Mektup bizim için önemli dersler ve çıkarımlara fırsat vermektedir. Dr. Müller, tipik bir Batılı edasıyla biz (Batı, Roma, Yunan) ve öteki (Batılı olmayan); biz ve barbarlar tasnifinde bulunarak oryantalizmin özelliklerini göstermektedir.
Bilgi, fikir, akıl ve düşünce, tıpkı atalarının (Antik Yunan ve Roma'nın) dediği gibi Batı'ya aittir. Doğu ise; eğlence, binbir gece masalları, Alaaddin'in Sihirli Lambası, oryantal dans, cinsellik, şehvet, tembellik, asalak, aptal, aklı ve zekası yeterince gelişmemiş, bilgi ve teknolojiyi üretmekten yoksun şekilde tasvir edilmektedir/tanımlanmaktadır.
Genelde Doğu, özelde İslam Dünyası sahip olduğu yer altı ve yer üstü zenginliklerinin habersiz ve farkında bile değildir. farkında olsa bile bunları işleyecek ve geliştirecek akıl ve zihne sahip değillerdir. Dolayısıyla Doğu'nun zenginliklerini ancak Batılı ülke(ler) işleyebilir ve işlemelidir.
Mektubun bize düşündürdüğü bir diğer olgu ise, sömürgenin öncü ülkeleri İngiltere ve Fransa'nın Arap ve İslam dünyasında uğradığı imaj ve prestij kaybıdır. Emperyal olan bu devletler, sömürge ülkelerindeki halk ve yöneticiler üzerinde bütün hakimiyetlerini kaybetmişler ve istenmemektedirler.
Yeni Dünya Amerika Birleşik Devletleri ise, İsrail'de kurulan Yahudi devleti meselesi sebebiyle Arap ve İslam dünyasında bütünüyle olumsuz bir bakış açısına sahiptirler.
1952 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti'nin Araplarla olan maalesef kötü ilişkileri, Dr. Müller nezdinde, İslam ülkeleri arasında bir yakınlaşmayı getirmeyecektir. Türkiye'nin tek çıkış noktası olarak gördüğü Batı'yı benimseme ve ona yönelme Araplarla bir araya gelmeyi imkansız kılmaktadır.
Güneş batmayan sömürgeci imparatorluk İngiltere ise, Arap ve İslam dünyası üzerinde tüm kredibilitesini yitirmiş ve tüketmiş bir emperyal bir güç olarak algılanmaktadır.
Dr. Müller'e göre, petrol zengini Araplar için geriye tek bir seçenek kalmaktadır ki, o da Almanya'dır. O, bu konuda o kadar ümitlidir ki, adeta Arap Âleminin Almanya'yı beklediği ve kendilerini tercih edeceği gibi hayale kapılmaktadır.
Batılı iş adamına nezdinde yapılması gereken, Arap aleminin bir araya gelmesini öncelikle engellenmelidir. Toparlanmaması için siyaset ve başka unsurlarla her türlü tedbir alınmalı ve bütün vasıtalar kullanılmalıdır. Bu kapsamda farklı siyasî ve ideolojik hareketler desteklenerek Arap ve İslam Âleminin bir araya gelmesi önlenmelidir.
Dışarıdan yapılacak yönlendirmeler olmasa bile, Dr. Müller'e göre, Arap Âleminin ayağa kalması mümkün gözükmemektedir. Yerkürenin önemli bir coğrafyasını sahip olan Arap ve İslam Âleminin bir araya gelmesi imkansızdır. Çünkü bu Müslüman coğrafya tek parça, birlik ve bütünlük içinde olan bir topluluk değildir.
Özetle Batılı iş adamı İslam dünyasının asla bir araya gelemeyeceğini düşünmektedir/istemektedir. Siyasal olarak gaye ve ideal birliği olmadığından dolayı İslam Dünyasında beraber hareket etme imkanını görmemektedir. Buna gerekçe olarak sunduğu ilginç bir tespit ise, Müslüman dünyadaki yaşlılar ve gençler arasındaki bakış açısında var olan uçurumlardır.
Dr. Müller göre, tüm bu gereçler, İslam ve Arap dünyasının toparlanıp ilerlemesi ve birlik oluşturması için müspet bir tabloyu ortaya koymamaktadır. Yine de o, birleşme, bütünleşme ve toparlanma için güç de olsa bir ihtimalin varlığına dikkat çekmekte ve uyarmaktadır.
İslam ve Müslümanları iyi analiz ettiği söylenebilen bu Batılıya göre, İslam dini birlik, yani tevhid dinidir. Kendileri emperyalist devletler için, en büyük risk bu birliğin gerçekleşmesidir. Ona göre, yüksek çıkarları için en tehlike adet ise, Hac adeti, yani ibadetidir. Çünkü ibadet sebebiyle yılda en az bir araya gelmektedirler. Bunun önüne geçilmesi için her türlü tedbir alınması ve planın devreye sokulması gerekmektedir.
Erbakan'ın bu mektubu ve adı geçen konferansta konuşulanlara bakıldığında, İslam dünyasında ve özelde Türkiye'de yaşananları bir de olgu üzerinden ele almak gerekmektedir. Arakan'dan Kuzey Afrika'ya kadar bütün İslam coğrafyası kaos ve savaşın acısını yaşamaktadır.
'Arap Baharı' adı altında emperyalist planların nasıl İslam dünyasını kan ve savaş alanına dönüştürüp işgal edilmesi ve bunun sonucunda başta petrol ve doğal gaz kaynaklarının Batılılara/çok uluslu şirketler kanalıyla el konulmasını Müslüman aklı yeniden düşünmeli ve analiz etmelidir.