden biri senin derdini anlayınca ödü patladı, titreyip öldü." Ben "Ne yaptım da bu sözü söyledim" diye pişman oldum ama bir kere söylemiş bulundum. Pişmanlık ne fayda verir?"

Dudu, hemen o dudunun yaptığını işitince bir titreme tutar ve düşüp kaskatı olur. Tüccar, onun böyle düştüğünü görünce yerinden sıçrar, külahını yere vurur ver der ki "Vah yazıklar olsun bana ne yaptım ben güzel sesli kuşuma!"

Tüccar, ateşler, dertler, feryatlar içinde, yüzlerce karmakarışık sözler söyleyerek ölü bir kuş ne işe yarar diyerek onu kafesten dışarı atar.

Hemencecik o duducuk, uçup bir yüksek ağacın dalına konar. Güneş, ufuktan nasıl süratle doğarsa o dudu da, o çeşit uçar. Tüccar bu işe şaşıp kalır. Yüzünü yukarı çevirip "Ey bülbül! Halini bildir, bu hususta bize de bir nasip ver! Hindistan'daki dudu ne yaptı da sen öğrendin, bir oyun ettin, canımızı yaktın!" der.

Dudu der ki: "O, hareketiyle bana nasihat etti; "ölü taklidi yaparsan kurtulursun" demek istedi.

"Ben de nasihatı baş tacı yapıp, özgürlüğümü kazandım".

Dünya senin olsa ne yazar bir müsibette bin nasihat çıkaramadıktan, bir kuşun aklına sahip olamadıktan sonra.

Peygamber efendimiz (sav) "ağzınızın tadını kaçıran ölümü çok hatırlayınız" buyurur. Nice hikmetler gizlidir bu yolumuzu aydınlatan ölümsüz gerçekte.

Akıllı kişi o dur ki bu dünyanın zevklerine ölü taklidi yaparak gerçek özgürlüğü elde eder, "ölmeden önce ölünüz!" nasihatını baştacı eder.