Ozanlar ölmez

Ozanların sözü milletin özünden doğar. Ozan; milletin ortak dilini, kültürünü, tarihini, hayatını, sanatını, tabiatını, derdini kısacası mazi ve istikbalini destanlaştıran söz ustasıdır. Sözün asıl sahibi millettir, gerçek bir ozan ise o sözü, sazının tellerinde kalbe dokunacak nağme ile gök kubbeye salar. Biliriz ki bir ozanın dilinden doğan söz, milletin kalbinden beslenmiştir ve yine milletin kalbine yönelir, ebedî kalacağı yer de orasıdır. Ozan Arif'in vefatı da böyledir, ölen bedendir. Destanlaşan şiirleri milletin kalbinde yaşamaya devam edecektir.

Millet olarak halimizi en iyi bilen ve görenler sanatçılardır. Sanatın araçları farklı da olsa dili aynıdır. Sanatçılar hep farklı nazarlardan bakar ve kimsenin göremeyeceği hakikati görürler. Bu sebeple sanatçılar insanlık tarihi boyunca olağanüstü özelikleri olan insan olarak görülmüştür. Türk tarihi için de bu böyledir.

"Dîvanü Lugāti't-Türk'te "atını devamlı öne geçiren adam" anlamında ozıtgan kelimesi ve "çok ileri giden, başkalarını geçen" manasında ozgan at tamlaması yer almaktadır. Ozanın Oğuz Türkleri arasında "saz şairi" anlamında kullanıldığı Dede Korkut Kitabı'nda geçen, "At ayağı külüg, ozan dili çevük olur" cümlesinden anlaşılmaktadır. Oğuz Türkleri'nde özel bir topluluk teşkil eden ozanlar ellerinde kopuzlarıyla gezerler, düğünlerde ve çeşitli ziyafetlerde eski Oğuz destanlarını ve Dede Korkut hikayelerini anlatırlar, yeni olayları dile getiren destanlar söylerlerdi. Fuad Köprülü, ozanlık geleneğinin Selçuklular'dan Memlükler'e ve onlardan Osmanlılar'a geçtiğini belirtmektedir." (https://islamansiklopedisi.org.tr/ozan)

Ozanların İslam öncesi edebiyatımızdaki yerini değerlendirdiğimizde görürüz ki bir ozan milletin her şeyidir. Türk edebiyatında "kam, baskı, ozan" gibi adlarla anılan aşıklar kahramanlıkları coşkulu bir anlatımla dile getirerek zaferleri destanlaştırmışlardır. Bu gelenek, İslam'ın kabulünden sonraki süreçte 15. yüzyıldan itibaren aşıklık geleneği olarak, muhtevasına İslamî unsurları da alarak günümüze kadar sürmüştür. Böylece aşıklık geleneği, Anadolu'nun mayasını millî ögelerle de bezeyerek sözün ve sazın hayatımızın her devrinde vazgeçilmez olduğunu göstermiştir.

Evet, bir ozan sazıyla sözüyle yaşadığı toplumun gözü, kulağı ve dili olur. Hafızalarımıza nakşedilen şiirleri ozanı ölümsüz kılar. Bu hafıza milletin hafızasıdır. Ahmet Yesevî ile başlayan ve Anadolu'da mayalanan şiirimiz aslında milletimizin sözünün çizgisidir. Bu söze bağlı ve bu sözle kalbi dolan Türk milleti, neşesini de hüznünü de söze işleyen ozanlarla gök kubbede unutulmayacak sada bırakmıştır.

Savaş meydanlarında söylenen coşkulu şiirler, askerin moralini en üst seviyeye çıkarmıştır. Askerin damarındaki kanı hareketlendiren güç, ozanın gücüdür. Ozanlıktan aşıklık geleneğine değişmeyen şey dilimizin güzelliğidir. Ozanlar aynı zamanda dilimizin en sağlam bekçileridir. Ozanların şiirinde dilimizin kültürel unsurları unutulmayacak güzellikte örneklerle yaşar. Bugün Ahmet Yesevî ve Yunus'un dili Türkçemizin kalesidir. Türkçe lügatler yansa, suya düşse sadece bu iki şairin divanı bile Türkçenin söz varlığını yaşatmaya yeter. Ozan demek, dil ustası demektir. Dili en iyi ve güzel kullananlar ozanlardır. "At ayağı külüg, ozan dili çevük olur" sözü rastgele söylenmemiştir.

Ölüm insanoğlu için büyük bir derstir.

Bugün bu ders iki gönül insanında tecelli etti. Birisi Yeşilay Onursal Başkanı, mütefekkir, yazar Mustafa Necati Özfatura diğeri ise ülkücü camianın gönül coğrafyasında karşılık bulan Ozan Arif.

Allah'ın rahmeti her ikisinin de üzerine olsun.

Ozan Arif, siyasî bir mecrada, milliyetçi-ülkücü camiada yetişmiş ve şiiriyle büyük toplulukları harekete geçiren ve dilini korkmadan kullanan bir ozan idi. Öğretmenlik de yapan Ozan Arif, ülkedeki olaylar sebebiyle 24 Eylül 1980 ve 5 Kasım 1991 tarihleri arasında Almanya'da yaşamıştır. Kendisinin bir şiirini 1992 yılında, o zamanlar lise öğrencisi idim, gençlik adına yaptığım bir konuşmamda okumuştum. Türk-İslam ülküsü vurgusunu taşıyan şiirden okuduğum dörtlük:

"Beşikte gardaşım hep yetim kalsa,

Süt emdiğim anam saçını yolsa,

Türk-İslam düşmanı babam da olsa,

Vurana kurbandır bu canım benim"

Ozanlarınız varsa korkmayın, onların sesi milletin sesidir.

"Ölür ise ten ölür canlar ölesi degül."