İslamofobi ve Türk karşıtlığı iç içe

Güncelleme: 23.03.2019 09:29

Anadolu’nun mülayim Müslümanlığının bile Batı’ya fazla geldiğini ifade eden Osnabrück Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Bülent Uçar, “Saldırganın tarihi olaylara atıfta bulunmasının aşırı sağ ve ırkçı söylemlerin ne denli İslam düşmanlığı ve hususi olarak da Türk karşıtlığı ile iç içe geçtiğinin delilidir.” dedi.

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

Geçtiğimiz günlerde Yeni Zelanda’da iki camiye gerçekleştirilen terör saldırısında 50 Müslüman hayatını kaybetti. Bizzat Batı eliyle tırmandırılan İslamofobi yüzünden son yıllarda Avrupa’da Müslümanlara yönelik saldırılar arttı. Batı medyası kasıtlı olarak her olayı İslami terör başlığıyla servis ediyor, Müslümanları terör gruplarıyla bir tutuyor. Suriye’de yaşananlar, küresel güçler tarafından kurulan DEAŞ terör örgütü ve yine ABD ve diğer ülkeler tarafından işgal edilen, karıştırılan Ortadoğu ülkelerindeki kaos İslamofobik bakış açısının artmasına neden oluyor. Osnabrück Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Bülent Uçar’la Avrupa’da İslam ve Müslümanların geleceğini konuştuk.

Yeni Zelanda’da Müslümanlara yönelik Haçlı saldırıyı nasıl yorumluyorsunuz?

Batı toplumlarının ve medyanın kendisiyle ciddi olarak yüzleşmesi gerekir ama geçmiş tecrübelerime dayanarak ben onlardan böyle bir şey beklemiyorum. Saldırganın tarihi olaylara bu denli atıfta bulunmasının aşırı sağ ve ırkçı söylemlerin ne denli İslam düşmanlığı ve hususi olarak da Türk karşıtlığı ile iç içe geçtiğinin delilidir.

Batı, İslam’a karşı peşin hükümlü

Avrupa’nın İslamofobik tutumu neden ileri geliyor? Bunun tarihi bir altyapısı var mı?

Batı’da İslam’a ve Müslümanlara karşı ciddi önyargılar var. En güçlülerinden biri de öteden beri kılıçla, silahla, kanla, baskıyla yayıldığı yönünde peşin hükümlüler. Hâlbuki tarihi gerçeklerden yola çıkarak tüm araştırmacıların ittifak ettiği nokta; Müslümanların İslam’ı yayarken kabul noktasında asla baskıya başvurmadıklarıdır. Elbette fetihler olmuş ama bir hukuk işletilerek kendi çağlarına göre çok medeni perspektifle yanaşmışlardır.

Bahsettiğiniz medeni perspektife hangi örneği verebiliriz?

Fatih’in ibadet özgürlüğüne dair fermanları var. Osmanlı’nın insan hakları konusundaki uygulamaları bugünkü demokratik gelişime göre daha ileride. Hukukta, eğitimde, vakıflarda Osmanlı’nın azınlıklara tanıdığı özgürlüğü bugün dünyada hemen hemen hiçbir ülke tanımıyor.

Hristiyanlık Avrupa’ya kanla yayıldı

O dönemde din konusunda Avrupa’da neler yaşanıyordu?

Ortaçağ Müslümanlar için aydınlık, Batı için karanlık dönemdir. Doğu, Orta ve bir ölçüde Kuzey Avrupa’da Hristiyanlığın yayılması kanla oldu. Hristiyanlığı kabul etmeyen yüzbinlerce insan örneğin Saksonya Savaşları’nda kılıçtan geçirildi. Avrupa 10. yüzyıla kadar pagan kültürünü benimsemişti. Anadolu da 11. yüzyıla kadar Hristiyan’dı. Hristiyanlığın merkezi Anadolu’ydu. İlk olarak Hristiyan dininin Grekleştirilmiş haliyle yayıldığı yer Anadolu topraklarıydı. İzlerini hâlâ Efes’te, İstanbul’da, Kapadokya’da görebiliyoruz.

Selçuklu ve Osmanlı’nın yayıldığı topraklardaki din ve kültür olgusu nasıl bir değişim gösterdi?

Anadolu toprakları her zaman çok dinli ve çok kültürlüydü. Osmanlı 5 asır Balkanlara hâkim kültürdü. Fakat bugün Balkanlara dönüp baktığınızda bunca yıllık Osmanlı hâkimiyetine rağmen o toprakların yüzde 70’i gayrimüslim. İspanya’da Müslümanlar 7 asır hüküm sürmesine rağmen orada bir tane Müslüman bırakılmadı. İşte buradaki tarihi vakıalardan kim dinini zorla yaymış ortaya çıkıyor. Osmanlı isteseydi tüm Balkanları ve Kuzey Afrika’yı Türkleştirebilirdi, yapmadı.

Dinlerin asılsız olduğu eğilimi yayıldı

Avrupa’da din algısı şu an nasıl?

Aydınlanmayla birlikte Avrupa’da dinlerin asılsız olduğu eğilimi ortaya çıktı. Bugün sosyolojik verilere baktığımızda Avrupa’nın en az üçte birinin ateist, agnostik olduğunu görüyoruz. Bu yüzden Hristiyanlığın en büyük rakibi İslam değil dinsizliktir, ateizmdir, sekülerleşmedir. Avrupa’da en dindar toplum Polonya, Romanya, Yunanistan, en dinsiz ülke ise Çek Cumhuriyeti’dir. Avrupa 200 yıldır dinin toplumsal konumu ile ilgili kavga ediyor.

Almanya’da yaşayan bir öğretim üyesi olarak Avrupa’da Müslüman nüfusa bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İslam, Avrupa’da göçle birlikte kendine yer bulduğunda, Batılılar yeniden Müslümanlarla karşılaşınca şaşırdılar. Din kamuda görünmez, genelde özel hayata hapsedilmiştir. İslam buna müsait bir din değil. Sadece başörtüsü bile bir mesaj verir. Aynı şekilde namaz ve oruç da fark edilir bir ibadet. Bu da Avrupalıları bir ölçüde rahatsız ediyor. Üstelik bu rahatsızlıklarını ırkçı saiklerle olumsuz tavır olarak sergiliyorlar. Zira Batı’da umumiyetle din, Pazar ayinlerine ve Noel’e endekslenmiştir.

Batı Hristiyanlaşmış İslam istiyor

Sanırım Batılılar Müslümanlardan görünmez bir İslam modeli bekliyorlar…

Anadolu’nun mülayim Müslümanlığı bile Batı’ya fazla. İslam ahkâmının tarihte kalan geçersiz hükümler olduğunu düşünüyorlar. Liberal eğilimli Müslümanlar bu yüzden Avrupa’da sürekli gündemde tutuluyor. Müslüman olarak kendi toplumlarında yaşayanlardan Hristiyanvari bir dindar olmalarını yani Kadıköy Müslümanlığı istiyorlar.

Düşmanlık duydukları, kin besledikleri Müslümanları ne kadar tanıyorlar sizce?

Müslümanların yoğun olduğu bölgelerde İslamofobi daha az zira bizzat Müslümanlarla yaşadıkları için onları tanıyorlar ve önyargıları kırılıyor. Fakat İslam’ı sadece medyadan tanıyanların Müslüman algısı silahla gezen bir profilden ibaret. Onlara göre her Müslüman terörist ya sempatizan ya da potansiyel terörist. Batı medyasının İslam algısı kadın ve şiddet üzerine kurulu, okuyuculara da bunu sunuyor.

Aramızdaki ihtilafları Batı kullanıyor

Bu da İslamofobiyi ve ırkçılığı alevlendiriyor öyle değil mi?

Batı’da şu an ırkçılıktan daha yaygın olan İslam düşmanlığı. Batı hem Müslümanlardan korkuyor hem de önyargılarla yaklaşıyor. Bizim de özeleştiride de bulunmamız lazım. Mezhep çatışmaları, etnik kavgalar, yanlış din algısı, ihtilaflar, kadın erkek eşitliği konusundaki ciddi sorunlarımız istismar ediliyor.

Batı, tarihte sömürdüğü ve zulmettiği Müslüman devletlere yaşattıklarını görmezden gelerek İslam’ı nasıl barbarlıkla suçlayabiliyor?

Avrupalı devletler sömürdükleri topraklarda kendilerine benzer insanlar yetiştirdi. Bu kişilerin ismi Hasan olmasına rağmen düşünme ve yaşam tarzları Hans’tan farklı olmadı, devşirildiler. Siyasi ve askeri bakımdan teslim olmuş bu insanlar yaşadıkları eziklik neticesinde Batı kültürünü sorgulamadan olduğu gibi kabul ettiler. Avrupa bu ülkeleri terk ederken yönetimlere kendilerine benzer insanları yerleştirdi ve bu vasıtayla hâlâ oraları dizayn ediyor.

Türkler bir köprü vazifesi görebilir

Şu an İslam dünyasında Müslümanlar arasında da sorunlar var. O halde dünyaya karşı gerçek İslam’ı kim temsil edebilir?

Aslında Avrupalı Müslümanlar her bakımdan insanlığa iyi örnek olmalı. Yıllar önce Avrupa’ya giden birinci nesil göçmen, vasıfsız insanlardan oluşuyordu. İstanbul, Ankara gibi büyükşehirler görmeden köyden Almanya’ya, Fransa’ya gitmişlerdi. Şimdi onların torunları daha iyi yetişti. Türkler, İslam dünyasıyla Batı arasında köprü olabilecek insanlar.

Batı’nın Müslüman Türkiye’ye bakış açısı nasıl?

Avrupa bundan 20 yıl evvel Türkiye’yi hasta adam olarak görüyordu. Geri kalmış, zayıf, yönlendirilebilen sıradan bir Ortadoğu ülkesi olarak bakıyorlardı. Şu an Türkiye’den ciddi anlamda korkuyorlar. Türkiye’yi bir yandan tehdit olarak görüyorlar diğer yandan da kaybetmek istemiyorlar. Bu hususta Avrupa ikilem yaşıyor.

Almanya’daki Müslümanların dindarlık oranlarına bakacak olursak yüzde 90’ı kendilerini dindar olarak tanımlıyor. Yüzde 47’si ‘ben çok dindarım’ derken yüzde 11’i kendilerini ‘dindar değilim’ şeklinde tanımlıyor. Namaz kılma oranı yüzde 40’ın altında, oruç tutma oranı ise daha yüksek.

Kayseri, Sivas, Van, Trabzon, Ankara hatta Konya gibi şehirlerde ciddi oranda gayrimüslim azınlıklar vardı. Selçuklu ve Osmanlı’nın 800 yılda yapamadığını milliyetçi saiklerle de olsa mübadeleyle Atatürk gerçekleştirdi. Netice itibarıyla Anadolu’nun İslamlaştırılması Atatürk döneminde oldu.

PROF. DR. BÜLENT UÇAR KİMDİR?

1977 yılında dünyaya gelen Bülent Uçar, doktora derecesini Bonn ve doçentlik derecesini Erlangen Üniversitesi’nden aldı. 2008 yılında Osnabrück Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü’nde çalışmaya başladı. Araştırmalarını İslam din eğitimi ve çağdaş din öğretimi üzerine yoğunlaştıran Uçar, 2012 yılından bu yana Osnabrück Üniversitesi İslam Araştırmaları Enstitüsü’nün DIREKTÖRÜ olarak görev yapmaktadır.

Bağımsız Türkiye meydan okuyor

İhracat odaklı büyüme zamanı

Etiyopya'da misyoner tuzağı

İdlib'de soykırım!
Türkiye olmadan doğal gazı Avrupa'ya taşıyamazlar

Gizli planlara engel ‘Türkiye'

İslamın insanlığa çağrısı

Sebep Türk korkusu