Robot Yapmayı Öğretmekten Daha Önemlisi

Çocukların eline bir robot kiti verdiğinizde aslında ona sadece elektronik öğretmiş olmuyorsunuz.

Sabretmeyi öğretiyorsunuz.

Bir sorunla karşılaştığında vazgeçmemeyi öğretiyorsunuz.

Takım olmayı, birlikte üretmeyi, denemeyi, yanılmayı ve yeniden başlamayı öğretiyorsunuz.

Belki de en önemlisi, "Ben de yapabilirim." duygusunu kazandırıyorsunuz.

Bugün teknoloji denildiğinde çoğumuzun aklına yapay zekâ, insansı robotlar, sürücüsüz araçlar ya da uzay çalışmaları geliyor. Oysa bütün bunların başlangıç noktası, küçük yaşlarda kurulan bir hayal ve o hayali gerçeğe dönüştürebilecek doğru eğitim ortamıdır.

İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü'nün İMFEST kapsamında düzenlediği “Tasarla Geliştir Robot Yarışması” ile “Köklerden Göklere Dron Futbolu Yarışması” da tam olarak bu anlayışın ürünü gibi görünüyor.

İlk bakışta bunlar birer teknoloji yarışması olarak değerlendirilebilir. Oysa biraz yakından bakıldığında asıl hedefin kupa dağıtmak olmadığı anlaşılıyor. Amaç; teknolojiyi sadece kullanan değil, onu anlayan, geliştiren ve üreten bir neslin yetişmesine katkı sağlamak.

Bugün dünyanın gelişmiş ülkeleri teknolojiye yalnızca ekonomik bir yatırım olarak bakmıyor. Asıl yatırımı çocuklara yapıyor. Çünkü biliyorlar ki yarının mühendisleri, yazılımcıları ve girişimcileri okul sıralarında yetişiyor.

Bizde ise uzun yıllar eğitim sistemi daha çok doğru cevabı ezberletmeye odaklandı. Oysa teknoloji dünyasında bazen yanlış yapmak, doğruyu bulmanın en kısa yoludur.

Bir robot ilk denemede çalışmayabilir.

Yazılan kod hata verebilir.

Dron hedefe ulaşamayabilir.

Ama çocuk vazgeçmediği sürece aslında kaybetmez.

İşte bu yüzden bu tür organizasyonlar, yarışmanın kendisinden çok daha büyük bir anlam taşıyor.

İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü'nün bu yarışmaları ücretsiz olarak düzenlemesi de bence üzerinde özellikle durulması gereken bir konu. Çünkü bugün dünyanın birçok robotik organizasyonuna katılabilmek ciddi maliyetler gerektiriyor. Bu da imkânı sınırlı okulların ve öğrencilerin daha en baştan yarışın dışında kalmasına neden olabiliyor.

Ücretsiz katılım ise teknolojiye erişimi ekonomik imkânlara göre değil, öğrencinin isteğine ve yeteneğine bırakıyor. Eğitimde fırsat eşitliği tam da böyle sağlanıyor.

Yarışmanın dikkat çeken bir başka yönü ise ortaokul ve lise öğrencilerinin aynı takım içerisinde yer alması.

Belki haber metninde küçük bir ayrıntı gibi duruyor.

Ama aslında çok güçlü bir eğitim modeli.

Lise öğrencisinin ortaokul öğrencisine yol göstermesi, bilgi ve deneyimini paylaşması bana Anadolu'nun köklü usta-çırak geleneğini hatırlattı. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bilgi paylaşılmadan büyümüyor. Bugün dünyanın en başarılı teknoloji şirketlerinde de deneyimli mühendisler genç ekip arkadaşlarına aynı kültürü aktarıyor.

Demek ki değişen teknoloji olsa da öğrenmenin özü değişmiyor.

Dron futbolu ise işin farklı ama geleceğe dönük tarafını oluşturuyor

Bugün belki birçok kişi için yeni bir kavram.

Ancak bundan yirmi yıl önce insansız hava araçlarının hayatımızın bu kadar içine gireceğini de çok az kişi tahmin edebiliyordu. Bugün dronlar tarımdan lojistiğe, güvenlikten sinemaya kadar pek çok alanda kullanılıyor.

Çocukların bu teknolojilerle küçük yaşlarda tanışması, geleceğin mesleklerine bugünden hazırlanması anlamına geliyor.

Belki bugün dron futbolu oynayan bir öğrenci, yarın yeni nesil hava araçlarını geliştiren mühendis olacak.

Belki bugün robotunu çalıştırmaya uğraşan bir çocuk, yıllar sonra dünyanın kullandığı bir teknolojiyi geliştirecek.

Bunu bugünden bilemeyiz.

Ama şunu biliyoruz...

Hiçbir büyük başarı, çocuk yaşta kurulan bir hayal olmadan başlamıyor.

Türkiye son yıllarda savunma sanayisinden yapay zekâya, yazılımdan uzay çalışmalarına kadar birçok alanda önemli hedefler ortaya koyuyor. Bu hedeflere ulaşmanın yolu ise sadece yeni fabrikalar kurmaktan ya da yeni teknolojiler satın almaktan geçmiyor.

Asıl mesele, o teknolojileri geliştirecek insan kaynağını yetiştirebilmek.

İstanbul İl Millî Eğitim Müdürlüğü'nün İMFEST çatısı altında hayata geçirdiği bu organizasyonlar da tam bu noktada önem kazanıyor. Çünkü burada çocuklara sadece robot yapılmıyor; düşünmeyi, üretmeyi, birlikte çalışmayı ve çözüm geliştirmeyi öğreten bir eğitim anlayışı inşa edilmeye çalışılıyor.

Belki yarışmaların sonunda kupalar dağıtılıyor. Ama bana göre en büyük ödül, eve dönerken "Ben de başarabilirim." duygusunu yanında götüren çocuklar.

Çünkü geleceğin teknolojisi önce laboratuvarlarda değil, çocukların hayal gücünde doğuyor.