Bağımsız Türkiye meydan okuyor

Güncelleme: 23.08.2019 09:49

S-400’leri alarak güvenlik tekeline meydan okuyan Türkiye’nin bağımsız dış politika başarısından vazgeçmeyeceğini ifade eden Mehmet Özkan, “Türkiye birçok riski göze alarak ‘aktör’ olma hak ve tavrından vazgeçmeyecektir” dedi.

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

Türkiye gerek hakları gerekse güvenliği açısından hem Doğu Akdeniz’de hem de Suriye’de attığı adımlarında kararlılığını sürdürüyor. ABD’yle yaşadığı krize ve S-400’ler üzerinden yapılan tüm tehditlere boyun eğmeyen Türkiye, yanı başında bir terör devleti kurulmasına müsaade etmeyeceğini yineliyor, terör örgütüne göz açtırmıyor. Ayrıca Suriye sınırında kurulacak olan güvenli bölgeyle alakalı ABD ile ilgili görüşmelerini de sürdürüyor. Bölgedeki son gelişmeleri, Türkiye-ABD-Rusya ilişkileri çerçevesinde Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Özkan’la konuştuk.

-Dönemsel krizlerle kopma noktasına gelen Türkiye-ABD ilişkilerinde son durum nedir?

Türk-Amerikan ilişkileri yapısal bir dönüşüm yaşıyor. Eskinin olduğu ama yeninin doğmadığı bir durumdayız. Türkiye dönüşüyor, Amerika da dönüşüyor. Türkiye daha fazla otonomi ve bağımsız dış politika istiyor. Amerika ise özellikle Trump’la birlikte kendisini uluslararası sistemde yeniden konumlandırmaya çalışıyor. Trump artık eskisi gibi ‘etki ve nüfuz’ karşılığında kimsenin güvenlik veya ekonomik maliyetini çekmek istemiyor. Çin’in yükseldiği ve artık çok-boyutlu (çok kutuplu değil) bir dünyada Trump’ın temel amacı Amerika’yı yeni dönemde en kârlı çıkacak şekilde konumlandırmak.

-Trump bunu nasıl başarabilir?

Trump’ın mantığı soğuk savaş mantığıyla işlemiyor. Bana göre Trump, mantalite ve dış politika yaklaşımı olarak Amerika açısından soğuk savaşı bitiren kişi. Bolton ve onun gibi düşünenler ise halen soğuk savaş mantığıyla küresel dünyaya bakıyor, Türkiye gibi ülkelere boyun eğdirmek istiyor. İşte bu sebeple Amerika içinde iki farklı zihniyet çekişiyor, dış politika bu gelgitler arasından yaşanıyor.

Yeni bir denge yeni bir yapı

-ABD’nin dönüşümünden bahsederken Türkiye nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

Erdoğan ile birlikte son 17 yılda Türk dış politikasının artık fazlasıyla hem zihinsel hem de operasyonel olarak değiştiği herkesin malumu. Türk-Amerikan ilişkileri işte bu sebeple türbülanslı bir süreçte; yeni bir denge, yeni bir yapısal çerçeve arıyor. Güncel taktiklerin ötesinde bu stratejik dönüşümü görürsek işte o zaman Türk-Amerikan ilişkilerini daha sağlıklı yorumlayabiliriz.

-Türk-Amerikan ilişkilerindeki bu sorun her iki ülkenin de değişiminden mi kaynaklanıyor?

Aslında sorun daha çok küresel sistem. Küresel alanda öyle sessiz bir siyasal dönüşüm yaşanıyor ki bunu dikkate almamak olmaz. Soğuk savaş sonrası dönemde batı merkezli küresel sisteme üç tane temel medyan okuma oldu. Bu meydan okumaların hepsinin tek bir amacı var aslında: batı-dışı ülkelerin daha fazla söz sahibi olmak istemesi. Örneğin Türkiye Rusya’dan S-400’leri alarak batının güvenlik tekeline meydan okuyor. Özellikle Amerika bu meydan okumalardan rahatsız. Türkiye ise bu üç meydan okumanın iki tanesinin içerisindeki temel aktör. Dolayısıyla Türkiye-Amerika ilişkilerindeki krizler bu çerçevenin getirdiği bir sonuç.

Taktiksel savaş devam edecek

-Kriz devam edecek gibi görünüyor öyle mi?

Stratejik olarak Türk-Amerikan ilişkilerinin doğası hâlâ belli değil, karşılıklı dış politikalar daha çok taktiksel hamleler ve ad hoc (resmi olmayan) temelli ilerliyor. Yakın zamanda yeni bir yapısal çerçevenin kurulma ihtimali de görünmüyor, dolayısıyla önümüzdeki en az on yıl bu türbülanslı taktiksel savaşlar devam edecek.

Doğu Akdeniz’de dengeler değişiyor

-Doğu Akdeniz’deki arama çalışmaları ve Suriye’de Türkiye’nin bekası için gerçekleştirdiği operasyonlarla birlikte Erdoğan da Türkiye’yi yeniden konumlandırıyor. Bu bağlamda ABD ve Türkiye’nin bulundukları coğrafyalarda konumları ve siyasi adımları nasıl değişti? Bu değişim özellikle dış politikalarına nasıl yansıyor?

Ankara bağımsız dış politika tecrübesinin tadını aldı ve başarılı oldu. Uluslararası ilişkiler de bir ülke etkili aktör olmanın tadını alırsa onu kolay bırakmak istemez. Bu tarihte de böyledir, bu psikolojiyi kıran tek şey ya ekonomik buhranlar ya da savaşlardır. Türkiye gibi imparatorluk bakiyesi ülkelerde ise bu zihniyetin kırılması daha zordur. Onun için Türkiye her şeye rağmen, birçok riski göze alarak ‘aktör’ olma hak ve tavrından vazgeçmek istemiyor, vazgeçmeyecektir. Gerek Doğu Akdeniz’deki gerekse Suriye üzerinden yaşanan yoğun fakat akışkan taktik savaşlarının amacı budur.

-ABD’den uzaklaşan Türkiye Rusya ile yakınlaştı. Çeşitli anlaşmalara imza attı. Bunu nasıl okumalıyız?

Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması her anlamda faydalı. Bu ilişkideki temel olarak dikkat edilmesi gereken nokta bağımlılık. Türkiye-Rusya ilişkileri dengede sürdüğü müddetçe hiçbir sorun olmaz. Türkiye ve Rusya birçok konuda ortaklaşa çalışsa da çok farklı konularda rakip konumunda.

Suriye’yi kimse tek başına çözemez

-Suriye’de ABD Rusya ve Türkiye’nin etkinliklerine bakılırsa hem birbirlerini alternatif olarak kullanmaları olası hem de birbirlerinden habersiz hareket etme ihtimali de düşük. Zaman zaman ipler kopma noktasına da gelse ülkeler birbirileriyle ilişkiyi tam manada sona erdirmiyor. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

İster bölgesel olsun ister küresel, Ortadoğu’da tek başına meseleleri çözebilen aktör yok. Neredeyse bütün aktörler artık yarı-aktör. Bu şu demek; bir devlet tek başına küresel destek almadan bir sorunu çözemiyor fakat küresel bir aktör de bölgesel aktörün desteği olmadan sorunu çözemiyor. Karşılıklı bağımlılığın istemeden derinleştiği ve keskinleştiği bir durum söz konusu. Bu açıdan Türkiye-Rusya-ABD ekseninde hiçbiri tek başına hareket edemez. Şu anki temel nokta her aktörün farklı çözüm planlarını uyumlu hale getirmektir. Bu sürecin işlediğini ve çözüme yol açacağını düşünüyorum.

Yani başında bir terör devleti kurulması için ABD’nin de silah desteği yaptığı terör örgütü ve Suriye’den gelen büyük göçe rağmen Türkiye kararlı adımlarla zararı en aza indirgeyerek yoluna devam ediyor. Bu başarılı tutumun güçlü bir iktidardan kaynaklandığını söyleyebilir miyiz? Eğer ülkeyi yöneten bir koalisyon hükümeti olsaydı durum nasıl olurdu?

Türkiye’de koalisyon hükümetlerinin ana dış politikası her zaman için statükonun korunması ve rutinin bozulmamasıdır. Eğer Türkiye’de bir koalisyon hükümeti olsaydı bir kere Türkiye şu anki gibi ciddiye alınmazdı. Büyük ihtimalle güvenlik konusu temel olduğu için askerin rolü en belirleyici olurdu. Sivil-asker ilişkileri açısından çok farklı denge ve denklemleri konuşuyor olurduk. Trump ve Putin, Erdoğan güçlü olduğu için ona saygı duyuyor, ciddiye alıyor. Büyük liderler bazen tek başlarına kilit bir öneme sahiptirler. Erdoğan’ın iktidarda olması bu anlamda Türkiye için çok büyük bir şans ve son derece önemli.

ABD-Türkiye ilişkileri asla tamamen kopmaz

-ABD’nin Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamayacağı noktalar var mı?

Amerika için bugün temel mesele Çin. Trump döneminde demokrat ve cumhuriyetçilerin ortak olduğu en temel nokta Çin’in yükselişinin bir şekilde ya yavaşlatılması ya da durdurulması. Trump onun için Çin ile sert bir mücadeleye girebilir, bu mücadelesinde Türkiye’yi özellikle de Doğu Türkistan dolayısıyla yanında istiyor. Amerika’nın büyük stratejik çıkarları açısından Türkiye hâlâ son derece önemli ve kaybetmek istemiyor. Türkiye için de Amerika ilişkileri hem ekonomik, sosyal ve siyasal boyutuyla hem de Rusya’yı dengelemesi açısından kolay vazgeçilebilir değil. Şu an taktiksel bir şekilde birbirinin sınır uçlarına dokunan bazı hamleleri her iki taraftan görüyor olsak da ilişkilerin derin bağı kolay kolay kopmaz.

Rusya’nın İdlib stratejisi nedir?

-Rusya’nın İdlib’de rejimle birlikte açıkça hareket etmesi Türkiye ile ilişkilerini nasıl etkiler?

Suriye savaşının kazananı yok. Başta Esed olmak üzere herkes kaybetti fakat bazı ülkeler az, bazıları ise çok kaybetti. Artık Suriye meselesi hiç bir ülke için sürdürülebilir değil, maliyetler kazançları çoktan geçti. Dolayısıyla herkes taktiksel olarak ne zaman tam olarak kurulacağı belli olmayan çözüm masasına eli güçlü oturmak istiyor. Suriye konusunda yaşanan gelgitleri, krizleri kesin ve net hamleler gibi değerlendirmemeli. Hepsi hem pazarlık hem de elini güçlendirme unsuru. Ama stratejik olarak artık herkesin benzer düşündüğü bir şey var: Bu sorun çözülmeli.

Peki nasıl olacak bu?

Şu an herkes bu sorunun cevabını arıyor, herkesin çözüm planı farklı, orta nokta bulmak gerekiyor. Güvenli bölge tartışmalarından idlib’te yaşananlara kadar bütün gelişmelere bu gözle bakmak lazım.

MEHMET ÖZKAN KİMDİR?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Mehmet Özkan, Yüksek lisansını Güney Afrika Johannesburg ve İsveç Linkopings Üniversitelerinde Afrika ve Avrupa Siyaseti alanında tamamladı. İspanya Sevilla Üniversitesi’nden Uluslararası İlişkiler doktora derecesi aldı. 2009’da Kolombiya Medellin’deki Universidad Pontificia Bolivariana, 2010’da Hindistan, Yeni Delhi’deki Institute for Defense and Security Analysis (IDSA) ve 2011’de Mısır’ın Kahire Üniversitesi bünyesinde misafir araştırmacı olarak bulundu. 2012 yılında Bosna-Hersek’teki Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde dersler verdi. 2014-2015 arasında Polis Akademisi bünyesindeki Uluslararası Terörizm ve Sınır aşan Suçlar Araştırma Merkezi (UTSAM) Başkanlığını yürüttü. Güney Amerika koordinatörü olan Özkan İngilizce ve İspanyolca bilmektedir.  

 

 

7'sinde neyse 70'inde de aynı! CHP zihniyeti asla değişmez

Gençler için güzel ‘Bir Gelecek'

Bağımsız Türkiye meydan okuyor

İslamın insanlığa çağrısı
Sebep Türk korkusu

İhracat odaklı büyüme zamanı

Etiyopya'da misyoner tuzağı

Gizli planlara engel ‘Türkiye'