ABD taktiği: ‘Kaos üret, düzeni değiştir’

Güncelleme: 26.11.2019 15:28

Ortadoğu’daki ülkelerin zayıf düşmesinin ABD’nin İsrail için harekete geçmesinin tetikleyici unsuru olduğuna dikkat çeken Giray Saynur Derman: “Ortadoğu ülkelerinde petrol temelli olarak yapılan darbeler ve suni çatışmalar aslında temel hedef olarak petrol ve İsrail’in üzerinedir. Taktik; kaos üret, düzeni değiştir.”

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

Türkiye oldukça hareketli bir dış politika gündemi yaşıyor. Barış Pınarı Harekâtı’nın bölgeye yansıması, Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları dolayısıyla yükselen tansiyon, Irak ve İran’daki karışıklıkların diğer ülkelere etkisi ve bu kaostan faydalanmak isteyen ABD’nin tutumu, Türkiye’nin ABD-Rusya ve AB ile ilişkileri gündemimizin ana başlıkları. Türkiye’nin dış politikası çerçevesinde bölgede yaşanan gelişmeleri ANKASAM Avrasya Danışmanı ve Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giray Saynur Derman’la konuştuk.

Öncelikle Barış Pınarı Harekâtı ile başlayalım. Harekât Türkiye’nin Suriye politikasına nasıl etki etti? Yanı başımızda kurulmak istenen terör devleti hayalleri kuranların hayalleri suya düştü diyebilir miyiz?

Fırat’ın doğusu 7 Ağustos’ta Türkiye ile ABD arasında varılan anlaşmayla uluslararası gündemin odak noktalarından biri haline gelmişti. Varılan mutabakata ABD’nin oyalama taktiklerine girmesi üzerine Türkiye’nin tek taraflı askeri hamlesiyle sonuçlandı. ABD, Türkiye’nin askerî harekât kararlılığı karşısında bölgeden çekilmek durumunda kaldı. 9 Ekim’de başlayan ve hedeflenen alanda kısa sürede başarıya ulaşan “Barış Pınarı Harekâtı”, sınırda altı yılda hendekler kazılarak büyük silah yığınaklarıyla Fırat’ın doğusu başta olmak üzere Suriye’de mevcut statükoyu bozarak Suriye’de PKK devleti projesine ciddi bir darbe vurdu. Aynı zamanda bölgede uzun vadede hedeflenen Büyük İsrail projesi de yerle bir oldu.

Türkiye Rusya’ya karşı da temkinli olmalı

Harekâtı Rusya açısından değerlendirirsek?

Rusya bu operasyonu kendi açısından bir fırsat olarak görerek Türkiye ile ilişkilerini özellikle savunma sanayi açısından geliştirerek, Soçi mutabakatı sonrası bölgede ortak devriye faaliyetlerini başlattı. Rusya’nın Soçi mutabakatına rağmen "SDG lideri" sıfatıyla Ferhad Şahin ile bakan seviyesinde görüşmesi ve PKK’yı terör listesinde bulundurmaması da Türkiye’nin Rusya ile de temkinli adım atılması gerektiğine işarettir. Terör örgütleriyle işbirliği yapanlar günün sonunda bu işbirliğinden kendileri de zarar görürler.

Rusya Türkiye ortak devriyesi bölgede çözüme olanak sağlayacak mı?

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu Suriye'nin kuzeydoğusundaki YPG güçlerinin mutabakatta öngörülen bölgeyi tamamen boşalttığını açıklamıştı. Ancak bölgede YPG tarafından saldırıların devam etmesi soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Fırat’ın doğusunda Rusya’nın doğrudan veya rejim aracılığıyla PKK/YPG ile ilişki içerisine girmesi, Türkiye’nin görmezden geleceği bir durum değil. Ortak devriye gelinen noktada önemli bir çözüm olmakla beraber ileri aşamada sonuçları açısından terör örgütleriyle iş birliğinden kaçınmalı ve Türkiye ile ilişkilerde güven çerçevesinden hareket edilmeli.

Güvenli bölge büyük bir maliyet

Güvenli bölge ve mültecilerin o güvenli bölgeye yerleşmesini yakın zamanda ön görüyor musunuz?

Güvenli bölgede Türkiye’den getirilecek 2 milyon Suriyelinin iskân edilmesi planlanıyor. Ancak bu maliyeti 24 milyar dolar tutan büyük bir proje olduğu için şu aşamada zor. Bu projenin gerçekleşmesi için öncelikle AB devletlerinden de destek sağlanması gerekli. Rejimin mağdur ettiği halk tekrar aynı Esed rejimine nasıl güvenecektir sorusu da önemli bir nokta. Şu ana kadar Türkiye Hükümeti Geçici Koruma Statüsündeki Suriyeliler için 40 milyar dolar masraf yaptı. AB’den Türkiye’ye gereken destek yapılmalı.

ABD’nin terör örgütüne desteği açıkça devam ediyor. Terörist Mazlum Kobani’ye siyasi paye vermek istiyorlar. Türkiye’ye karşı PKK/PYD/YPG kartını oynayan ABD’nin Suriye’de asıl amacı nedir? Petrol mü? Ortadoğu’yu dizayn mı?

ABD terör örgütlerini taşeron olarak Suriye’de ve Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde kullanıyor. Yeni büyük oyunun bir parçası olarak petrol olan ülkelerin kontrolünü eline almak istiyor. Bölgelerde siyasi kargaşalar üreterek hedeflerine ulaşmayı planlıyor. Bu amaçla da Türkiye’ye karşı PKK/PYD/YPG kartını oynuyor. ABD’nin Suriye’de asıl amacı hem petrol, hem Ortadoğu’yu yeniden kendi çizgisinde dizayn etmesi hem de uzak hedef olarak Suriye, Irak, İran ve Türkiye üzerinden bölünerek federatif sistemli bir yapılanmayla Büyük İsrail’in gerçekleşmesidir.

ABD –Türkiye arasında S-400 krizi henüz aşılabilmiş değil. Bu konuda nasıl bir yol haritası çizilebilir?

ABD Türkiye'nin S-400 tedariğinin, kendi savunma sanayiinin en önemli müşterilerinden olan Türkiye'nin başka üreticilere kaptırılması riski oluşturduğu endişesinde. Türkiye'nin de üretim programında yer aldığı ve konuşlandıracağı 5. kuşak savaş uçağı F-35'lerin hassas ve üstün özelliklerinin ayrıca her türlü faaliyetlerinin S-400 radar sistemi tarafından ele geçirilebilecek olması kaygısını taşıyor. Türkiye-ABD müttefikliğine zarar verilmesinden duyulan endişeyi, S-400'lerin F-35'lere tehdit oluşturmadığını göstermek amacıyla teknik bir çalışma grubu kurulması ve ABD'den Patriot savunma sistemleri alınabileceğini vb görüşleri öne sürüyorlar.

İsrail’in ümidi günün sonunda kazanmak

Suriye ile birlikte zikredilen ülkeler ABD, Rusya ve İran. Oysa Ortadoğu’daki karışıklıklar İsrail’den bağımsız düşünülemez ki bu yakın geçmişte yaşanan birçok olaya ilişkin belgelerde net olarak görünüyor. İsrail Suriye savaşının neresinde?

İsrail, Suriye iç savaşının başından itibaren pozisyonunu açıkça dile getirmeme ve çıkarlarına müdahale edilmediği sürece soruna doğrudan taraf olmama yönünde bir strateji izledi. Bununla birlikte İsrail, kendisi için büyük risk oluşturan kimyasal silah stoklarından hiçbir maliyet ödemeden kurtulmuş oldu. Ayrıca İran ve Hizbullah’ın Suriye içindeki faaliyetlerine yönelik gerçekleştirilen sınırlı sayıdaki hava saldırısı ile de bu iki aktörün Golan Tepeleri’nde etkinlik kazanmasının önüne geçti. Ortadoğu’nun güvenliği ABD açısından Yahudi lobilerinin çok güçlü olduğu İsrail’in güvenliğinden sorulur. Büyük İsrail projesi de bu hedefler arasında önemli bir stratejidir. İsrail her ne kadar bazı saldırıları üstlense ve bazılarında geri planda kalsa da sonuçta kazanan olacağının ümidi içerisinde.

İran’ın sorunları çok ciddi boyutta

ABD’nin Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilerin işgalini yasa dışı görmediğini açıklamasından da yola çıkarsak İran ve Irak’ta süren çatışmalar, Ortadoğu’daki ülkelerin zayıf düştüğü anda ABD’nin İsrail için harekete geçmesinin tetikleyici unsuru mu oluyor?

Son günlerde İran ve Irak’ta süren çatışmaların arkasında ABD provokasyonu olduğu Trump’ın resmi açıklamalarından anlaşıldığı üzere Ortadoğu’daki ülkelerin zayıf düştüğü anda ABD’nin İsrail için harekete geçmesinin tetikleyici unsurdur kanaatimce. Zira Latin Amerika ülkeleri de olmak üzere Ortadoğu ülkelerinde petrol temelli olarak yapılan darbeler ve suni çatışmalar aslında temel hedef olarak petrol ve İsrail’in üzerinedir. Kaos üret, düzeni değiştir. Kudüs meselesinin de Trump’ın iktidarının ilk günlerine gelen süreç olduğu hafızalardan silinmedi. Dış ekonomik yaptırımların ağır baskısı altındaki İran ekonomisi bugün ciddi sorunlarla karşı karşıya.

İran 10 yıl öncesinden daha kötü durumda

İran’daki ayaklanmanın iç yüzü nedir? ABD’nin direnişçileri desteğini altında ne yatıyor? İran bu durumdan nasıl etkilenecek?

İran’daki protestoların kaynağı ekonomi çünkü ABD’nin artan yaptırımlarının da etkisiyle İran on yıl öncesine oranla daha kötü durumda. Trump’ın “Arkanızdayız” “Rejimin işi bitti” şeklindeki açıklamaları bu ayaklanmaların arkasında ABD’nin olabileceği ihtimalini de getiriyor. Ruhani bütün bu durumları bir fırsat olarak görüp gerek dini lider Hamaney ile arasındaki rekabette devlet yönetiminde kontrolü ele alıp kendine galibiyet kazandırmak gerekse ABD’nin yaptığı hamleleri boşa çıkarmak gibi bir siyasetle  “İran halkının protesto hakkı vardır” “Şiddete izin vermeyiz” şeklindeki açıklamaları stratejik bir hamle olarak değerlendirilebilir.

 

GİRAY SAYNUR DERMAN KİMDİR?-------------------------------------------------------

1991 yılında Lisans, 1995 yılında, Yüksek Lisans, 2003 yılında doktora eğitimini Marmara Üniversitesi’nde Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde tamamlayan Derman, 2011-2016 yılları arasında Doç. Dr. Akademik ünvanıyla aynı üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünde çalışmıştır. Uzmanlık alanı Türk Dış Politikası, Siyasi Tarih, Uluslararası ilişkiler üzerinedir. Başlıca ilgi alanları Türkiye- Rusya, ABD, AB İlişkileri, Ukrayna-Kırım, Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Karadeniz Bölgesi'nin dış ve güvenlik politikaları olup, etnik çatışma alanları ve dış politika analizi de ilgi alanları arasındadır. Çok sayıda ulusal ve uluslararası bildiri, makale ve kitapları bulunan Derman, İngilizce, Rusça ve Kırım Tatarcası bilmektedir.

Garibanın ahı yakar

Vatandaş 'Kanal İstanbul' hakkında ne düşünüyor?

Şimdi İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs düşünsün! Türkiye East-Med'i tamamen bitirecek!

Sıcak savaş İran için yıkım olur
Eyüpsultan bir inanç merkezi

'Jeoloji onay veriyor; 'Kanal İstanbul' depremi tetiklemez'

Montrö Anlaşması Kanal İstanbul'a engel değil

Mehmetçik barışın teminatı olacak