Yücel Kuran; “Maddenin yerine manayı koydum”

Güncelleme: 06.04.2019 12:47

Belkilerle başlamak istediğim bir paragraf, olasılıkları düşündüren bir yazı… Asla varlığından emin olunamayan bir yaşam… Yağlı bir ipi sımsıkı tutarcasına hayatına tüm gücüyle sarılan genç bir adam. Yücel Kuran. 18 yaşında yasaklı maddeyle tanışmış ve 18 yıl boyunca pençesinden kurtulamamış. Bu 18 yılın ifadesi öyle zor, öyle kolay, öyle karmaşık ve aslında öyle basit ki. Nereden baktığınla ilintili bir kavrayış. Bakış açısıyla galip gelinen bir beyin hastalığı.

Röportaj: Gülden AĞ

Madde bağımlılığı ile mücadele eden Yücel Kuran; “Maddenin yerine manayı koydum”

Bu röportajda yasaklı madde ile mücadele içinde olan bağımlı genç bir adamın dramı var, çığlıkları var, göz yaşları ve her şeyden önemlisi umutları var… 

Maddeye nasıl bulaştığını anlatıyor…

Ailesini, eşini, evladını, işini kaybedişini anlatıyor…

Kaldırım taşında uyuyan çocukların girdabını anlatıyor…

Sonunda da “Umudu kesmek haramdır” diyerek mücadelesini, sabrını iliklerinize ilmik ilmik dokuyor.

Öyle çok birikmiş ki cümleler dikkati dağılmadan, soluklanmadan, yorulmadan anlatıyor. Kızaran yüzünü, belirginleşen damarlarını umursamadan, bir yudum suyundan almayı düşünmeden, yer yer parıl parıl parlayan yer yer ise dolu dolu olan  gözleriyle anlatıyor. Anlıyorsunuz ifadesinden, halinden hayattan kaybedecek tek bir dakikaya dahi tahammülünün olmadığını.

Yücel Kuran. Şimdi kurtuluşuna vesile olan Bağımsız Yaşam Derneği’nde rehberlik yapıyor. 18 aya 3 tiyatro eseri, 2 kitap ve sayfalarca makale sığdırmış. Geç kaldım kaybedecek vaktim yok diyor. Günde 1 kitap bitiriyor ve var gücüyle yazıyor.

Bu röportajda günlerce yatağın hayalini kuran, 48 kiloya düşen, maddeden başka bir şey tüketemez hale gelen, üşüyen çok üşüyen bir gencin hikayesini okuyacaksınız. Sonsuz bir kedere bakacaksınız ara ara, şaşkınlıkla nasıl bu hayattan doğrulduğunu anlamaya çalışacaksınız. Gözlerimizi kapattığımız bağımlı sokak çocuklarının hayatına bir an girecek ve “öteki” dediğimiz çocukların, gençlerin aslında kendi evlatlarımız olma ihtimali ile irkileceksiniz.

Maddenin yerine manayı koydum ve kurtuldum diyen Yücel Kuran’ın mücadelesi ve umudu ile baş başa bırakıyorum sizi.


Bağımsız Yaşam Derneği başkanı (BAYDER) Regaip Bostan ve Yücel Kuran

-Kendinizden ve maddeye nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?

Maddeye 18 yaşında başladım. Babamın Eminönü’nde otoparkı vardı. Oraya Pazar günleri kuş pazarı kurulurdu.  Orada ilk tanıştım. Otoparkımız kapandı, turizm firması açtım. İstanbul’un sayılı turizm firmalarından biriydi. Hem maddeyi kullanıyordum hem de işimi devam ettiriyordum. Bağımlılık biraz da gizlilik hastalığı. Yani insanlar parası olduğu zaman, takati bitmediği zaman gizleyebiliyor bu hastalığı. Ben de gizledim. Maddeye devam ederken evlendim.

UYUŞTURUCUYU BIRAKIRIM DÜŞÜNCESİYLE EVLENDİM

-Eşiniz biliyor muydu yasaklı madde kullandığınızı?

Eşim içtiğimi biliyordu. Evlenirken de uyuşturucuyu bırakırım düşüncesiyle evlendim biraz da. Böyle büyüklerimiz tarafından kodlanmış kafamıza biraz. Evlenip çoluk çocuğa karışırsam bırakırım zannıyla.  Ama evlendim olmadı bırakamadım devam ettim. Hatta eşim artık dışarıda içme gel evde iç diyordu. Çünkü hafta da 2,3 gün eve gitmiyordum. Gittiğim günlerde de çok geç gidiyordum. Erken gittiğimde de bir bahane bulup, kavga çıkarıp evi terk ediyordum. İçiyordum bir şekilde. Sonra eşimle ayrıldık. Tabi içmeye bağımlı olarak her şeyi teker teker kaybettim.

-Eşinizle ayrıldıktan ve işinizi kaybettikten sonra ne yaptınız?

 Annemle babamın oturmuş olduğu eve geldim. Onlarla yaşamaya başladım. Maddeyi alamamaya içememeye başladım. Param kalmadığı için sentetik madde içmeye başladım. Dışarıda bunu içiyordum ailem dışarıda içiyorsun bizi rezil ediyorsun bari dışarıda içme gel evde iç diyordu. Ben de evde içmeye başladım. Bunun etkileriyle sızıp, düşüp, elimi, bacağımı, yorganı,  halıları yakar bir hale gelmiştim.

-Ailenizin bu duruma karşı tepkisi ne oluyordu?

Benim down sendromlu  bir kardeşim var.  Benden korkmaya başladı ve rahatsızlığı daha da ilerledi. Ailemi de maddi olarak sömürmeye başlamıştım, çalışamıyordum ve hiç muhakeme edemeden ekmek parasından, pazar parasından 10-20 lira alarak madde almaya gidiyordum.  Bir gün odamda içip sızmışım uyandım baktım babam başımda. Salondan da annemin ağlama sesleri geliyor.  Ne oluyor diye sordum ve babam “ farkında değil misin neredeyse annen seni de kendini de öldürecekti” dedi. Bayıldığım zaman geldiğim vaziyeti birkaç kere kameraya çekip bana gösterdiler. O vaziyete gelmişim yine annem de artık benim  gözümün önünde çırpınarak ölmesine dayanamıyorum,  onu öldüreceğim deyip yastığı alıp beni boğmuş tabi ben maddenin etkisinden dolayı hiçbir şekilde karşı koyamıyorum. Babam son anda gelip yastığı elinden almış. Sonra annem mutfağa koşmuş eline bir bıçak alıp kendine saplamaya çalışırken babam onu tutmuş ve sakinleştirmiş. Kalktığım da böyle olduğunu anlattı babam bana. O andan itibaren o evde kalamayacağımı anladım.

BİZİM BAĞIMLILARIN BİR ÖZELLİĞİ VARDIR SÜREKLİ YEMİN EDERİZ

-Böyle bir durum yaşandığını size anlattıklarında siz ne dediniz, ne düşündünüz o an?

Bizim bağımlıların bir özelliği vardır sürekli yemin ederiz. Kuran-ı Kerim üzerine el basarız. Bir daha içmeyeceğim deriz. O an samimiyizdir. Yalan söylemiyoruz.  Çünkü bize verdiği zararı görüyoruz. Ama sonrasında yine gidip içiyoruz. Öncesinde böyle yeminler ederdim o gün evdekiler  biraz sakinleştikten sonra  montumu alıp çıktım. 18 ay sokakta yaşadım. Ailemi hiç görmedim.

18 AY SOKAKTA YAŞADIM

-Sokakta nasıl yaşadınız?

Hastanenin bahçesinde ve metrobüste ilk durak son durak diye 18 ay öyle sokaklarda yaşadım. Hırsızlık, dolandırıcılık, gasp bağımlılar için çok normal şeyler. Ben yapar mıydım? Kesinlikle yapardım. Ama bunun yöntemini bilmiyordum. Becerebileceğimi bilsem kesin yapardım o psikolojiyle. Ama bilmiyordum. O yüzden kendime para kazanacağım yöntemler bulmuştum. Arabalara park yeri ayarlayarak para kazanıyordum. 18 ay boyunca yeme içme olmadan maddeyle yaşadım. İçip bayılıyordum zaten hep bu şekilde 18 ayımı geçirdim. 48 kiloya düşmüştüm. Ölmek üzereydim.  Hissediyordum öleceğimi.  Bir gece saat 5 gibi hastanenin bahçesinden kovuldum. Bayılmışım yine güvenlikçiler çıkardılar beni. Kasım ayındayız  deli gibi yağmur yağıyor. Amaçsızca yürüdüm. Bacaklarımı hissetmiyordum  soğuktan.  Zaten hiç beslenemiyordum da. Bir kaldırımın kenarına yığıldım gücümü takatimi yitirip. Aradan ne kadar geçti bilmiyorum. Belediyenin bir arabası geldi. Beni almaya gelmişler.  Ben de gelmiyorum dedim. Görevliler de çevredekiler aradı, gelmiyorsan kalk dedi. Ben de  son gücümle metrobüse doğru yürüdüm. O günü de metrobüste geçirdim.

-Peki nasıl kurtuldunuz sokaktan?

Dilencilik yapamıyordum ama sadece sigara isteyebiliyordum.  Acilin önünde bir tane sigara verir misiniz derken biri “abi abi” dedi. Kafamı kaldırdım. Benim kızımın dayısı onu gördüm. Şaşırdı baya ben de çok şaşırdım ve endişelendim. Benim yanımda çalışıyordu Turizm şirketim varken. Benim o halimi görünce tabi bu bir de inkâr hastalığı, sana ne oldu ne yapıyorsun, ne bu hal deyince ben de yalan söyledim bir akrabamızı hastaneye getirdim diyerek. Ondan uzaklaştım. O an beynimde yankılanan bir ses vardı. Gidecek benim kızıma “senin baban sokaklarda dileniyor” diyecek. Beynimde tek yankılanan ses buydu. O an kızımın bunu duymasından ziyade “benim babam öldü” demesinin daha hayırlı olacağını düşündüm. O andan itibaren hiçbir şey yememeye başladım. Artık hastanenin bahçesinde de durmama kararı aldım çünkü oraya gelip bakabileceklerini düşündüm. 3 gün metrobüste kaldım. Hiçbir şey yemedim içmedim tek hedefim vardı kızıma benim öldüğümü söylemeleri. Bu benim için bir zafer olacaktı. 3 günün sonunda biraz kendime geldim.

Kendime geldiğimde Bağımsız Yaşam Derneği’nin (BAYDER) kartını elimde gördüm. Birisi bırakmış. Biz adada yaşadık Beykoz’da doğdum. Denizde bir tane arkadaşım benim yanımda boğularak öldü. Çok ilginç bir şey anlatacağım size, orada bayıldığım zaman o arkadaşımı rüyamda gördüm. Denizin ortasında ben batıp çıkıyorum, arkadaşım bir yelkenliyle geldi ve beni sudan çıkarıp teknenin içine attı. Sonra suyun içine atladı. Yunus’tu arkadaşımın adı. Yunus gitme gel diye bağırıyordum rüyamda sesimi duymuyordu. Uyandığımda BAYDER’in kartını gördüm elimde.  Bir umut doğdu. Ve buraya geldim.

SOKAKTA KALAN BİR İNSANIN EN BÜYÜK HASRETİ BİR YATAKTIR

-BAYDER’e ilk geldiğiniz günü anlatır mısınız?

Saç sakal birbirine karışmıştı girmeye  utandım. Güvenlik beni görür görmez 8. kat dedi zaten oysaki daha Bağımsız Yaşam’a geldim bile dememiştim ama tipimden anladı. Geldim ama bir yandan da kaçmak için yer arıyorum çünkü buraya kendimi yakıştıramıyordum.  Psikolog geldi onun odasına girdim. Konuştuk ona anlatım derdimi. Ben de eski bir bağımlıyım dedi psikolog. Bağımlılık tedavisi görmüş. Okul okumuş, psikolog olmuş. Ben çok kötü şeyler yaptım dedim. O ben de yaptım dedi. Ben annemi çok üzdüğümü söyledim. O da ben annemi yerlerde tekmeleyip komşudan para alçaksın diye dövdüm dedi. Ben her şeyimi kaybettim dedim. O ben de her şeyimi kaybettim dedi. Karnın aç mı dedi hayır aç değil dedim o da aç aç deyip beni mutfağa götürdü. Mutfağa girdim ama yemeği yiyemiyorum ellerim öyle bir hale gelmiş ki bir de öyle pislik içindeyim ki çatalı kaşığı tutmaya insan utanıyor. Yemek yedim  sonra beni yatılı merkeze götürdüler. Allah razı olsun yıkadılar, yeni elbise verdiler. Berbere götürdüler. Sokakta kalan bir insanın en büyük hasreti bir yataktır. Sokakta kalmayan insan bir yatağın ne demek olduğunu asla anlayamaz. O çok büyük bir nimet. İnsan ne yazık ki bazı şeylerin değeri ini kaybedince anlıyor. Yattım o yatağa zaten hemen uyumuşum. Gece 3 gibi uyandım. Detoks olmuşum içmemişim diye terlemişim. Bir baktım yanımda biri elinde fenerle bir şey okuyor. O an adamın yatağına yattığımı düşündüm hemen kalktım düzeldim. Mutfağa geçtik,  karnın aç mı dedi. Değil dedim. Açtır dedi çorba ısıttı. Anne şefkati gibi bir şefkatle bana çorba içirdi. Sonra salona geçtik. Geldi dizimin dibine oturdu. Abi dedim sen niye burada oturuyorsun git yat yatağına. Sora anladım ki burada yeni gelen kardeşlerimizin yanına rehber diye birkaç gün onunla ilgilenmesi için birini koyuyorlar. Şimdi ben de rehberlik ediyorum gelen arkadaşlara. O kişinin de benim yanımda bana yardımcı olmak için olduğunu anladım ve buradaki hayatım başladı.

-Ne zamandan beri bu dernektesiniz?

 19 aydır buradayım.

MADDENİN YERİNE MANAYI KOYDUM

-BAYDER maddeyi bıraktırmak için nasıl bir yöntem kullanıyor, size uygulanan tedaviden de bahseder misiniz?

0 ile 1 ay arası kendi haline bırakıyorlar.  Uyumak istediğimde uyudum, yemek yemek istediğimde yedim. Programlara derslere girmek istediğimde girdim. İlk Geldiğimde herkes namaz kılıyordu, ben kılmadım. Kimse de gel kıl demedi. Ben 1 ayın sonunda bunlar namaz kılıyorlar, niye kılıyorlar, nasıl kılıyorlar diyerek günde 2 vakit  namaz kılmaya başladım. Maddenin yerini mana almadığı sürece, Allaha ibadeti, namazı bunun yerine koymadığımız sürece bu işten kurtulamıyoruz.

 Derslere girdiğim ilk zamanlar bunun bir hastalık olduğunu öğrendim. Bağımlının iradesiz, kişiliksiz değil de hasta olduğunu öğrendim. Geçmişte çok hata yapmışım ama bunu ben yapmamışım, bunu bana hastalığım yaptırmış ve ben kendimi afettim. O pişmanlıklarla, keşkelerle yaşarsam tekrar maddeye geri dönebileceğimi öğrendim. Burada hasta olduğumu fark edip ve hastayken yaptıklarımdan sorumlu olmadığımı öğrenip tekrar hayata bağlandım.

Resim dersimiz var. Envanter dediğimiz yazı dersimiz var.

Duygularımızı yazıyoruz.  Çünkü bağımlıların 0-3 ay arası duyguları çok hızlı değişiyor. Yazdıklarını sonrasında okuyunca bunu ben nasıl yazmışım diyerek farkındalığa çıkıyor. Yazarak, yanlışlarını görerek kendini düzeltiyor. Yazma alışkanlığı kazanıyor. Sabahları 9-10 arası kitap okuma saatimiz var ben orada kitap okumayı ne kadar çok sevdiğimi keşfettim. Günde  1 kitap bitirebiliyorum. Victor Hugo’nun Sefiller romanını  530 sayfaydı ve ben onu 1,5 günde okudum. Buradaki tüm arkadaşlar okuyor. Sosyal aktiviteler yapıyoruz.  Spor yapıyoruz. Yani neye eğilimli olduğumuzu buluyoruz. Ben deneye yanıla buldum. Yazmak ve okumak…  Saz bağlama derslerimiz var aramızdan iki tane ozan çıktı. 

Her hafta bağımlıların aileleri yatılı merkezimize geliyor onlara da eğitim veriyoruz uzman kişilerle.

Eğitimlerden sonra arkadaşları istihdam ediyoruz. Varsa  kendi işlerine geri dönüyorlar yoksa derneğimiz ayarlıyor. Ama irtibatımız yine de kopmuyor. Her hafta sohbetimize geliyorlar.

Burada ast üst ilişkisi yok kardeşiz hepimiz ve nöbet şeklinde temizlik vesaire her şeyi birlikte yapıyoruz.

Peki herhangi bir ücret alıyor mu Bağımsız Yaşam Derneği?

Her şey ücretsiz.

BAĞIMLILIK KİŞİLİKSİZLİK DEĞİLDİR, BİR BEYİN HASTALIĞIDIR

-Hastanede tedavi görmeden ilaçsız mı bıraktınız yani?

 Evet. AMATEM/ÇEMATEM’lere  gittiğimizde madde bağımlısı olduğumuzu söylüyoruz ve yine içinde yasaklı madde olan ilaçlar veriliyor. Yüzümüze bile bakmıyorlar. Sistemleri bu. AMATEM resmi kaynaklarını açıklıyor ve 1000 kişiden 1 kişinin kurtulduğunu söylüyor. Başarı yoksa ortada siz niye varsınız.

Buraya geldiğimiz zaman biz öncelikle hastalığımızdan mesul olmadığımızı öğreniyoruz.  Bağımlılık kişiliksizlik değildir, bir beyin hastalığıdır. Nasıl ki bir kanser hastasına sen kansersin git öl demiyorsak bir bağımlıya da sen bağımlısın git öl diyemeyiz. Yardım etmek zorundayız.

KENDİMİ AFFETTİM

Şimdi kendini nasıl hissediyorsun?

Ben şu an 38 yaşındayım ama 18’imdeyim. Çünkü ben 18 yaşımda maddeye başladım. Bütün duygularımı, sevinçlerimi uyuşturucunun dumanına hapsetmişim, hiçbir şey yaşamamışım ki. Biz buradaki çocuklarla parka gidiyoruz. Bakıyorum o zıpzıplara, salıncaklara koca koca adamlar biniyor. Yadırgamıyorum çünkü benim gibi hiçbir şey yaşamamışlar. Çocukluk, gençlik, olgunluk uyuşturucunun dumanına hapsedilmiş. Ben şimdi 18 yaşımda olduğumu öğrendim. Kendimi affettim. Kalk ve düştüğün yere bakma, bakarsan - bana ne kadar yazık, çok zavallı ben- dersen iyileşemezsin.

Bizler okuldayken bize yaramaz çocuk dediler, hiperaktifdik bizi anlamadılar, yaramaz dediler. Biz de yaramaz çocuğun gerektirdiklerini yaptık. Sokağa çıktık, serserilere özendik. Bizi anlasalardı, yeteneklerimize göre yönlendirselerdi… Benim yazım kötü diye beni okuldan soğuttular. Şimdi 3 tiyatro oyunu yazdım, 1 kitabım basılıyor. 2. Kitabımı yazıyorum.  Makaleler yazıyorum. Yapabiliyorum. İnsanların yapamazsın yorumları onların kendi düşünceleri. Ben yapabiliyorum, başarabiliyorum.

CUMHURBAŞKANIMIZ İNŞALLAH DUYAR SESİMİZİ

Eklemek istediğin bir şey var mı?

Bir projem var diye sürekli BİMER’e CİMER’e yazıyorum. Cumhurbaşkanımız inşallah duyar sesimizi.

Projem; her belediye ihtiyaca göre yatılı rehabilitasyon merkezleri açacak ve bağımlılık ihbar hattı kurulacak. Bağımlıları ikna ederek yatılı merkezlerimize alacağız, bu bütün Türkiye’nin illerindeki belediyelerinde olacak. Buralarda çapraz geçişler olacak. Mesela ben Bağcılar’dayım beni burada semtimde tutmayacaklar Bursa’ya gönderecekler. Bursa’dakini de buraya. Çapraz geçişler olacak ki tedaviler de başarılı olsun. Bunu  ilaçsız başarabiliriz. Teröre giden para zayıflar, suç örgütleri zayıflar. Sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Pilot bölge buraya gelip baksınlar…

Türkiye'nin dış politikası hatasız

'İstanbul'da büyük deprem olmayacak'

CHP'li yönetim İSMEK'e düşman! Kilit vuracaklar

Bağımsız Türkiye meydan okuyor
İhracat odaklı büyüme zamanı

'İktisat eden bereket bulur'

7'sinde neyse 70'inde de aynı! CHP zihniyeti asla değişmez

Gençler için güzel ‘Bir Gelecek'