Ortadoğu’da Yeni Bir Savaş eşiği & İran Fayı kırılırsa Türkiye Ne Yaşar?

Ortadoğu’da savaşlar genellikle “uzaktan” başlar, ama hiçbir zaman uzakta kalmaz. ABD savaş gemilerinin İran’a doğru yola çıktığına dair haberler, bir diplomatik manevra değil; açık bir savaş hazırlığıdır. Eğer Washington bu tehdidi fiili saldırıya dönüştürürse, Ortadoğu yeni bir kaos sürecine sürüklenecek ve Türkiye bu kaosun dışında kalamayacaktır.

Bu, Bir İran Meselesi Değil, yüz yıl olarak planlanan Bölgeyi Dizayn Operasyonudur.

Mesele kim bu bölgenin patronu olacak sorusudur. Buda İsrail Merkezli Bir Büyük Savaş demek olacaktır.

İran vurulduğu an İsrail kendisini savaşın merkezinde bulur detach edemez. Hizbullah devreye girer, Lübnan yanar, Gazze yeniden alevlenir. Körfez’deki ABD üsleri hedef olur. Hürmüz Boğazı’na kilit vurulması ise küresel ekonomiyi felce uğratır.

Bu noktadan sonra yaşanacaklar bir “operasyon” değil, kontrolsüz bir bölgesel savaştır.

Ve bu savaşın faturası yine Ortadoğu halklarına kesilir

Ortadoğu’nun tamamını sarsacak, sınırları aşan bir kırılma anı.

Bu kırılmanın etkilerini en yakından hissedecek ülkelerden biri hiç kuşkusuz Türkiye olacaktır.

Zira İran’a yönelik olası bir saldırı “sınırlı” hedeflerle başlasa bile, savaşın orada durması neredeyse imkânsızdır.

İran, klasik anlamda bir cephe savaşı yerine asimetrik güç kullanmayı tercih eden bir ülkedir. Yani cevap, Washington’dan değil; Tel Aviv’den, Beyrut’tan, Bağdat’tan, hatta Basra Körfezi’nden gelecektir.

Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimali bile tek başına küresel petrol fiyatlarını altüst etmeye yeter.

Şu unutulmamalıdır ki Ortadoğu’da savaşlar genellikle bir ülkeyle başlar ama hiçbir zaman tek bir ülkeyle sınırlı kalmaz.

İran vurulduğu anda İsrail alarm durumuna geçer. Tüm hırpalanmışlığına rağmen Hizbullah’ın Lübnan’dan devreye girmesi, Gazze’de tansiyonun yeniden yükselmesi ve Körfez ülkelerindeki ABD üslerinin hedef haline gelmesi güçlü ihtimaller arasındadır.

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler de fiilen savaşın parçası haline gelir. Petrol ve doğalgaz tesislerine yönelik her saldırı, sadece Ortadoğu’yu değil dünya ekonomisini sarsar.

Türkiye açısından mesele, “ABD İran’ı vurur mu?” sorusu değil. Asıl soru şudur:

Türkiye bu savaşta nereye itilecek?

NATO üyesi olan, İran’a komşu, Irak ve Suriye’de asker bulunduran bir ülkeden söz ediyoruz.

ABD’nin Türkiye’den üs, hava sahası ya da lojistik destek talep etmesi sürpriz olmayacaktır. Bu taleplerin kabulü, Türkiye’yi İran’la doğrudan karşı karşıya getirir. Reddedilmesi ise Washington’la ciddi bir gerilimi beraberinde getirir.

İçeride bir muammaya dönüşen Kürt açılımı, dışarda dar bölgesel politikalar neticesinde kazanım gibi görünen fakat uzun vadede politik çıkmazlara gebe Rojava ve ırak denkleminde zaten kırılgan bir güvenlik denkleminin içine sokulmuş NATO üyesi bir ülke.

Böyle bir tabloda Türkiye:

Sınır güvenliğini yeniden tanımlamak zorunda bırakılabilir veya Irak ve Suriye’deki askeri varlığını daha riskli bir zeminde sürdürür.

ABD ve NATO’dan dolaylı baskılarla karşılaşacak olsa da asıl tehlike, kontrolsüz sonuçlardır.

Göç Dalgası ve Ekonomik Baskı gibi.

Mesela; Yeni bir göç dalgasını tetiklenir. Bu dalga doğrudan İran’dan ya da Irak üzerinden Türkiye’ye yönelirse, Ankara’nın zaten taşıdığı ağır göç yükü daha da artar.

Öte yandan enerji fiyatlarındaki artış ile Enflasyonu yükselir Cari açık büyür. Alım gücü daha da baskılanıp savaş daha sınırdan içeri girmeden en basiti Türkiye’de mutfağa kadar ulaşır. Orta vadede bir seçim sathı mahalline girecek olan Türkiye’de hiç hesapta olmayan sosyal ve siyasi sonuçlar devreye sokulabilir.

Türkiye için en rasyonel yol, bu savaşın sonuçlarına karşı hazırlıklı olmaktır. Suriye ve Kürt kartında çok rijit ve klasik ulusalcı travma ve korkulardan ziyade Dengeli diplomasi, arabuluculuk ve sosyal iç güvenliği güçlendiren önlemler bu süreçte hayati önemdedir.

Ankara’nın atacağı yanlış bir adım, Türkiye’yi istemediği bir cephede bulabilir. Atacağı doğru bir adım ise Türkiye’yi bölgesel bir denge aktörü haline getirebilir. Bunda en önemli anahtar; içeride açılım ile başlattığı kardeşliği bölgeye yayması Suriye ve Irak denklemi ile birleştirmesi olacaktır.

Ortadoğu’da yalnızca yeni bir savaşa değil; yeni bir döneme girildi. Bu dönem, güçle değil akılla yönetilmezse, bedelini yine tüm bölge Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları öder.

Ve Türkiye için mesele şudur:

Bu fırtınada savrulan bir ülke mi olacağız, yoksa pusulasını kaybetmeden yol alan bir devlet mi?

Cevap, önümüzdeki günlerde atılacak adımlarda saklı.