Pas kokusu

En güçlü, en zayıfı yarattığı için hayat var. En iyi, en kötüye tahammül ettiği için hayat devam ediyor. En büyük, en küçüğü koruduğu için varız, buradayız, yaşıyoruz. Gökyüzü bulutlara tahammül etmese yağmur yağar mı? Işık karanlığa şans tanımasa gündüzle gece yer değiştirebilir mi? Ölüm hayata, hayat ölüme sempatiyle bakmasa devran devam eder mi? Gelgelelim filler çimenleri eziyor. Büyükler küçüklere hor bakıyor, güçlüler güçsüzleri bulduğu her yerde yok etmeye çalışıyor. Doğanın yasaları insanların yasalarıyla yer değiştirince kötülük dünyanın iklimi haline geliyor. Tahammül mülkü yıkılınca merhamet ülkesi çoraklaşıyor, çimenler kuruyor, ateş suyu yerinden ediyor. Dünyanın cehenneme dönüştürülmüş olmasına neden şaşırmalı ki?

Çivisi çıkmış dünyanın her tarafından pas kokuları yükseliyor. Paslı adamlar dünyanın çatısına çürümüş dişlerinin arasında tuttukları paslı çivileri çakmaya devam ediyor. Çığırından çıkmış insanlığın lağım çukurları dünyayı, insanı, insanlığı kirletiyor. Her iklimde, her bahçede kötülük filizleri boy atıyor. Her meyvesinden ayrı bir tadın, ayrı bir kokunun yükselip gökyüzünü süslediği dünyamız artık pis kokulardan geçilmiyor. Büyüklerin pisliklerinin küçükleri zehirlediği bir ahırdan farkı kalmadı dünyanın. Bahçemiz büyüklerimiz tarafından talan edildi dostlarım. Filler çimenleri kuruttu. Yüzleri buruşuk, kalpleri mühürlü şeytan bakışlı adamlar yüzleri ışıltılı, kalpleri göğe açık, mini mini yürekli çocukların kanını içiyor. Gelişmenin, evrilmenin, aydınlanmanın, modernleşmenin içinden yamyamlık çağı hortladı. Epstein dosyalarının ifşa olması gezegenimizin nasıl bir cehenneme sürüklendiğini bir kez daha gösterdi. Dünyanın en güçlü, en zengin insanları, dünyanın en güçsüz, en korumasız, en sahipsiz çocuklarına zulmediyor, tacizde bulunuyor, kanını içiyor; dünyanın geri kalanı bunu seyrediyor. Kötülük hızla koşarken iyilik bulunduğu yere çakılmış, sadece seyrediyor. En büyük dram bu… Kötüler oynuyor, iyiler seyrediyor; kötüler koşuyor, iyiler bulundukları yerden kıpırdamıyor. Kötüler kötülüğü çoğaltırken iyiler iyiliği bulunduğu yere hapsediyor. Kötülüğü engellemeyen iyilik iyi değil. Kötülüğü engellemeyen iyiler iyi değil. Engelleyemediğiniz şeyin parçası olursunuz. İyiyim deyip iyilik için mücadele etmeyenler kötülüğün önce paçası, sonra da ortağı olurlar.

İyilik hayatı var ederken nasıl en güçlünün en güçsüzü korumasına ayarlanmışsa kötülük de ölümle bağ kurarken en güçlünün en güçsüzü yok etmesinin olduğu yerde duruyor. İlahi yasaların yerini şeytani yasalara bıraktığı yer tam da burası: Bir yerde en büyükler en küçükleri eziyorsa orada şeytani yasalar geçerlidir. Bir yerde yaşlılar çocukları hırpalıyorsa orada şeytani yasalar geçerlidir. Güç, çaresizliğin elini kolunu bağlıyorsa orada şeytani yasalar geçerlidir. Bir yerde toklar açları ölüme mahkum ediyorsa orada şeytani yasalar geçerlidir. Bir yerde yöneticiler yönettiklerine zulmediyorsa orada şeytani yasalar geçerlidir. Zayıfın, güçsüzün ezildiği yasalar ilhamını oradan, şeytani olandan alır. Ve bilinmelidir ki bugünün dünyasını kirletenler de onlardır. Gezegenimizi ahıra çevirenler, yağmurumuzu aside, ırmaklarımızı lağım kanallarına tahvil edenler dünyayı yönetenlerin yanı sıra onların yönetimlerine ses çıkarmayan, kendilerine dokunmadığı sürece kötülüğe rıza gösterenlerdir. Şeytanın elçileri de en az kendisi kadar suçlu değil mi? Kötülüğe rıza gösteren iyilik mi olur? Kötüye tapınan iyi abesle iştigal değil mi? İyiler iyi olsa kötülük bu kadar yayılabilir mi? Epstein kötü, amenna; Trump ve o adada çocuklara zulmeden herkes kötü, bu da doğru. Peki onları oralara, o mevkilere taşıyıp dünyayı yönetme gücü verenlere ne demeli? Kötülüğün zirvesinde olanlar ile kötülüğü zirveye taşıyanlar arasındaki fark ne kadar büyük olabilir ki?

Büyük söylemler küçük söylemleri, büyük metinler küçük metinleri, büyük ırklar küçük ırkları, büyük kökler küçük kökleri, büyük dallar küçük dalları, büyük adamlar küçük adamları yok etmemeli. Filler çimenleri ezdiklerinde açlıktan öleceklerini bilmeli. Bizi öldürmeye gelenlerin bizde hayat bulması devri çoktan geçti. Bizi öldürmeye gelenleri, en azından hırpalamalı değil miyiz? Zulmü konuşuyorsak zalim kadar mazlumdan da bahsetmeli değil mi? Tepemizdeki adamları tepeye taşıyıp sonra da neden tepemize vuruyorlar diye oturup ağlıyoruz. Kötüyü ve kötülüğü yukarıya taşıyıp sonra da dünyanın neden kötüleştiğine kafa yoruyoruz. Kötülük bağırırken kuyruğumuzu kısıp konforumuzdan vazgeçmiyor, bize dokununca da mazlum rolü oynuyoruz. Kötülük tek taraflı değildir. Aldatan kadar aldananın da suçu yok mu? Sonuçta, o küçük adada, sözüm ona o büyük adamlar, o küçük çocukların kanını içerken tam da o anda bizler kendinden razı biçimde, kim bilir nerede, hangi küçük hayalin peşinde, belli bir hoşnutluk içinde suyumuzu, ayranımızı, gazozumuzu içiyorduk. Sonuçta bütün bunlar, biz yaşarken oldu. Biz yaşarken, müdahale edebilecekken müdahale etmediğimiz kötülüklerden kendimizi sorumlu addetmeyecek miyiz? Hayat ölüm çığlıkları atarken kulaklıktan hafif müzik dinleyen gafillerin ta kendisiyiz biz.