Özyönetim deyince sizin aklınıza ne geliyor bilemem; ancak benim aklıma hendekler, kaçışlar, terör, insansızlaştırma ve ölümler geliyor. Bunun yanı sıra, bazı okul ve yurtların ateşe verilmesi, ambulans ve itfaiyelerin kurşunlanması, öğretmenlerin tehdit edilmesi, evlerin zorla gasp edilerek talan edilmesi gibi akla ziyan uygulamalar da cabası…
Öncelikle KCK'nın, HDP'nin ve PKK'nın almış olduğu özyönetim kararı, bir dayatmadır. Bu özyönetim dayatması; faşizmdir, faşizmin bizatihi kendisidir. Yaşanan hadiselere kısaca bir bakalım; toplumun yoksul kesimlerinin yaşadığı belli bölgelerde ilan edilen özyönetim kararı, insanların, özellikle fakir insanların, bölgeden fevc fevc kaçmasına neden oldu. Evler, zor işgal edildi. Kepenkler kapatıldı. Hayat durma noktasına geldi. Ve asker, olaya müdahale etti.
Özyönetim Tartışmasının Yeri, Parlamentodur
Oysa özyönetim veya yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, özerk ya da federatif yapıların geliştirilmesi tartışmalarının yapılması gereken yer, öncelikli olarak, parlamentodur. Toplumu ateşe atarak özerklik ya da federatif yapılar kurulamaz. Özerklik veya özyönetimi hayata geçirebilmek için, Türkiye toplumunun ikna edilmesi gerekli değil midir? Toplumu ikna edecek olan kurum da siyasettir; silahlı bir örgütün dayatması değil. Unutmayalım ki siyaset, toplumun taleplerini meclise taşımanın yanı sıra, toplumu ikna ederek, yeniden inşa eden en yüksek beşeri faaliyetin adıdır. Müzakeredir; dayatma değildir, baskı ise hiç değildir.
Soruyorum sizlere; HDP, Kürt halkının temsilcisi midir? Ya da Kürt hakları veya kimliği üzerinden siyaset yapan bir parti midir? Bu sorulara olumlu cevap vermek oldukça zor… Son dönemde HDP, PKK'nın ve KCK'nın borazanlığını yapan bir aygıta dönüşmüş durumda. Siyasete değil, silaha hizmet ediyor. Oysa HDP, toplumun önemli bir kesimi için, büyük bir umut taşıyordu. Türkiyelileşerek, silahları sonsuza kadar gömdürtecek olan siyasal güçtü.
HDP, Neden İflas Etti
Maalesef PKK ve KCK, HDP'nin iflas etmesine neden oldu. PKK'nın anlamsızca silaha sarılması, terörün ateşini körüklemesi, HDP'nin sahiciliğini bitirdi. Toplumun farklı kesimlerine ulaşarak yüzde on üç gibi yüksek oranda oy alan bir parti, kendini PKK'nın inisiyatifine bıraktı. Tabiri caizse, artık, HDP'yi, Demirtaş veya parti yöneticileri değil de PKK kayyumu yönetiyor. HDP ve Demirtaş için deniz tükenmiş görünüyor. Çünkü PKK tarafından bölge halkına uygulanan sistematik işkence karşısında duyarsızlaşan HDP, işkencecilerin yanında olmayı tercih etmiştir. Artık devlet, özyönetim teröründen Kürt vatandaşlarını ve HDP'yi kurtarmalıdır.
Bir de şuna dikkatinizi çekmek isterim; PKK, Kürtlere vandallıktan, şiddet ve sefaletten başka bir şey vaat etmiyor. Bundan dolayı bölgeden kaçan insanlar, özgür(!) Kobani'ye doğru gitmiyor; aksine Adana, Mersin, İstanbul gibi Türkiye'nin içinde doğru göç ediyor. Bu yönelim, insanımızın yönünün ve yüreğinin nereye dönük olduğunu göstermiyor mu?