ABD’nin yeni sömürge stratejisi

Güncelleme: 12.02.2019 10:54

ABD’nin darbe girişimine göz yumulup önü açılırsa, diğer ülkeleri de dizayn etmeye kalkışacağını ifade eden Serdar Karagöz, “ABD yeni bir diz çöktürme stratejisi olarak ekonomiyi kullanıyor. Askeri müdahale gerçekleştirmeden sıfır maliyetle göz diktiği ülkeyi sömürgeleştiriyor.” dedi.

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

ABD Venezuela’da darbe girişiminde bulunarak Ulusal Meclis'in başkanı Guiado'yu ülkenin geçici başkanı olarak kabul ettiğini açıklamış, ardından çoğu Latin Amerika ve AB ülkesi de bu açıklamaya onay vermişti. Uzun zamandan beri ekonomik açıdan büyük sorunlar yaşayan Venezuela’daki kaos ortamının ivmesi de yükselmeyi sürdürüyor. ABD’nin dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela ile Chavez’den beri gergin seyreden ilişkisi, Maduro’nun iktidarında da aynı şekilde devam etti. Ülkenin kaynaklarına el koyma stratejisi olarak yeni bir yol çizen ve saldırgan politikalarıyla başta Ortadoğu olmak üzere diz çöktürmek istediği ülkelere ekonomik silah tehdidinde bulunan ABD/Trump politikalarını TRT Uluslararası Haber Kanalları Genel Yayın Yönetmeni Serdar Karagöz’le konuştuk.

Amerika’nın Venezuela’ya karşı tutumunun çıkış noktası nedir?

ABD, Latin Amerika ülkelerini her zaman arka bahçesi olarak gördü, olup bitenleri kontrol etmek istedi. Petrol ülkesi Venezuela daima Amerika’nın gündemindeydi. Özellikle 1980’li yıllarda ABD Latin Amerika’yı dizayn etti ve o dönemden bu yana pek çok darbeye şahit olduk. Venezuela Amerikan yönetimi icin petrol fiyatlarının kontrolü açısından önemli bir ülke.. Petrol fiyatlarının önemi Amerikan politikası açısından bir önemi var. Rusya ve İran ekonomileri çeşitli yaptırımların yanısira petrol fiyatları ile de baskılanıyor. Trump Venezuela temsilcisi olarak Elliott Abrams’i atadı. Abrams 1980’li yıllarda Reagan döneminde Latin Amerika darbelerinde ve iktidar değişimlerinde parmağı olan kişi. Bu kişi olabilecekler hakkında fikir veriyor.

Başka müdahaleler de yaşanabilir

Trump, saldırgan bir politika anlayışıyla ekonomiyi de kullanarak ABD kamuoyunda kendisi adına puan toplamaya çalışıyor diyebilir miyiz?

Trump’in 2. Dönem seçimleri yaklaşırken kendisine “başarı hikâyeleri” oluşturmak zorunda. Venezuela’daki Maduro yönetimini yıkmak Trump’a iç siyasette puan kazandıracak bir durum. 2020 ABD Başkanlık seçimine giden yolda Venezuela sonrası Amerikan iç siyasetinde Trump’ın işine yarayacak başka uluslararası müdahaleler de görebiliriz.

Maduro’nun başarısızlığı darbeyi meşru kılmaz

Maduro’nun halk nezdindeki konumu nasıl? Yeterince destek görüyor mu?

Venezuela’nın kendi içinde sorunları var. Şu bir gerçek Maduro iyi bir yönetici değil. Ülkesini yüksek refaha taşıyamadı. Farklı kitlelerin desteğini alamadı. Basketten bile kendisine sınırlı bir destek var. Venezuela’nın gerçekliğini bilmek gerekiyor. Meclis muhaliflerin kontrolünde. Ve muhalifler son seçimi protesto ettiler. Fakat bunların hiçbiri Venezuela’ya bir dış müdahaleyi meşru göstermez. Venezuela’da yaşananlar uluslararası hukuku temelinden sarsan bir durum. ABD, kendisini başkan ilan eden muhalefet liderini meşru başkan olarak tanıdığını açıkladı. Bu bir darbe yöntemidir. Şu an Maduro’nun arkasında güvenlik güçleri, ordu ve kısmi bir halk desteği söz konusu. Özetle Ülkeye tam anlamıyla bir kaos hakim. Bu kaosu Amerika’nın müdahalesi ve Maduro’nun beceriksizliği derinleştirdi.

Bu kaotik ortam nasıl aşılabilir?

Demokrasiyle aşılır. Halkın kendi kaderini tayin etme hakkını halka vermek en doğrusu. Fakat tek başına sandık, ABD’nin baskısı neticesinde yine çözüm olmayacaktır. Öncelikle sandığa giden yolun tesis edilmesi, kamu otoritesinin sağlanması ve dış müdahalenin geri çekilmesini sağlamak gerekiyor. Bir düzen oturtulmalı. Amerika ülkeyi rahat bırakmalı. Maduro da arkasındaki halkın desteğini tüm dünyaya göstermeli. Sayın cumhurbaşkanının “halkın üzerinde bir güç tanımadım” sözü Venezuela için de geçerli.

Türkiye’nin çözümü daima ‘sandık’

Böyle bir krizi yönetme konusunda başka ülkelerden nasıl örnekler verebiliriz?

Türkiye de böyle kaoslarla karşılaştı, Cumhurbaşkanımız her zaman milletin önüne sandığı koydu. E- muhtıra ile darbe girişimi sırasında da, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan krizde de Türkiye kaosu sandıkla aştı. Gezi Parkı eylemleri, 17-25 Aralık komploları da sandıkla sona erdi. Problemlerin tek çözümü sandık oldu.

Sadece sandık yeterli olacak mı?

Ülkeler zaman zaman dış kaynaklı türbülanslar yaşar. Bir lider olarak halka güveniyorsanız uygun bir zamanda hemen seçime gidersiniz. Fakat Venezuela’da öncelikle kamu düzeninin tesis edilmesi ve dış müdahalelerin geri çekilmesi lazım. Venezuela’nın bu kötü gidişatı tamamen kendi imkânlarıyla aşması gerekiyor.

Uluslararası hukuk açısından büyük tehdit

ABD’nin bu darbeci tavrına Türkiye ve birkaç ülke dışında net bir karşı tavır koyan yok. Neden?

Türkiye demokrasiden yana pozisyon alıyor. ABD’nin bu yaklaşımını kabul etmiyor. Zaten olması gereken tutum da bu. Çünkü bu darbe girişimine göz yumulur ve önü açılırsa, ABD başka zaman dilimleri içinde diğer ülkelere de müdahaleye kalkışacaktır. Beni asıl şaşırtan Trump’ın uluslararası hukuku yok sayan yaklaşımından çok, onun peşine takılan AB ülkeleri ve İngiltere’nin tavrı. Onların yaklaşımı gerçekten de konuyu çözme yolunda değil, kaosu derinleştirme şeklinde karşımıza çıkıyor. Bu durum uluslararası hukuk açısından çok büyük bir tehdit.

Sanırım ülkeler bu tehdidi önemsemiyor ya da görmezden geliyor…

Tüm ulus devletlerin Venezuela ve ABD arasındaki ilişki tarzını iyi okuyup kendilerini bu tehditten korumaları lazım. BM’de de konu gündeme geldi; Rusya ve Çin’in vetosuyla konu rafa kaldırıldı. BM de Venezuela ile ilgili pozisyon almayacağını açıkladı. Bu girişim uluslararası hukuka bir darbe olarak tarihe geçti. Batı kendi kurduğu sistemi kendi eli ile çökertiyor.

Göz diktiği ülkeyi ekonomiyle vuruyor

Ülkelere karşı yeni savaş stratejisi olarak ABD ekonomiyi kullanıyor diyebilir miyiz?

ABD’nin ekonomiyi bir enstrüman, bir sopa olarak kullanması uluslararası düzenin geleceğine ilişkin fikir veriyor. Uluslararası kapitalizmin lokomotifi olarak finans piyasaları ve borsası olan her ürün Amerika elinde bir sopa. ABD kültürel bir hegemon olarak medya ve filmleriyle de actığı ekonomik ve siyasi savaşı bu şekilde destekliyor. Şu an yeni bir müdahale stratejisi olarak ekonomiyle diz çökertme yöntemi uygulanıyor. Ekonomisi batırılan bir ülke siyasi baskı ile askeri bir müdahale olmaksızın  yani maliyetsiz bir şekilde sömürgeleştiriyor.

Trump birkaç kere Türkiye’yi de ekonomik baskıyla tehdit etti…

Ekonominin silah olarak kullanılması Türkiye’nin de başına geldi. Trump bize de tehditler savurdu. Rahip Branson tutuklu yargılanması sürecinde açıktan ekonomik bir saldırı yaptı. Açık ekonomilerin böyle saldırılara maruz kalması kaçınılmaz fakat bizi yıkamadılar. Öldürmeyen şey sizi güçlendirir. Türkiye ekonomisi direncini bu saldırılarla arttırıyor.

ABD’nin darbe kalkışmaları, ekonomik yıpratma söylem ve girişimleri Avrupa ülkelerini neden tedirgin etmiyor? Bir gün bu saldırıların onlara da yöneltilebileceğini düşünmüyorlar mı?

Aslında bu tür politikalardan gelişmiş ülkeler de zarar görür. Örneğin İtalya’daki siyasiler Fransa’daki sarı yeleklilere destek verdi, Fransa büyük reaksiyon gösterdi. Kendi toprakları içerisinde sarı yeleklilere desteği bir ulusal güvenlik meselesi haline getirdi ve İtalya’daki büyükelçisini çekti. Ülkelerin birbirlerinin iç işlerine fütursuzca müdahale etmesi ülkeler arası ilişkileri işin içinden çıkılmaz bir noktaya sürüklüyor. Uluslarası kaos yeni normalimiz. Uluslarası ilişkilerde Heran herşeyin olabileceği bir sürece giriyoruz.

Yeni büyük savaşlara hazırlıklı olmalı

Devletler arası ilişkilerin çözülemez noktalara evrilmesi de beraberinde kaosu getiriyor öyle değil mi?

ABD’nin oluşturduğu krizler yarın öbür gün başka devletler arasında da yaşanabilir. Uluslararası sorunlar ülkeleri savaşa götürür. Bütün büyük savaşlar bu tür kaoslardan sonra yaşanmıştır. BM düzeni zaten ikinci dünya savaşına tepki olarak kurulmuştu. Fakat yeniden düzenden kaosa geçiyoruz. Uluslararası arenada büyük savaşlara hazır olmalı. Sistem kilitlendi.

Türkiye için istikrar hayati önemde

Bu tür krizlerden etkilenmemek için Türkiye nasıl bir yol izlemeli?

Türkiye’de istikrar yeni dünya düzeninde hayati önem arz ediyor. Türk milletinin her ferdinin bunu çok iyi okuması lazım. İstikrardan bir an olsun uzaklaştığımız an Türkiye çok büyük bir maliyet öder. Hâlihazırda bizi ayakta tutan güç istikrardır ve buna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağımız bir sürece giriyoruz.

Dünya çapında fırtına öncesi bir huzursuzluk mu yaşanıyor sizce?

Avrupa çözülüyor, ABD agresifleşiyor, Rusya, Çin ve ABD arasında hem ekonomik hem de siyasi bir gerilim söz konusu. Yükselen aşırı sağ Avrupa’da bambaşka bir siyasi polarizasyon doğuruyor. Bu atmosferde istikrarsız bir Türkiye uluslarası arenadaki her güç unsuru için bir imkân-fırsat oluşturur. Ayağınız tökezlediği an, istikrardan bir an uzaklaştığınız an Gücü elinde bulunduran ülkeler Türkiye’yi bir şekilde kendi güdümüne almak için fırsat kollar.

Trump-ABD derin devleti çekişmesi

Türkiye için hayati bir öneme sahip olan bir diğer konu da Suriye. ABD bölgede neler planlıyor? Trump, askeri çekilme sözünü tutacak mı?

Trump’ın geri çekime yaklaşımı ABD içinde tartışma konusu. Devlet politikasıyla Başkan’ın yaklaşımı arasında uçurumlar var. Suriye’de kalıp PKK/PYD oluşturmak ABD’nin devlet politikası. Pentagon içinde 1 Mart tezkeresinden beri Türkiye’ye öfke duyanlar var. Trump ise Suriye’de olmanın ülkesi için kârlı olmadığını düşünüyor. Gelinen noktada Trump ve ABD derin devletinin çekişmesine şahit oluyoruz. Trump Amerika’da muktedir olursa Münbiç’ten askerlerin geri çekileceğini ama bir grup ABD askerinin bölgede kalacağını düşünüyorum.

Terörle mücadeledeki duruşumuz ve harekât kararlılığımız başta ABD olmak üzere bölgede bulunan diğer aktörlere nasıl bir mesaj veriyor?

Türkiye’nin kararlılığı ve güçlü liderinin tavizsiz pozisyonu terör devleti kurulmasının önündeki en büyük engel. Arazide güçlü olan masada da güçlü olur. 15 Temmuz’dan sonra bölgeye giren Türkiye’nin Suriye politikası son derece başarılı ilerliyor. Rusya ve ABD ile denge siyaseti güdülüyor.

Suriye politikamız büyük bir başarı

Türkiye’nin Suriye politikasında en çok dikkat çeken nokta nedir?

Aynı anda çok yönlü politika yürütüyoruz. Artık Rusya’nın yanında olan ABD’nin karşısında yer alır yaklaşımı sona erdi. Yeni dönem çok yönlü bir dış politika dönemi ve Türkiye bunu çok iyi dengeliyor. Suriye’nin batısında Rusya, doğusunda ise ABD ile diplomatik bir süreç yönetiyor. Bu uluslararası ilişkiler derslerinde okutulacak kadar değerli bir strateji.

ABD, müttefiki Türkiye’ye karşı tutumunu nasıl geliştirmeli?

ABD, Suriye ve Ortadoğu politikasını Türkiye’ye entegre ederse çıkarlarını koruyabilir. Bugüne kadar Türkiye kendi menfaatleri için politikasını ABD politikasına entegre ediyordu. Artık durum değişti. ABD’nin Türkiye politikasına kendisini entegre etmesi gerekiyor.

SERDAR KARAGÖZ KİMDİR?

1981’de Sakarya’da dünyaya gelen Serdar Karagöz, Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi lisans ve yine aynı üniversitenin İnsan Hakları Hukuku yüksek lisans programlarını tamamladı. ABD'de The New School University'de "Media Studies" alanında yüksek lisans programını tamamlayan Karagöz, ABD'de bulunduğu dönemde "The New York Times Syndication" departmanında çalıştı. Turkuvaz Medya Grubu bünyesinde BM Diplomasi Muhabirliği ve grubun New York temsilciliğini yaptı ve 2013'te Sabah Gazetesi Dış Haberler Müdürü olarak Türkiye'ye döndü. Karagöz, "Daily Sabah" gazetesini 2014 yılında kurdu ve Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi. Daily Sabah'ın yanında Arapça, Rusça ve Almanca servislerini dijital ortamda yayın hayatına kazandırdı. Hâlihazırda TRT, “TRT World” ve “TRT Arabic” kanallarını bünyesinde barındıran TRT Uluslararası Haber Kanalları Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürütmektedir.

İhracat odaklı büyüme zamanı

Etiyopya'da misyoner tuzağı

Gizli planlara engel ‘Türkiye'

Türkiye olmadan doğal gazı Avrupa'ya taşıyamazlar
Motosiklete bin keyfin artsın

İslamın insanlığa çağrısı

Sebep Türk korkusu

İdlib'de soykırım!