Her durakta Sen'i buldum; yollarda, yol ayrımlarında, karşılaştığım yokuşlarda… Hüzünlerde, sevinçlerde, şarkılarda… Dağ çiçeğinin gözlerime anlattığı o tertemiz masallarda… Ne vakit varlığından –unutarak- uzaklaşsam, ben bulamasam da Sen'i, Sen bir yaranın içinde kendini buldurdun. Şiir oldun en çok; en çok şiirin sevda burcunda durdun.
Dardır, hardır, kordur bu devran… Ama ne zaman zorda kalsam içime, isminle düşen bir bahardır. Sürükler kalbimi ufuklara… Göğsünde izini taşıyan uzak sahralara… Seni buldurur bana; bilmediğim bir yerde, kaybolduğum menzilde, meçhulün eşiğinde… Bir ırmağın kenarında, bir göğün yanağında söyler türküsünü zaman; "Bırakma!" derim yüreğimi, "Bırakırsan yok olurum!" Benim ellerim, sana yüzünü dönen zambak olur ellerim benim. Toprağın nakışında, yağmurun bakışında, güneşin yakışında Senin hikmetin. Ne zaman "içimdesin" desem, içimden daha yakınlarda bulurum Seni… "İçimdesin" dediğimde Seni, içim bulurum. İkramını insan aynasında sununca bana, ihsanında kaybolurum.
. . .
Bize yağmuru, denizi, toprak kokusunu sevdiren insanlar vardır. Bir kitabı altını çizerek okumayı, yabancısı olduğumuz bir şehrin hayalini kurmayı, suyu köy çeşmesinin başında yaşamayı sevdiren insanlar… Ezelî bir tanışıklığı hatırlatır suretleri… Güzidedirler, güzeldirler ama en güzeli huzur iklimidirler… Kocaman iddiaların değil, derin sükûtların sahibidirler. Engin derinlikleri vardır; Yusuf'u kucağında uyutan kuyuyu anlatırlar. Dünya maratonunda sıkışıp kalan gönüllerimize onlar, Rabbimizin armağanı olduğunu düşündürürler…
"Yakınlık" kelimesinin ispatı için çok kelimeye ihtiyaç hisseder ya insan, onlar kelimeler kadar vakti de ziyan ettirmezler. Bilirsiniz kalabalıktan çok yalnızlığınızı bölüşmek için gönderildiklerini çünkü… Belki de tenhalığın yüzü suyu hürmetine dar vakitlerinizde gözlerinizin önünde duran çehreleriyle size "Hızır" dedirtirler… Olmadığınızda sesiniz, sustuğunuzda sözünüzdürler… Berrak bir su gibi yayılırlar ince sızıların orta yerine; anlarlar, bir sızının içine düşürüldüğünüzü de… Berekettirler her halleriyle, her halleriyle müjdedirler.
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin sohbetlerinde sık geçer; "Öyle kimseler olun ki size bakan Allah'ı hatırlasın. Öyle dostlar bulun ki baktığınızda Allah'ı hatırlatsın…"
Yolu, Allah'ın rızasından geçen dostlar edinmek… Aramanın çaresizliğini konuşturduğu yerde, bulma çabasına girmeden önce buldurana sığınmak… Bilmek çünkü bulmadan, bulmanızı dilemezse bulunmayacağını… Kendine yetemeyen bir dünyada gönül huzuruyla tanımak, kalû beladan ruhumuza dokunan o ince sesi… Cümlelerine, Allah adıyla başlayışından, yolculuğunuza Allah bilinciyle yön verişinden, hüzün ve sürurun kuşattığı en kesif zamanlarınızda Allah'ı hatırlatışından hatırlamak...
…
Senin mısraın benim şiirime değdi. Nazikti, şeffaftı, sevdaydı sesi… Hiçbir kitapta geçmemişti. Göklerden almıştı ezgisini… Laleye benzese de anlıyordum, buralı değildi. Seviyordum kendimi onda yitirmeyi, yeniden bulduğum için kendimi…