Reformların partisi: AK Parti 25 yaşında

Türkiye, 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan büyük ekonomik krizlerin açtığı derin yaralarla boğuşuyordu. Enflasyonun kontrolden çıktığı, gecelik faizlerin bir karabasan gibi halkın üzerine çöktüğü o sancılı günlerde, Türk siyasetine damga vuracak yeni bir hareket filizlendi: AK Parti.

2 Kasım 2002 seçimleriyle tek başına iktidara gelen AK Parti’nin işinin kolay olmayacağı ilk günden belliydi. Siyasi tarihimizde bir ilk yaşanmış; partinin genel başkanı, okuduğu bir şiir nedeniyle aldığı hapis cezası yüzünden Başbakanlık koltuğuna oturamamıştı. Recep Tayyip Erdoğan, Pınarhisar Cezaevi’ne gönderilmişti.

Ancak sistemin sahipliğine soyunanların hesaba katmadığı bir güç vardı: Milli irade. Halkın teveccühü, Siirt’te yenilenen seçimlerle tecelli etti ve Recep Tayyip Erdoğan, hak ettiği Başbakanlık makamına kavuştu. O günden itibaren "durmak" kelimesi sözlüğünden çıkarıldı. Geceli gündüzlü bir çalışma temposuyla halkına hizmet etmeyi kendine şiar edindi.

Elbette bu yükseliş, vesayet odaklarını rahatsız etmekte gecikmedi. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde sahneye sürülen "E-muhtıra", halk iradesine karşı dik duruşla boşa çıkarıldı. Erdoğan, "Sandık"ı işaret ederek, kendisini görevden alacak tek merciin halk olduğunu tüm dünyaya ilan etti.

Ardından gelen yıllar, kalkınmanın yılları oldu. Sağlıktan tarıma, savunma sanayiinden eğitime kadar ülkemiz devasa bir dönüşüm yaşadı. Başörtüsü yasağı kaldırıldı, Kur’an kursları ve İmam Hatip Ortaokulları yeniden hayat buldu. Öğrencilerin namaz kılmasına bile "gericilik" yaftası yapıştıran zihniyete karşı, okullarda mescitler inşa edildi.

E-nabız sistemiyle hastane kuyrukları tarihe karışırken; savunma sanayiindeki yerli ve milli yatırımlarla Türkiye, dünyanın en güçlü ülkeleri arasına girdi. Merhum Erbakan Hoca’nın hayali olan yerli otomobil hayali gerçek oldu. "Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın" nidaları karşılığını buldu; Ayasofya, 86 yıl sonra yeniden müminleriyle buluştu. Taksim Meydanı'na yükselen cami, Marmaray, köprüler, şehir hastaneleri, kentsel dönüşüm projeleri, bölünmüş yollar ve dört bir yanı üniversitelerle donatılmış şehirler...

Türkiye, dış politikada izlediği denge siyasetiyle dünyada itibar gören, oyun kurucu bir aktöre dönüştü. Ukrayna-Rusya savaşında izlediği arabuluculuk rolü de bunun en büyük göstergesidir.

Bu yükselişi durdurmak isteyen dış mihraklar ve onların piyonları boş durmadı. Gezi kalkışması, 17-25 Aralık yargı kumpasları ve nihayetinde 15 Temmuz’da asker kılığına girmiş FETÖ’cü hainlerin kanlı darbe girişimi... Ancak halk, liderinin çağrısıyla meydanlara indi; iradesine sahip çıktı. O gece sadece AK Parti değil, tüm mazlumlar ve ümmet kazandı. Zalimlerin ve düşmanların planları, halkın çelikten iradesiyle bozuldu.

Bugün, bu reformların partisi 25. yaşını kutluyor.

Nice yıllara, reformların partisi AK Parti!