YAZARLAR

Tüm Yazıları Prof. Dr. İsmet Emre

Olgunlaşma

09.01.2019 00:01

 

Olgunlaşma bir açık görüş alanıdır. Sağlık ve erdemin saf haliyle buluştuğu yerdir. Öyle ki oluşun genel veçhelerini teşkil eden bozulma, kokuşma, çürüme ve en nihayet yeşerme olgunlaşmanın aracı kılınmışlardır. Bu yönüyle Yaratıcı’nın yaratma hedefidir olgunlaşma. Bütün oluş hallerinin yekinmesi, bütün bakma biçimlerinin menzili, bütün titreşimlerin ezgisi, bütün renklerin güzergahı, bütün idraklerin kavrama noktası olgunlaşmadır. Yaşam için bedenin ve zihnin işlevine en uygun geldiği nokta; beden için gençlik; ruh için berraklık; zaman için güneşin en tepede olduğu, ışığını en yoğun aksettirdiği yer; eylem için tamamlanma eşiği; düşünce için mutlak kavrayış; kavrayış için salt bağdaştırma; değer için iyi oluşun nihai aşamasıdır olgunlaşma.

Pozitif yönelişin son aşamasıdır olgunlaşma. Yaşamın parıldadığı nihai yerdir. Bilinç dahil bütün biçim ve içerikler, bütün iç ve dışlar onun için vardır, orada zirveyi yaşar. Güze özgü geçici parıltı, olgunlaşmadan ödünç alınmış simülatif bir hoşluktur olsa olsa. Ölüm iyiliği gibi yaşam da batmadan önce son kez parıldar ufukta. Olgunluğun hemen yanında sinsice bekleyen ve her an ortaya çıkmaya hazırlanan bozulmanın fark edilmeyişinin sebebi de olgunlaşmanın yarattığı yatay pozitif uyuşukluktur. Güneşin en inandırıcı olduğu nokta, en ziyade görünür olduğu, kendini en fazla unutturmaya başladığı yerdir. Bu yönüyle bir bakıma olgunlaşma pozitif akışın yatay kendini koruma çabası olarak da telakki edilebilir.

Yaşam düzlemi içinde, gerinin ve ilerinin en net göründüğü çizgidir olgunlaşma. Dağın zirvesi, yokuş ve inişin eşit mesafede olduğu yerdir ama akış yönü inişe doğrudur. Hiçbir olgunlaşmanın gözleri yukarı bakmaz, en iyinin ötesi neresidir ki? En güzelin, en doğrunun, en sağlıklının, en haklının ötesi var mıdır?.. Olsa olsa yerinde kalmayı, sahip olduklarını muhafaza etmeyi, elindekileri kaybetmemeyi gözetir olgunlaşma, zirveyi kaybetmemeyi... Bozulma riskini her an ensesinde hissetmesinin nedeni, zirvenin geri ve ilerisindeki dar alanda bulunmasıdır; gerisinde acemilik ve tamamlanmamışlık, ilerisinde ise bozulmanın her an tetikte bekleyen ahtapot kolları… Pozitif akışın nihai aşaması olduğu için olgunlaşmanın kendini bozulmadan korumasının yollarından biri, gelinen aşamayı dondurmak ki bu ancak bir, ‘ömür uzatmak’ anlamına gelir, diğeri ise sağlam uzuvlarından tohum saçmaktır ki tek kurtuluş çaresi budur. Bundan dolayıdır ki olgunluk uzuvlarından tohum saçan medeniyetler başkasının şahsında yaşamaya devam ederken olgunluğunu donduran medeniyetler ise yerlerini kendilerinden daha güçlü olanlara bırakırlar.

Olgunlaşma, özün belirlediği istikamette öze yaklaşmaktır. Varoluşun nihai noktasına ulaşmaktır. Olgunlaşma ile meyve kelimelerinin aynı çağrışım alanıyla kullanılması tam da bundan dolayıdır. Her ikisi de yüzeyde nihainin ışığıyla parıldarken derinlerde bozulmanın solukluğunu teneffüs eder. Her canlı türü, ikincil derecedeki varoluş gerekçesini meyvesi üzerinden tamamlar; meyve için de mutlak olgunlaşma nihai amaçtır. Olgunluk kıvamındaki az bir sapma ise beraberinde bozulmayı getirir. Olgunlaşmanın sabırla olan ilişkisi mükemmeliyet temellükünü, sabırsızlıkla olan ilişkisi ise bozuluş tevarüsünü avdet eder. Her şey bir hesap kitap işidir ve hayat kendini biraz da ‘kıvam’ üzerinden idame eder. Berisindeki eksiklik ile ilerisindeki fazlalık olgunluğun temel riskleridir.

Bu dünya bir sınanma alanı olduğu için insan fıtratı üzere doğulsa bile insan kalmak ve insanlığını geliştirmek ciddi bir emeği gerektirmektedir. İnsanın eylemleriyle mutlak negatif çizgisine yaklaşması bir tereddi ve düşüş, mutlak pozitif çizgisine yaklaşması da bir gelişme ve yükseliştir. Eylemin olgunluğa yaklaştıran çizgisine istikamet denir. İstikamet, olgunlaşma yürüyüşünde özüne vardıran yoldan şaşmamak demektir.

Doğduğunda her bakımdan eksik ama verilen imkanları tamamlama yönünde iradesi bulunan insan için olgunlaşma kendisindeki eksikliği uygun şekilde tamamlamayla giderilir. Bu yönüyle gözün olgunlaşması nesneyi net görüş, kulağın olgunlaşması sesi net algılayış, derinin olgunlaşması yüzeyle doğru bir temas kurma, burnun olgunlaşması hoş kokular ile nahoş olanlar arasındaki çizgiyi netleştirme, ağzın olgunlaşması tatlar arasındaki farkları belirleme iken bütün bunların gerisinde ve bütün bunlara yön veren zihnin olgunlaşması ise iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, zararlı ile faydalıyı birbirinden ayırt etme kabiliyetinin gelişmesi anlamına gelir. İnsanın birincil içgüdüsü kendini koruma olduğuna göre, aynı biçimde gözün görüntüler, kulağın sesler, ağzın tatlar, burnun kokular ve zihnin düşünceler arasında kendine en uygununu, en zararsızını, en güvenilir olanı ve en kalıcıyı seçmesi de olgunluğa dahildir. Yine aynı anlayışın doğal bir devamı olarak bireyin hayatı boyunca kendindeki eksikleri tamamlama, fazlalıkları atma yönündeki eğilimleri de olgunlaşmanın kapsamı içindedir. Bu yönüyle olgunlaşma, mecalsizleştirici eksiklerini giderme kadar hareket kabiliyetini engelleyen fazlalıklarını atma anlamını da içerir.

Toplum, bir bireyden öteki bireylere yayılan bir izlenimler, davranışlar ve eylemeler kurgusu olduğuna göre birey için olgunlaşmanın çoğul hale getirilmesi toplum için olgunlaşmanın sınırlarını da ortaya koyar. Bu manada sağlıklı beden sahibi insanların çokluğu kadar sağlıklı ruh sahibi insanların çokluğu da bir toplumu ötekinden daha olgun kılar. Yine aynı şekilde, görme, duyma, koklama, dokunma, tatma, hissetme ve kavrama yetenekleri gelişmiş; her bir yeteneğe uygun uğraşları incelterek ustalık haline getirmiş toplumlar diğerlerine olgunluk bakımından üstünlük kurarlar. Bilimi, sanatı, kültürü, ahlakı ve inanç sistemi doğrudan doğruya bireyden başlayarak toplumun bütün kesimlerini olduğundan daha berrak iç dünyalar doğurma anlayışıyla kurgulanmış bir teori-pratik uyumu bir toplumu eş zamanlı öteki toplumlara üstün kılar. Bu üstünlük kolektif hale geldiğinde elbette kendiliğinden sağlıklı birey ilişkileri, sağlıklı toplum kurguları ve sağlıklı iç dünyalar demektir ki böylesi toplumların başat özelliği iyiliğin atmosfere yayılması, kötülüğün ise bertaraf edilmesidir. Elbette bilim teknolojiye, teknoloji güce evrilirken kültür inceliğe, incelik toplumun hassasiyetlerinin berraklaşmasına, ahlak davranış kalıplarının hassaslaşmasına, davranış kalıpları eyleme biçimindeki rikkate, kendisi için düşündüğünü diğer insanlar için düşünen inanç sistemi sağlam bir anlayışa, sağlam bir anlayış da insanın yeryüzündeki macerasının anlamına tahvil edileceği için olgun bir toplumda bileşik kaplar gibi bu öğelerin hemen hepsi birbiriyle yarışır şekilde amacına uygun davranır. Böylesi bir toplumda hak, adalet, liyakat, diğergamlık gibi vasıflar bireyden başlayarak aileye, aileden topluma, oradan devletin uzuvlarına nüfuz eder ve bir ağacın dallarındaki meyve nasıl onun geçmişte kalan bütün maceralarını özetliyorsa tıpkı onun gibi söz konusu olgunlaştırıcı mekanizmalar da bozulma, kokuşma, çürüme, küflenme gibi negatif durumlara meydan okur. Haddizatında olgun bir birey kendisinden diğer insanların emin oldukları, olgun bir toplum ise kendisinden diğer toplumlara zarar gelmeyecek toplumdur. Böylesi bir toplumda elbette paradan ziyade değer, suçtan ziyade erdem, hapishaneden ziyade okul, eğlence merkezlerinden ziyade kültürel ortamlar, hastanelerden ziyade kütüphaneler işlevseldir ve ikincilerin oranı birincilerin kat kat üstündedir.

Vakitlerde ve mevsimlerde olduğu gibi, olgunlaşma da bir rüzgardır. Kış için sıcaklık bahşedici, bahar için diriltici, yaz için serinletici, güz için son bir hoşlukla şöyle bir dokunup geçen… Orada donmayan, orada durmayan ama sadece o an için, onun için yaşanan… Olgunlaşma olmasa başlangıç ile son arasındaki bütün bu koşturmacalar, bütün bu telaşlar amaçsız kımıltılardan başka ne anlama gelirdi ki? Ve elbette “başaklar sabırla olgunlaşır.” Bekleyelim, görelim…

Öne Çıkanlar

FETÖ hükümlüsü servetle kaçarken yakalandı!

Trump: Rusya ve İran için de öldürüyoruz!

Önce ağaca sonra polise çarptı: 4 yaralı

Galatasaray'a gelmek için sabırsızlanıyor!