Hiç durduk yere kalbinizin deli gibi çarptığı oldu mu? Nefesiniz yetmiyormuş gibi hissettiniz mi? “Galiba bana bir şey oluyor.” diye korkuyla etrafınıza baktığınız anlar yaşadınız mı?
İşte panik atak yaşayan insanların hikâyesi çoğu zaman böyle başlıyor.
Bir gün markette alışveriş yaparken, araba kullanırken ya da evde televizyon izlerken aniden kalbiniz hızla çarpmaya başlasa ne hissederdiniz? Nefesiniz daralsa, elleriniz titrese, başınız dönse ve birkaç dakika içinde öleceğinizi düşünseniz… Çoğu insan ilk anda kalp krizi geçirdiğini sanır. Oysa bazen yaşanan şey, bedenin verdiği gerçek bir zarar değil, zihnin yanlış yorumladığı güçlü bir alarmdır. İşte buna panik atak diyoruz.
Panik atak, beklenmedik bir anda ortaya çıkan yoğun korku nöbetidir. Kişi, kontrolünü kaybedeceğini, bayılacağını, delireceğini ya da öleceğini düşünebilir. Kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi, göğüste sıkışma, baş dönmesi, terleme, titreme ve uyuşmalar gibi belirtiler o kadar güçlüdür ki birçok kişi soluğu acil serviste alır. Yapılan tetkikler normal çıktığında ise “Hiçbir şeyin yok.” cümlesini duyar. Oysa kişi gerçekten bir şey yaşamıştır. Yaşadığı şey fiziksel bir hastalık değil, yoğun bir kaygı döngüsüdür.
Panik atağın en zor tarafı, atağın kendisinden çok “Ya tekrar olursa?” korkusudur. İşte bu korku zamanla kişinin yaşamını daraltmaya başlar. Önce tek başına dışarı çıkmaktan kaçınır, sonra kalabalıklardan uzak durur, uzun yolculuk yapamaz, asansöre binemez, hatta bazı insanlar evlerinden çıkamaz hâle gelir. Hayatını yöneten artık istekleri değil, korkuları olur.
Çünkü panik atak insanı sadece birkaç dakika korkutmuyor. Bazen aylarca, hatta yıllarca peşini bırakmıyor. İnsan bir süre sonra korkunun kendisinden korkmaya başlıyor.
Toplumda panik atak yaşayan kişiler için zaman zaman “Abartıyor.”, “Biraz güçlü ol.”, “Kafaya takma geçer.” gibi ifadeler kullanılır. Oysa bu sözler kişiyi rahatlatmak yerine yalnızlaştırabilir. Çünkü panik atak yaşayan kişi, yaşadığı belirtilerin gerçek olmadığını bilse bile bedeninin verdiği alarmı susturmakta zorlanır. Beyin, ortada gerçek bir tehlike olmadığı hâlde tehlike varmış gibi davranır ve vücudu savaş ya da kaç tepkisine hazırlar. Bu nedenle belirtiler tamamen gerçektir. Yanlış olan, beynin yaptığı tehlike değerlendirmesidir.
Sevindirici olan ise şudur: Panik bozukluk tedavi edilebilir bir durumdur. Özellikle bilişsel davranışçı terapi, kişinin bedensel belirtileri yeniden yorumlamasına, korku döngüsünü kırmasına ve kaçınma davranışlarını azaltmasına yardımcı olur. Gerektiğinde psikiyatri desteğiyle uygulanan ilaç tedavisi de önemli katkı sağlayabilir. Uygun tedavi alan birçok kişi yeniden özgürce seyahat edebilmekte, çalışabilmekte ve sosyal yaşamına güvenle dönebilmektedir.
Panik atak sırasında yapılabilecek en önemli şeylerden biri, belirtilerle savaşmak yerine onları tanımayı öğrenmektir. “Kalbim hızlı atıyor çünkü vücudum alarm verdi. Bu his geçici. Daha önce de geçti.” diyebilmek, korkunun büyümesini engeller. Nefesi yavaşlatmak, bulunduğu ortama odaklanmak ve atağın gelip geçici olduğunu hatırlamak iyileşme sürecini destekleyen beceriler arasındadır. Ancak bu yöntemlerin kalıcı etkisi, profesyonel destekle öğrenildiğinde çok daha güçlü olur.
Unutmamak gerekir ki panik atak zayıflık değildir. İrade eksikliği hiç değildir. Bu durum, beden ile zihnin birbirini yanlış anlaması sonucu oluşan bir alarm sistemidir. Alarmın çalması tehlikenin var olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, alarmın neden çaldığını öğrenmek ve onu doğru şekilde yönetebilmektir.
Eğer siz ya da bir yakınınız sürekli panik atak yaşıyor, günlük yaşamını korkular nedeniyle kısıtlıyorsa bunu tek başına taşımak zorunda değilsiniz. Yardım istemek güçsüzlük değil, iyileşmeye atılan en cesur adımdır. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey korkularından kaçmak değil, onları anlayacak güvenli bir yol arkadaşına rastlamaktır.