Saçları altın sarısı, hümanist genç bir kızın tertemiz vicdanında dönseydi dünya, insanlık daha mutlu ve huzurlu olacaktı. Lakin yaşlı ve yorgun mavi küremiz, genç bir kızın masum vicdanında dönemeyecek kadar suç ve nefret doluydu. Rachel Corrie isimli genç bir kız, bu acı hakikati küçük yaşlarda fark etmiş ve hayatın kötülükle mücadeleye adamıştı.
Rachel, 1979 yılında, rüyalar ve fırsatlar ülkesi olarak görülen, Amerika Birleşik Devletleri’nde dünyaya gelmişti. Orta halli, entelektüel Amerikalı bir ailenin, iyi eğitim almış tek çocuğuydu... Yaşıtlarından oldukça farklı bir zihin yapısına ve ruh haline sahipti. Hani derler ya; ‘büyümüş de küçülmüş’, bu deyimin hayattaki karşılığı Rachel olabilirdi. Daha 10 yaşındayken komşularının sorunlarını dert ediniyor, başta siyahiler ve göçmenler olmak üzere ezilen insanların haklarından bahsediyordu. İyilik ve yardımlaşma ile dolu kalbi, onu diğer çocuklardan ayıran en önemli özelliğiydi. Küçük kız, sanki ruhani bir misyonla dünyaya gelmişti. Pamuk Prenses gibi tertemiz yüreğinde iyilikler, güzellikler ve çocuk masumiyeti taşıyordu.
****
Zaman geçtikçe, hayatının komşularından ve yaşadığı eyaletteki insanlardan ibaret olmadığını anlayan Rachel, dünyada yaşanan olaylara dikkat kesilmeye başladı. Genç kız, dünyada bu kadar kötülük olmasına bir anlam veremiyordu. Hiç görmediği, hiç tanımadığı insanların dertleri ile dertleniyor, zulme ve istismara uğramış kadın ve çocuklar için gözyaşı döküyordu. Rachel, artık mazlum coğrafyalara gitmenin ve oradaki çocuklarla barış şarkıları söylemenin hayallerini kuruyordu.
****
Hristiyan bir ailede büyüyen Rachel, televizyonlarda adını sıklıkla duyduğu, acının ve zulmün başkenti Filistin’e, küçük yaşlardan itibaren ilgi duymuştu. Filistin’de yaşanan İsrail terörü genç kızı derinden etkiliyor, şahit olduğu her acı ona, Filistin’deki masum ve mazlum insanları hatırlatıyordu. Genç aktivist için kutsal topraklara revan olma vakti gelmişti artık… Sanki ilahi bir ses, Rachel’i Filistin’e yani kendi eceline çağırıyordu.
Rachel, müreffeh yaşamını elinin tersi ile iterek, Yahudilerin cehenneme çevirdiği Filistin’e adım atmıştı. Filistin’e ayak bastığında karşılaştığı insanlık dışı manzara, onu o kadar derinden etkileyecekti ki artık Filistinli anaların akıttığı gözyaşlarına ve beddualarına ortak olacak, kalbi bir Filistinli çocuğun körpe yüreği gibi ürkek atacaktı.
Refah bölgesinde, İsrail Hükümeti Filistinlilerin evlerini, hukuksuzca yıkarak, bölgeyi kontrol altına almaya çalışıyordu. Bu hukuksuzluğu içine sindiremeyen Rachel ve arkadaşları, Filistin halkı ile beraber, İsrail’e karşı mücadele etmeye başladı. Rachel, vicdan ateşinde olgunlaşan, bir çelik kadar sağlam karakteriyle zalime dert, mazluma yaren olmaya kararlıydı.
O, Filistinli ihtiyarların gözyaşlarını kendi eliyle silmiş, çocukların feryadını yüreğinin derinliklerinde hissetmişti. Yaşanan bu dramı tüm dünyaya duyurmak için insan hakları kuruluşlarını bölgeye davet etti. İsrail buldozerleri, içlerinde insanların olduğu evleri yıkarken sadece taştan bir yapıyı değil insanlığın vicdanını da yerle bir ediyordu. Bu duruma daha fazla dayanamayan Rachel, yıkılmaz bir kale gibi üzerine doğru gelen buldozerlerin önüne geçti.
Canı pahasına da olsa buldozerlerin geçişini engellemeye kararlıydı. Canavar makineyle arasında yarım metre kalmasına rağmen yerinden milim dahi oynamadı. Rachel için zaman durmuş, hayat ve ölüm arasındaki perde tamamen kalkmıştı artık… Kudüs’ten esen ruhani bir rüzgâr, genç aktivistin sarı saçlarını yüzüne savurmuş ve deniz mavisi gözlerini kapatmıştı. Rachel bu sayede katilinin yüzünü görememişti.
Demir yığını makinenin ağırlığını tüm vücudunda hissetmeye başlayan Rachel’in narin bedeni, acıya daha fazla dayanamadı ve yaralı bir güneş kuşu misali toprağa düştü. Son nefesini, Nasıralı İsa’nın topraklarında veren Amerikalı genç aktivist, ölümüyle bile büyük bir eyleme imza atmış oldu.
16 Mart 2003 tarihinde aramızdan ayrılan Rachel; farklı bir dine, farklı bir ırka mensup insanlar için hayatını feda edebilecek kadar cesur ve asil bir insandı... Hristiyan ya da Yahudi olmanın, hakkaniyetli bir tutum takınmaya engel olmadığını; adalet ve eşitlik ilkesinin, dinler ve ırklar üstü olduğunu tüm insanlığa göstererek, adını “Filistin Direniş Tarihine” yazdırmıştır.
****
Toprağın bol olsun Rachel Corrie... Sen, mücadelenle bir kardeşlik öyküsü yazdın. Sen, bu asrın yüz akı, Filistin davasının en önemli simgelerindensin... Sen, İslam Dünyası’nın acziyetini ve hıyanetini, Müslümanların yüzüne vuran acı bir tokatsın...
Son söz senin olsun Cesur Bayan: "ZULÜM BİZDENSE, BEN BİZDEN DEĞİLİM.”