Pişmanlık gerçeği

Her türlü pişman olacaksın.

Hangi kararı verirsen ver, hangi yolu seçersen seç, hangi kapıdan içeri girersen gir; günün bir yerinde bir fısıltı beynini kemirecek: “Acaba öbürünü mü seçseydim?”

İnsan seçmediği hayatların hayaletiyle yaşar.

Hayat önümüze sürekli yol ayrımları çıkarır. Kimi zaman bir şehir seçeriz, kimi zaman bir meslek. Bazen bir dost, bazen de bir vedayı yükleniriz omzumuza. Bazen gelmeyi, bazen gitmeyi, bazen kalmayı tercih ederiz. Verdiğimiz her karar, görünürde bir seçimin başlangıcıdır ama gerçekte yüzlerce ihtimalin sonudur. Çünkü her “Evet!", geride kalan her şey için “Hayır!” demektir.

İnsan tercihlerinden değil, vazgeçtiği ihtimallerden yorulur. Yürüdüğü yoldaki taşlara ayağı her takıldığında yürümediği yolun hayali zihnini meşgul eder.

Tam da bu yüzden filozof Kierkegaard insan tabiatına dair “Konu ne olursa olsun neyi seçersen seç pişman olacaksın. Çünkü beynimiz seçilmemiş diğer seçeneklerin yaşanma olasılığını romantize eder.” der. Bununla ilgili yazdığı yazıya da şöyle başlar: “Evlenirsen pişman olursun; evlenmezsen de pişman olursun; evlensen de evlenmesen de her iki durumda da pişman olursun...”

Zihin yaşanan hayatın kusurlarını bütün ayrıntılarıyla gözler önüne sererken yaşamadıklarına özlemler büyütür. Böyle olunca da insan bahçesindeki dikenlere bakarken komşu bahçedeki gülleri görür. Elini cebine attığında başkalarının ne kadar zengin olduğunu düşünür. Herkesin hayatının vitrini gösterişlidir.

Bulunduğun yerde istediğin her şeyin olacağını bildiğin halde olmak istediğin yerin hayalini kurduğun müddetçe pişmanlık paradoksundan kurtulamayacaksın. Olmak istediğin yerde olmanın hayalini duydukça bulunduğun yerin kıymetini bilemeyeceksin.

Oysa insan, seçmediği yolun engellerini, girmediği denizin fırtınası, yaşamadığı hayatın yaralarını, sancılarını, acılarını, yalnızlıklarını hiçbir zaman görmez. Geceleri hangi şehre bakarsanız ışıl ışıl görünür, bütün limanlar eşsizdir... Ama uzaktan bakınca…

Başkalarının mutlu görünen hikâyesinin son sayfasına bakıp kendi hikâyenizin ilk sayfasını yargılamaktan vazgeçmelisiniz. Çünkü hayat kıyas kabul etmez. Herkes kendi hikâyesini yaşar.

Kuşlar gökyüzünde uçarken denizdeki balığa özenirse boğulmaktan kurtulamaz. Balık karaya çıkmak isterse ölür. Mesele bu kadar basittir. Her varlık kendi yaşantısında anlamlıdır. İnsan da böyledir. Sürekli başka hayatların hayalini kuranlar kendi hayatının güzelliklerini sürekli ıskalarlar.

Bu nedenle pişmanlık, hakikatten ziyade hayalin ürünüdür. Çünkü insanın zihni gerçekleşmemiş ihtimalleri kusursuzlaştırmaya meyillidir. Yaşanmamış olanın hesabını tutmaz. Onun bedelini, yükünü, sorumluluğunu üstlenmez. Sadece güzel taraflarını büyütür. Lokantada adisyona yemediğiniz ürünleri eklediklerinde göstereceğiniz tepkiyi düşünün, işte o zaman durumu anlarsınız. Hayatınızda olmayan şeylerin faturasını hayatınızla ödemeye kalkmak en büyük yanılgınız olur.

Bu yanılgı içinde olan evli bekârlığı merak eder, bekâr evliliği düşünür. Büyük şehirde yaşayan küçük kasabalara özlem duyarken kasabada yaşayan büyük şehirlerin hayalini kurar. Giden kalmanın, kalan gitmenin ihtimalini zihninde büyütür.

Hayat, bütün yolları aynı anda yürümemiz için verilmemiştir.

İnsana bir ömür, bir kalp, bir hikâye verilmiştir. Herkesin hikâyesini yaşamak isteyen kendi hikâyesinin figüranı olmaktan kurtulamaz.

Seçemediğimiz hayatların yasını tutmayı bırakıp seçtiğimiz hayatın sorumluluğunu aldığımız yerde olgunlaşmaya başlarız. Çünkü mutluluk doğru seçimi yapmakta değil, seçiminin hakkını vermekte gizlidir.

Tohum ekildiği toprakta kök salar. Yağmura sabreder. Güneşe yönelir. Sonunda meyve verir. İnsan da böyledir. Sürekli başka ihtimallerin peşinde koşmak yerine bulunduğu yerde kök salabildiği ölçüde huzuru bulmaya başlar.

Bir şeyi seçmek, bütün şeylerden vazgeçmektir. Vazgeçmek ise hayatın değişmez kanunudur. Mesele doğru seçimi yapmak değil; seçtiğin hayatı sevebilmektir. Seçtiğin yolda yürüyebilmek, seçtiğin insanlara vefa gösterebilmek, seçtiğin kaderin içinde hikmeti arayabilmektir.

Çünkü insan sonunda şunu öğrenir: Pişmanlıkların olmadığı bir hayat yoktur. Fakat bazı insanlar ömürlerini seçemedikleri hayatların hayalini kurarak tüketirken bazıları ise seçtikleri hayatı güzelleştirerek yaşar.

Huzur geride bıraktığınız ihtimallerde değil; önünüzde uzanan hakikatte saklıdır.