Allah'a ulaşan tek ama çok şeritli bir yol vardır… İman eden her kes bu çok şeritli yola çıkıp, hangi saatte ve hangi şeritte olması gerektiğini bilmek zorundadır… Namaz şeridine baktığımızda birbirinden farklı rekatları ve vakitleri olan namazları görürüz…
Cuma vakti geldiğinde herkes namaz şeridinde mescitteki yerini almalıdır… İnfak şeridine baktığımızda ihtiyaç sahipleriyle karşılaştığımız an ellerimizin cebimize gitmesi beklenir bizden… Hangi zaman diliminde nerede ve ne şekilde olmamız bizlere önceden bildirilmiştir…
Bazı ibadetler vardır sırtını maddiyata dayatır… Hac gibi, kurban ibadeti gibi ve zekat gibi… Yine bazı ibadetler vardır kalbidir… Niyet gibi ihlas gibi…
Ama bazı ibadetler de vardır ki bedenle yapılır… Cihad gibi namaz gibi… Bazı ibadetler de vardır ki seni aç bırakarak iyi bir eğitimden geçirir… Her ibadet, adeta sırasının gelmesini bekler… Sırası gelen ibadet soluğu Müslümanın yanında alır… Adına oruç dediğimiz iki ezan arası insanı aç bırakan ibadet tam on bir ay sırasının kendisine gelmesini bekler…
Ve on bir ay bir köşede bekleyen ramazan ayı yeryüzüne iner, iman eden her insanı iki ezan arası aç bıraktırtarak bazı dersler verir…
Mevsim olarak yaz aylarına denk gelen ramazan ayı zengin ve fakir ayırımı yapmadan her mü'mine uğrar… Ne sabah kahvaltısı yapmalarına müsaade eder ne de öğlen yemeğine… Ne dolaptan soğuk su alınmasına müsaade eder ne de yorgunluğun alınması için sıcak çay içilmesine…
Yukardan emir gelmiş ve herkesi karıştırmadan görüyor, kimin ne yaptığını ne düşündüğünü biliyor kimin hangi şeritte olup olmadığını da biliyor…
***
Her ibadetin insanda bıraktığı bazı izler vardır… Bazı ibadetler kalbi yumuşatırken bazı ibadetler gözleri yaşartır… Yine bazı ibadetler insanın sabrını zorlarken bazı ibadetler de merhamet duygusunu geliştirir…
Oruç ibadetine baktığımızda hem kalbe, hem vicdana, hem bedene iyi geldiğini hem de bazı kötü alışkanlığı uzaklaştırdığına şahit oluruz…
Bir yandan böylesine güzel olumlu etkiler bırakan oruç ibadetinin yan etkileri de vardır; "sabırsızlık gibi…"
Nice insan oruçluyken sert kavgalara girişmiş ve nice kalplerin kırılmalarına sebep olmuşlardır… İşte çok merhametli olan yüce rabbimiz orucun böylesine bir yan etki bırakacağını bildiği için ön uyarıyı peygamberimizin dilinden yapmıştır;
"Oruç, perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''[1]
Evet…
O güzel ağızdan çıkan ilk söz oruç ibadetinin kişiye kazandırdığıdır;
"Oruç, perdedir…"
Oruçlu olan insan sabır ipine hakim olmakta zorlanır ve kırıcı olmaya başlayabilir… Hangi tür hataların yapılma ihtimalini de insanı yaratan bilir ve bu bilgiyi de kullarıyla paylaşır;
"…Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarf etmesin, bağırıp çağırmasın…"
Demek ki oruçlu ağızdan kötü sözün çıkma ve bağırıp çağırma ihtimali varmış. Bağırıp çağırmanın devamında ise kavganın çıkma olasılığı yüksektir… Bu olası kavganın yaşanmaması için Allah'u Teala çok güzel bir formül vermiştir;
"…ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın)."
[1] Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyam 164 (1151)