Polikrizin Kıskaçında Bir Hafta: Faiz, Ticaret ve Borç Sarmalı

Uluslararası politik ekonomide “tekil olay” diye bir şey yoktur; sadece henüz bağlantısını kuramadığımız olaylar vardır. Son bir haftaya damgasını vuran gelişmeleri—ABD Merkez Bankası'nın (Fed) mesaj ekonomisi, AB–Çin yeşil teknoloji geriliminin sertleşmesi, küresel borçluluk uyarıları ve OPEC+’ın petrolü yeniden jeopolitik bir silaha dönüştürmesi—ayrı ayrı ele almak, ormanı görmeden ağaçlara odaklanmaktır.

Bu haftanın tablosu, "polikriz" çağının mükemmel bir özetidir.

Ve kritik olan şudur: Polikriz, krizlerin sadece yan yana olduğu bir evre değil; krizlerin birbirini fiyatladığı bir evredir.

Son dönemin ana aktörü, yeniden sahneye çıkan Fed’di. Faizleri beklendiği gibi sabit tuttular, ancak “daha uzun süre yüksek” mesajını sertleştirdiler. Bu, ABD enflasyonu için teknik bir ayar değil, küresel bir politik ekonomi aksiyonudur. Çünkü dolar, hâlâ dünya finansal sisteminin ana hemoglobinidir. Washington’da bir tık artırılan şahinlik, çok uzak başka noktalarda “Dış borcu geri ödeyebilir miyiz?” sorusuyla yankılanır.

IMF ve Dünya Bankası raporlarının uyardığı “borç tsunamisi” işte bu yüzden tesadüf değil: Küresel güneyde düşük gelirli ülkeler, dolar bazlı borçla “aynı anda” hem faiz şoku hem de kur şoku yaşıyor. Fed’in fiyat istikrarı arayışı, başka ülkelerin fiyat istikrarsızlığına dönüşüyor.

O “sıfır toplamlı değildir” romantizmi bitti. ABD para politikası artık doğrudan jeo-ekonomi üretimidir.

İkinci cephede, AB–Çin elektrikli araç (EV) gerilimi var.

Bu, basit bir anti-damping dosyası değildir. Bu, 21. yüzyılın “çekirdek endüstrisi”nin (yeşil teknoloji) kimin elinde olacağını belirleyen stratejik bir dosyadır. Çin’in muazzam ölçek ekonomisi, AB’nin sanayi politikasını, karbon stratejisini ve hatta sosyal kontratını tehdit ediyor. Unutmayalım, Fransa ve Almanya’da otomotiv haritası, orta sınıfın gelir haritasıdır. AB için EV dosyası, aslında bir “sosyal barış” dosyasıdır.

Ve bu tablo, yaklaşan APEC zirvesi öncesi ABD–Çin rekabetiyle aynı anda yazılıyor. AB, bu yeni soğuk savaşta stratejik otonomi arıyor ama aynı anda Fed’in parasal sıkılaşması, yüksek enerji giderleri ve yapışkan çekirdek enflasyon altında büyüme üretemiyor.

AB–Çin sürtüşmesi, aslında Fed’in şahinliğinin Avrupa versiyonudur: Ekonomik güvenlik ile ulusal güvenlik artık aynı dosyaya yazılıyor.

Üçüncü ayakta ise enerji var.

OPEC+’ın arz kesme kartı, hâlâ dünyanın en eski ama en etkili fiyatlama makinesi. Fed talebi kısmaya çalışırken, OPEC+ arzı kısarak fiyatı yukarı itiyor. Bu bir simetri değil, bu bir çatışmadır. Enerji piyasası, Fed’in enflasyon savaşını atlatmanın kısa yolu olduğunu dünyaya yeniden hatırlattı.

Jeopolitik riskin enerji fiyatına dönüştüğü o an, tüm veriler tek bir gerçeğe işaret eder: Merkez bankacılığı, borç, ticaret ve enerji artık aynı anda birbirini fiyatlıyor.

Polikriz tam olarak burada duruyor.

Bu yüzden klasik “imkânsız üçlü” teorisi (kur-faiz-sermaye akımı üçgeni) artık bu manzarayı açıklamaya yetmiyor. Artık “imkânsız üçgenler silsilesi” çağındayız:

  1. Enflasyonu düşürmek istiyorsun → Faizi artırırsın → Borç krizini patlatırsın.
  2. Ticarî üstünlük istiyorsun → Korumacılık yaparsın → Maliyet enflasyonu yaratırsın.
  3. Enerjiyi jeopolitik silah yaparsın → Petrol fiyatı fırlar → Merkez bankalarını çaresiz bırakırsın.

Bunların hepsi tek bir hafta içinde, aynı anda devreye giriyor.

Ve bu artık “her gün yeni bir kriz” demek değil. Bu, “her kriz, diğerini yazıyor” dönemi.

Parasal sıkılaşma borç krizinin mimarıdır. Borç krizi korumacılığın gerekçesidir. Korumacılık enflasyonun tetikleyicisidir. Enerji siyaseti enflasyonun besleyicisidir... ve enflasyon, merkez bankalarının tekrar şahinleşmesinin gerekçesidir.

Döngü tamamlandı.

Görünen görüntü basit ama ürkütücü: Uluslararası sistem artık krizleri yönetmiyor; krizlerle yönetiliyor.