Reformcu Erdoğan Dönemi

0

1924 Anayasası ile resmen yürürlüğe giren Parlamenter Sistem, 93 yıl sonra, 16 Nisan 2017 referandumuyla beraber yerini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne bıraktı. Ancak bu yeni hükümet sistemine tam anlamıyla 2019'da geçilecek. Zira Başbakanlık makamı henüz lağvedilmedi ve önümüzdeki genel seçimlere kadar var olacak. Kısa bir süre sonra TBMM'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ilgili uyum yasaları görüşmelerine başlanacak. Türkiye, tüm kurum ve kuruluşlarıyla bir "geçiş süreci" yaşayacak.

Öte yandan bu geçiş süreci, aynı zamanda AK Parti için "genel seçimlere hazırlık süreci" anlamına da geliyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem AK Parti Genel Merkezi'nde, hem de Arena'da yaptığı konuşmada bunun işaretlerini verdi.

Erdoğan, her iki konuşmasında da "%50+1"e vurgu yaptı.

Erdoğan, önümüzdeki seçimlerin ancak "çoğulcu, kuşatıcı ve kucaklayıcı" bir siyaset tarzıyla kazanılabileceğine işaret ediyor ve bu ilkelerin ısrarla altını çiziyor.

16 Nisan referandumu "Evet" lehine sonuçlansa da AK Parti'ye çok ciddi "mesajlar" içeriyor. Bu mesajların başında geniş toplum kesimleriyle yeniden "temas kurma" zorunluluğu var. Dolaysıyla AK Parti'nin "dil ve retoriğini" revize etmesi ve zenginleştirmesi temel ihtiyaçların başında geliyor.

Kuşkusuz AK Parti iktidarı, 7 Şubat MİT krizi ile başlayan ve 17-25 Aralık, Gezi ve 15 Temmuz ile devam eden terörle mücadele döneminde, eşyanın tabiatı gereği reformcu yönünü sahaya pek yansıtamadı. Ancak bu "durgunluk" halinin ivedilikle değişmesi gerekiyor. Zira bu durgunluk hali, seçmen nezdinde doyum noktasına ulaşmış görünüyor.

AK Parti'nin "değişim, demokrasi ve reform" mottosu ile yola çıktığı Genel Merkez Kongresi sürecinden sonra "aktif reformculuğa" bir an önce dönmesi gerekiyor. 16 Nisan'da çıkan tablo, Türkiye toplumunda böyle bir beklentinin olduğunu açıkça gösteriyor. FETÖ, PKK ve DAEŞ ile mücadele dönemini insan hak ve hürriyetlerinin geliştirilmesi açısından bir "fetret dönemi" olarak kabul etmek ve önümüzdeki süreci hızlı bir "atılım dönemi" olarak ilan etmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AK Parti Genel Başkanı olmasını ve yeniden dümenin başına geçmesini gerek Türkiye siyasi tarihi açısından ve gerekse AK Parti'nin geleceği açısından bir "milat" olarak değerlendirmek lazım. Çünkü hem icradaki, hem de AK Parti'deki iki başlılık, Erdoğan'ın "partili Cumhurbaşkanı" olmasıyla geride kaldı.

Artık dümenin başında sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan var.

Buradan hareketle, genel seçimlere hazırlık döneminde Erdoğan'ın liderliğindeki AK Parti hareketinden şu hususlarda atılım bekleniyor:

1-Kabinede revizyon

Bir süredir baş gösteren ekonomik durgunluğun giderilmesi genel seçimlere giden yolda toplumu rahatlatacak önemli bir başlık olarak karşımızda duruyor. Muhtemel kabine revizyonunda bu başlığa dikkat edilmeli.

2-AK Parti teşkilatlarında köklü değişim

Bulundukları ilde karşılığı olmayan, seçmenle bağ kuramayan, AK Parti'nin kodlarını içselleştiremeyen ve AK Partili olmanın gereğini yerine getiremeyen kadroların, genç, dinamik, şaibesi, lekesi, defosu olmayan temiz isimlerle değiştirilmesi gerekiyor. Bilhassa PKK ve HDP'nin kan kaybettiği bir dönemde bu alanı doldurmak için Doğu ve Güneydoğu teşkilatlarının titizlikle elden geçirilmesi ve HDP'nin çok üzerinde bir performansla sahada var olabilecek, halkın nabzını iyi tutabilecek ve bölgeye siyasi birvizyon sunabilecek kadrolarla değiştirilmesi oldukça önem arz ediyor.

3-Dar gelirli vatandaşlara pozitif ayrımcılık

Başta 15 Temmuz olmak üzere tüm darbe ve işgal girişimlerinde Erdoğan'ın arkasında duran, tankların altına yatan ve mücadele edenlerin kahir ekseriyetini "dar gelirli vatandaşlar" oluşturdu. Şehit ailelerinin yapısına bakıldığında bu çok daha net görülür. AK Parti'nin temel ilkelerinin başında "gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesi" ilkesi olduğu da hesaba katıldığında, işçi, memur ve asgari ücretli gibi toplumun dar gelirli kesimlerini rahatlatmak ve pozitif ayrımcılık yapmak gerekir. Bunun için bu dönem "kesenin ağzı" açılmalı. İyileştirme hamleleri yapılmalı.

4-FETÖ ile mücadele titizlik

FETÖ ile mücadele edilirken "adaleti" elden bırakmamalı. İşten atma, tutuklama ve soruşturma süreçlerinde daha "hassas" olunmalı. Mağduriyet söylemini pompalayanlara malzeme verilmemeli. Orta ve üst tabakada bulunan ve halen aktif olan FETÖ mensuplarına yoğunlaşmalı. FETÖ'yle mücadele, "skora ve kendini ispat etme parametresine" dönüşmemeli. Hz Ömer'in adaleti esas alınmalı.

5-Tehditkar ve saldırgan medyada revizyon

Cumhurbaşkanı Erdoğan, %50+1'in önemine işaret ediyorken, kuşatıcı ve bütünleştirici bir dil kullanıyorken, farklı toplum kesimlerini kucaklıyorken, onun adına "konuştuğunu iddia edenlerin" sağa sola gelişi güzel ateş etmesi, saldırması ve racon kesmesi, farklı toplum kesimine parmak sallaması ve tehditler savurması sürdürülebilir bir durum değil. Medya, "ayrıştırıcı dil" kullananlardan acilen arındırılmalı. Ekranlar, külhanbeyi gibi önüne geleni asan, küstüren ve yargılayan gazeteci görünümlü nifakçılardan ivedilikle temizlenmeli. Nobran ve acımasız bir medya dili, önümüzdeki dönemin dili olamaz. Bu dil ve bu dilin temsilcileri, AK Parti'ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a zarar vermekten başka bir işe yaramaz. AK Parti'yi gelecek seçimlerde başarıya götürecek yegane dil, kuşatıcı, bütünleştirici bir medya dilidir. AK Parti'ye bugüne kadar kazandıran tek medya dili "tevazu dili" olmuştur. Bunun dışındaki tüm dil ve retorikler zarar verir. Veriyor da…

6-Kürt halkına yönelik reform

Ortadoğu, fiilen "2.Sykes-Picot dönemini" yaşıyor. Yüzyıl önce çizilen sınırlar işlevini yitirdi. Kartlar yeniden karılıyor. Bu kez masada yeni bölgesel ve küresel aktörler var. Bu aktörlerin başında Türkiye geliyor. Suriye'de ABD ve Rusya'nın PYD ile ittifakı, İran'ın pers yayılmacılığı ve Barzani'nin bağımsızlık arayışları, Türkiye'nin Kürt politikasını revize etmesine salık veriyor. Özellikle 16 Nisan'da Kürtlerin "evet" ile verdiği "birlikte yaşam" mesajı da dikkate alındığında reformist bir perpektifle bölgeye yaklaşmak oldukça önem arz ediyor. Bu kapsamda insan hak ve hürriyetlerinin geliştirilmesi ve demokratikleşme iradesini güçlü bir şekilde göstermek ve bunu Kürtlere hissettirmek gerekiyor. Çözüm Süreci, PKK ile yeniden müzakere edilmemesi gerektiğini çok net ortaya koydu. Fakat Çözüm Süreci, başka bir isim ile doğrudan Kürt halkını muhatap alarak yeniden başlatılabilir. Bununla ilgili çalışmalara şimdiden başlamak AK Parti'ye önemli kazanımlar ve avantajlar sağlayabilir. Zira her zaman belirttiğimiz gibi "çukur ve yıkım" dönemi sonrası bölgedeki siyasi fay hatları kırıldı. İklim değişti. Bu değişim, AK Parti'ye siyaset yapması için geniş bir zemin ve imkan sunuyor. AK Parti'nin bu imkanı görmesi ve değerlendirmesi gerekiyor.

7-Hak ve özgürlükler alanında reform

AK Parti, derdi, talebi olan farklı toplum kesimlerinin temsilcileri ile bir araya gelmeli. Beklentisi olan, söyleyecek sözü olan, özgürlük talebi olan herkes dinlenmeli. Bilhassa "Hayır" oyu kullanan %48'lik kesim ile temas kurmalı. Onlarla iletişim kurmalı, ikna etmeli, kendisini yeniden anlatmalı. AK Parti, kendi siyasi alanını hak ve özgürlükler noktasında reformlar yaparak genişletmeli.