Cephede yenemeyince arkamızdan vurdular

Güncelleme: 18.03.2019 09:12

Osmanlı’nın topraklarına göz diken devletlerin Çanakkale’de Türklere diz çöktüremediğini ifade eden Mim Kemal Öke, “Cephede yenemedikçe bizi arkadan vurdular. Türkiye’nin içten çökertilmesi için öncelikle Ermenileri sonra da Arapları kullandılar. Üçüncü aşamada da Siyonistleri devreye soktular.” dedi.

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

Bugün 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi'nin 104. yıldönümünü kutluyoruz. Çanakkale’de bugünlerimiz için kendi canını gözünü kırpmadan feda edenler Türk tarihine damga vurdular. Yıkılmak üzere olan imparatorluğun birçok cephesinde savaşan bir millete güç ve moral kazandıran bir destan yazdılar. İstiklal Şairimiz Mehmet Akif şiirinde, Gelibolu Yarımadası'nda kopan kıyameti ve Marmara'ya geçmek için ufacık bir karaya donanmalarla saldıran düşmanların gösterdiği vahşeti anlatırken 'göklerden ölüm yağdığını, yerin ölü püskürttüğünü' yazmıştır. Dedelerimizin canlarını vererek 'Çanakkale geçilmez' mührünü vurdukları bu şanlı zaferi ve bugüne yansımasını Prof. Dr. Mim Kemal Öke ile konuştuk.

Çanakkale Savaşını çok güçlü düşman birliğine karşı Türklere kazandıran ana unsur nedir?

Çanakkale’yi bize kazandıran Allah’ın lütfu ve iman gücüdür, Mehmetçiğin, Türk milletinin gayretleridir. Bu gayretin içinde akıl ve feraset de vardır. Biz sadece İttifak Devletleri’ne karşı değil, Almanya’ya ve Avusturya’ya karşı da mücadele verdik.

Osmanlı, savaşın dışında kalamazdı

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmeyip tarafsız kalabilmek gibi bir seçeneği olabilir miydi?

Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’nın dışında kalması mümkün değildi. Çünkü Osmanlı’nın sahip olduğu toprakları paylaşmak için bu savaşı başlattılar. İngiltere Rusya ve Fransa gibi yan yana gelmesi mümkün olmayan ülkeler birbiriyle anlaştı. Bu ülkelere yanaşmaya çalıştık ama kapıları kapattılar. Bize de bu durumda Almanya ile ittifak yapma seçeneği kaldı. Aslında Almanya İngiltere ve Fransa’dan güçlüydü ama ABD’nin İngiltere ve Fransa’nın yanında duruşuyla olayın seyri değişti.

Çanakkale’de büyük kayıplar verdik. Bu kaybın Almanya ile yaptığımız ittifakla bir ilişkisi var mı? Daha az zayiat vererek zaferle çıkamaz mıydık?

Daha fazla kayıp verebilirdik çünkü müttefiklerimiz bunu istiyordu. Böylelikle kendi evlatlarını korumuş olacaklardı. Pis işi bize yaptırmayı hedefliyorlardı. Almanya her zaman en öne Türk kuvvetlerini sürerek zayiatı fazlalaştırdı. Bu Çanakkale’de fark edilmiştir. İngiltere, Fransa ve Anzaklar’ın amacı bir şekilde Boğazı geçip Rusya’ya yardım götürmekti. Yoksa Rusya çökecekti, nitekim de öyle oldu. Fakat zafer dünyanın kaderini değiştirdi. Düşman zırhlıları boğazı geçemedi. Yoksa en büyük cephe Osmanlı topraklarında açılacaktı.

Çanakkale Savaşı propaganda savaşıydı

Birbirinden farklı birkaç ülkenin bir araya gelişi nasıl oldu? Türklere saldırıya geçmeden önce askerlerini bu savaşa ikna etmek için nasıl bir yol izlediler?

Çanakkale Savaşı Birinci Dünya Savaşı’nda propaganda açısından önemli bir yere sahiptir. İşgal için gelen devletlerin orduları Türkleri tanıdı ve anlatıldığı gibi barbar olmadığını gördüler. 1915’te aleyhimize öyle bir propaganda yapıldı ki ‘Türkler kendilerini idare etmekten aciz, kötü ve kan dökücü insanlar’ söylemlerini yaydılar. Ayrıca aynı tarihlerde topraklarımızda yaşanan Ermeni tehcirini de kullanıyorlardı.

Peki ya bu propagandanın sonucu ne oldu?

İşgal için gelen ordulardaki askerlere savaşta Türkleri yakından tanıma fırsatı doğdu. Birbirleriyle paylaşımda bulundular. Türklerden iyilik gördüler. Birçoğu bunu anılarında yazdı. Batı basınında ‘temiz savaşan Türk’ yazıları çıkmaya başladı. İddia ettikleri Ermeni soykırımının doğru olmadığını biz bu savaşta ‘temiz savaşan Türk’ imajıyla yıkmış olduk. Çanakkale Zaferi sadece Türklerin değil insanlığın kazandığı bir savaştır.  

Artık bu yanlış ezberi bozmamız lazım

‘Çanakkale Zaferi’ne kadar uzun süredir cephelerde sürekli yenilgi alıyorduk’ söylemine katılıyor musunuz?

Hayır. Bu ezberi artık bozmak lazım. İngiliz arşivlerinde Çanakkale, Irak ve 1917’deki Bakü yenilgisi hakkında soruşturmalar vardır. Bu zaferlerimize rağmen kendi tarih kalemimizle kendimize gol atmışız. 1914’te Sarıkamış’ta Rusya’ya karşı ilerlememizi durdurduk ama 1915’te Çanakkale’de hepsini yendik. 1916’da da bütün Ortadoğu’yu tuttuğumuz Kut’ül Amare zaferini elde ettik. 1917’de Rus devriminde cephe çözülünce Nuri Paşa Azerbaycan içerisine girerek Bakü’de İngilizleri yendi. Üstelik Bakü önünde Almanlarla da savaştık.

Bu savaşları kazanmamıza rağmen büyük toprak kaybına uğramamızın nedenleri nedir?

Cephede yenemedikçe bizi arkadan vurdular. Türkiye’nin içten çökertilmesi için öncelikle Ermeniler sonra da Araplar kullanıldı. Üçüncü aşamada da Siyonistleri devreye soktular. 1917’de Balfour Deklarasyonu’yla Siyonistler Osmanlı’ya darbe vurdular.  Siyonizm’in Osmanlı’ya karşı ilk savaşı Çanakkale’dir. İngiliz Siyonistleri münferit bir alay ile katılıp hasım cephede Osmanlıların karşısına dikildiler.

Çanakkale Savaşı Truva’ya kadar gider

‘Geçilmez’ mührünü vurduğumuz Çanakkale’ye benzer yine aynı topraklarda mücadeleler de söz konusu oldu öyle değil mi?

Çanakkale Savaşı’nı Truva Savaşlarına kadar götürmek mümkün.  Egemen güçlerin Anadolu’yu işgal edip sömürme hadisesi tarihin en derinliklerinden beri yaşanmıştır. Fakat artık Anadolu Türklerindir.  Dolayısıyla bu savaş hep devam edecek. Bunun bilincinde olmak lazım.

Geçmişten günümüze baktığımızda neler değişti? Özellikle de ‘Çanakkale Ruhu’ olarak adlandırdığımız perspektiften bakarsak…

Dünyada pek çok ulus atalete, rehavete ve kayıtsızlığa düşmüş durumda. İnsanların temel düşüncelerinde etik ve estetik değerler yerine, bencil, maddi ve nefret dolu bir söylem hâkim. Bu postmodern, neoliberal geç kapitalizmin bizim üzerimizde kurmuş olduğu tuzaktır. Fakat yine dünyanın görmezden geldiği Suriyeli mültecilere sahip çıkarak etik değerleri insanlara biz hatırlatıyoruz. Bu politikamıza kendi insanımızı da inandırıp güven vermeliyiz. Türkiye insanının aslında tarihten gelen bir küresel misyonunun olduğunu hatırlatmamız lazım. Çanakkale buna en güzel örnektir.

PROF. DR. MİM KEMAL ÖKE KİMDİR?

1955’te İstanbul’da doğan Mim Kemal Öke, Robert Kolej’den mezun olduktan sonra İngiltere’ye giderek Cambridge Üniversitesi’nde İktisat ve Tarih alanlarında yüksek tahsilini tamamladı. Sussex, Cambridge ve İstanbul üniversitelerinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler ihtisası yaptı. 1979’da BM Filistin Dairesi’nde çalıştı. 1980’de Türkiye’ye gelerek akademik kariyere yöneldi. Boğaziçi Üniversitesi’nde 1984’te doçent, 1990’da profesör oldu. 1983’te TRT’de genel müdür danışmanlığına getirildi. 2006’ya değin TRT ve özel kanallarda yarışma, sohbet, haber ve tartışma programlarına imza attı. Günlük gazetelerde “Mim Noktası” adını verdiği sütununda dış politika değerlendirmeleri yaptı. Halen akademisyenlik hayatına devam eden Öke, evli ve iki çocuk babasıdır.

 

'Hayırda yarışanlar'da sıra dışı bir portre: Hepimiz birer mülteciyiz

‘Kanal İstanbul' Türkiye'nin bağımsızlığıdır

CHP'li İBB sesimizi birileri ölünce mi duyacak?

'İşçiler işine iade edilsin'
ABD taktiği: ‘Kaos üret, düzeni değiştir'

Kadına yönelik şiddetin reklamı yapılıyor!..

Türkiye tüm maskeleri düşürdü

Doğu Akdeniz'de tarihi başarı