Parfüm kokulu suçlar çağı

Son yirmi yılda Türkiye’de en çok değişen alanlardan biri eğitim oldu. Kırsalda okullaşma arttı, şehirlerde üniversite sayıları çoğaldı, okuma yazma oranı neredeyse tamamen yükseldi. Eğitim erişimi açısından bakıldığında ciddi bir dönüşüm yaşandı.

Ama aynı soruyu sormak gerekiyor.

Suç azaldı mı?
Şiddet azaldı mı?
Toplumsal güven arttı mı?

Hayır.

Çünkü suç ortadan kalkmadı.
Sadece biçim değiştirdi.

Bir dönem suçun bile bir görüntüsü vardı. Sokakta yaşanırdı. Bağırışı olurdu. Kavgası olurdu. Kir kokusu olurdu. Kapkaç yapan biri koşardı. Bir kavga çıktığında herkes görürdü.

Hırsızlık daha görünürdü, daha dağınıktı, daha kontrolsüzdü. Toplum da kötülüğü daha kolay teşhis ederdi. Çünkü kötülük saklanamazdı.

Bugün ise başka bir dönemin içindeyiz.

Suç artık sadece sokakta dolaşmıyor. Plazalarda dolaşıyor. Lüks ofislerde dolaşıyor. Ekran ışıklarının içinde dolaşıyor. Çoğu zaman parfüm kokuyor.

Düzgün gömlekler.
Marka saatler.
Şık cümleler.
Fötür şapkalar.

Kahvesini yudumlarken milyonluk dolandırıcılık planlayan insanlar. Purosunu içine çekip dumanı yavaşça havaya bırakırken insanları bahis ağlarına sürükleyen yüzler.

Artık suçun dili değişti. Ama sonucu değişmedi.

Eskiden bir genç sokakta telefon kapıp kaçardı. Bugün insanlar milyonlarını tek tıkla kaybediyor.

Eskiden hırsızlık daha ilkel görünürdü. Bugün daha profesyonel. Daha teknik. Daha steril.

Bahis sistemleri.
Kara para ağları.
Sahte yatırım platformları.
Dijital dolandırıcılık düzenleri.
Kripto adı altında kurulan saadet zincirleri.

Hepsi yeni dönemin “modern suç ekonomisi” haline geldi.

Dikkat edin.

Bu yapıların içinde yer alan insanların önemli bir kısmı eğitimsiz değil. Tam tersine iyi okullardan mezun olmuş, yabancı dil bilen, finans ve teknoloji dünyasını tanıyan insanlar.

Yani mesele artık sadece cehalet değil.

Bazen bilgi, vicdandan daha hızlı büyüyor. Sorun da tam burada başlıyor.

Çünkü uzun yıllar boyunca toplumda şöyle bir denklem kuruldu:

“Kırsal eğitimsizdir, şehir moderndir.”
“Köy kaba kuvvet üretir, şehir medeniyet üretir.”

Ama bugün tablo bu kadar basit değil.

Eskiden kırsaldaki suç daha görünürdü. Aniydi. Refleksifti.

Şehirdeki suç ise artık daha planlı. Daha profesyonel. Daha hesaplı.

Birinde öfke vardı.
Diğerinde soğukkanlı hesap.

Bir zamanlar sokakta korktuğumuz insanlar vardı. Bugün ise takım elbiseyle güven veren ama sistemin içini boşaltan insanlar konuşuluyor.

Adam kayırmalar…
İhale ilişkileri…
Torpil düzenleri…
Belediyelerden kamu kurumlarına kadar uzanan çıkar ağları…

Bütün bunların içinde çoğu zaman diplomalı insanlar var.

Uyuşturucu meselesinde bile aynı tablo çıkıyor karşımıza. Sokakta yakalanan “torbacı” çoğu zaman en alt halkayı oluşturuyor. Ama işin organizasyonu büyüdükçe eğitim seviyesi de yükseliyor.

Finans kısmı başka yerde.
Dağıtım başka yerde.
Dijital takip başka yerde.

Yani suç artık sadece sokakta değil, sistemin içinde, teknolojinin içinde, ekonominin içinde büyüyor.

Bu yüzden bugün eski ezberler dağılıyor.

Eğitim arttı ama insan meselesi aynı hızda büyümedi.

Daha çok diploma var.
Daha çok sertifika var.
Daha çok kariyer var.

Ama aynı oranda vicdan büyüdü mü?

Asıl soru bu.

Aslında mesele sadece eğitim–cehalet karşıtlığıyla açıklanabilecek kadar basit değil. Daha geniş bir sistem meselesi var.

Bir toplum sadece eğitimle otomatik olarak “medenileşmiş” hale gelmez. Çünkü eğitim tek başına bir sonuç değil, daha büyük bir düzenin parçasıdır.

Ekonomik yapı, toplumsal değerler, hukuk düzeni ve kurumsal işleyiş birlikte bir bütün oluşturur.

Eğer bu bütün;

kazancı tek ölçü haline getiriyorsa,
başarıyı etik sınırların önüne koyuyorsa,
sınır duygusunu zayıflatıyorsa,

o zaman eğitim artsa bile ortaya çıkan tablo her zaman daha erdemli bir toplum olmayabilir.

Bazen sadece daha profesyonel, daha görünmez ve daha karmaşık bir sorun alanı oluşur.

Bugün eğitim çoğu zaman meslek üretiyor. Ama karakter üretmekte zorlanıyor.

İyi mühendis yetişiyor.
İyi finansçı yetişiyor.
İyi yazılımcı yetişiyor.

Ama “durması gereken yeri bilen insan” aynı hızda yetişmiyor.

Çünkü modern dünya başarıyı öğretiyor. Kazanmayı öğretiyor. Yükselmeyi öğretiyor. Ama sınır bilmeyi aynı güçle öğretmiyor.

Bu yüzden suç artık sadece yoksulluğun değil, bazen hırsın da ürünü. Bazen eğitimsizliğin değil, yönünü kaybetmiş bilginin ürünü.

Bugün yaşadığımız en büyük kırılma tam burada.

Kötülük artık eski görüntüsünü kaybetti. Kravat taktı. Parfüm sıktı. Daha düzgün konuşmayı öğrendi. Ama özünde aynı kaldı.

Toplumun asıl yüzleşmesi gereken gerçek de bu.

Çünkü mesele sadece suçun değişmesi değil. Suçun normalleşmesi. Bazen başarı görüntüsü altında meşrulaştırılması.

Bugün geldiğimiz noktada belki de yeniden düşünmemiz gereken şey şu:

Daha fazla okul yapmak mı önemli?
Yoksa daha fazla insan yetiştirmek mi?

Çünkü bilgi büyüyor.
Teknoloji büyüyor.
Şehirler büyüyor.

Ama insanlık aynı hızda büyümüyorsa, orada sessiz ama çok derin bir çürüme başlıyor.