<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Milat Gazetesi</title>
    <link>https://www.milatgazetesi.com</link>
    <description>Son dakika haberleri ve gazeteler.  Türkiye ve dünyada ekonomiden siyasete, politikadan spora ve medyaya kadar tüm güncel haberleri sizlerle paylaşıyoruz</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.milatgazetesi.com/rss/kultur-sanat" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 03:54:26 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/rss/kultur-sanat"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Ossama Bawardi: Türkiye evimiz gibi]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/ossama-bawardi-turkiye-evimiz-gibi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/ossama-bawardi-turkiye-evimiz-gibi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Filistinli film yapımcısı Osama Bawardi, Türkiye'nin kendilerine verdiği destekten övgüyle bahsederek ''Türkiye'yi evimiz gibi görüyoruz'' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><i>Y.Emre KABAOĞLU / Haber Merkezi</i></p>

<p>Senaryo geliştirme ve ortak yapım platformu TRT 12 Punto'nun sekizincisi İstanbul'da başladı. Sinema sektörünün profesyonelleri ile bu alanda kariyer yapmak isteyen adayları buluşturan organizasyonda yine Filistin için özel bir program ayrıldı.</p>

<p>Program kapsamında TRT ortak yapımı 'Filistin 36' filmi sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanırken, filmin yapımcısı Ossama Bawardi, eserin çekim süreci ve devam projesiyle ilgili önemli bilgiler verdi.</p>

<h3>'GİZLİ SAKLI ÇEKTİK'</h3>

<p>İşgal altındaki Kudüs'te kayda alınan sahneleri İsrail'e yakalanmamak için gizli çekmek zorunda kaldıklarını anlatan Bawardi, ''Kudüs çekimlerini gözlerden uzak şekilde yaptık. Dolayısıyla onların (İsrail) radarının dışında kaldık'' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Filistin 36'nın Türkiye'nin yanı sıra Fransa ve Danimarka gibi pek çok farklı ülkeden destek gördü. Bawardi, bu geniş katılımlı destek hareketi için, ''Destek işine sadece para olarak bakmıyorum. Paranın ötesinde, böyle farklı işbirlikçilerin bir araya gelmesi filme ayrı bir geçerlilik kazandırıyor. Zaten pek çok ülkenin Filistin için ayrılmış fonları var ve biz de bunları değerlendirdik. Fransa, İngiltere, Danimarka ve İsveç gibi ülkelerde zaten Filistin filmleri için bir fon ayrılmış durumda. Tabii ki Arap dünyası da destek verdi'' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Filmin çekildiği dönemlerde Avrupalı yönetimlerin İsrail'le yakın ilişkilerine rağmen söz konusu coğrafyadan destek gelmesiyle ilgili Bawardi, ''Avrupa hükümetlerinin belli bir duruşu var, ama sonuçta Avrupa'da bizi destekleyen çok iyi insanlar da var. Hiçbir zaman desteklerini esirgemediler'' değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p><i><img alt="Ossama Bawardi" class="detail-photo img-fluid" height="600" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/ossama-bawardi.webp" width="900" />Filistin 36'nın yapımcısı Ossama Bawardi (solda) ve başrol oyuncusu Karim Daoud Anaya (sağda)</i></p>

<h3>DEVAMI YAZILIYOR</h3>

<p>Filistin 36'nın devamının geleceğinin sinyalini de veren Bawardi, ''Şu anda metin yazarı zaten senaryoyu yazıyor ve yönetmen çalışıyor. Zaten bizim hayatımız Filistin'i filmlerle anlatmaya adanmış olduğu için bu konuda çalışmalarımız her zaman devam edecek'' diye konuştu.</p>

<h3>'TÜRKİYE AĞABEY GİBİ'</h3>

<p>Ossama Bawardi, Türkiye'nin kendisine ve Filistin'e olan desteğiyle ilgili ise şunları söyledi:</p>

<p>''Türkiye ile yüzlerce yıllık ortak tarihten gelen bir kardeşliğimiz söz konusu. Biz Türkiye'ye geldiğimiz zaman kendimizi evimizde hissediyoruz. Filistin de zaten Türkiye'yi bir ağabey gibi görüyor. Türkiye'nin 7 Ekim'den bu yana sergilemiş olduğu insancıl tutum saygıya değer''</p>

<h3>15 DAKİKA AYAKTA ALKIŞLANDI</h3>

<p>Film, dünya prömiyerini Eylül 2025'te düzenlenen 50. Toronto Uluslararası Film Festivali'nin prestijli 'Gala Sunumları' bölümünde yaptı. 15 dakika ayakta alkışlanan filmin sonunda insanlar 'Özgür Filistin' sloganları attı. Filistin 36, Toronto'daki bu devasa başarısının hemen ardından 2026 Oscar Ödülleri'nde Filistin'in 'En İyi Uluslararası Film' dalındaki resmi adayı olarak ilan edildi.</p>

<p>Filistin 36, 16 Temmuz akşamı Feriye Sarayı'nda TRT 12 Punto misafirliyle buluşacak. Film, 17 Temmuz'da vizyona girecek.</p>

<p><img alt="Filistin 36" class="detail-photo img-fluid" height="1000" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/filistin-36.jpg" width="752" /></p>

<h3>FİLİSTİN 36 HAKKINDA</h3>

<p>TRT ortak yapımı Filistin 36, 1936–1939 yılları arasında Filistin'de Britanya İmparatorluğu'nun sömürge yönetimine ve manda rejimine karşı başlatılan 'Büyük Arap Ayaklanması'nı merkeze alıyor. Köylerde sömürge karşıtı isyanlar büyürken kırsaldaki evi ile Kudüs arasında gidip gelen Yusuf isimli genç bir adamın gözünden dönemin siyasi kaosu ve Avrupa'dan gelen Yahudilerden sonra oluşan karmaşa anlatılıyor. Filmin başrollerinde Karim Daoud Anaya, Hiam Abbass, Saleh Bakri, Kamel El Basha ve Dhafer L'Abidine gibi güçlü Arap oyuncuların yanı sıra Jeremy Irons ve Liam Cunningham gibi dünyaca ünlü usta isimler yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/ossama-bawardi-turkiye-evimiz-gibi</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/ossama-bawardi-filistin-36.png" type="image/jpeg" length="47592"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TRT 12 Punto ile İstanbul'da film haftası başladı]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/trt-12-punto-ile-istanbulda-film-haftasi-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/trt-12-punto-ile-istanbulda-film-haftasi-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uluslararası sinema profesyonellerini buluşturan TRT 12 Punto etkinliğini İstanbul'da başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sinema sektörüne yeni bir soluk kazandırmak amacıyla TRT'nin bu yıl 8. kez düzenlediği senaryo geliştirme ve ortak yapım platformu "TRT 12 Punto" başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Feriye'de düzenlenen basın ve sinema camiasından isimlerin katıldığı açılış toplantısında, TRT Genel Sekreteri Mesut Eker ve TRT Sinema Müdürü Faruk Güven, bu yılki etkinlik takvimine ve programın içeriğine ilişkin bilgileri paylaştı.</p>

<p>"Filistin 36" filminin yapımcısı Ossama Bawardi ve başrol oyuncusu Karim Daoud Anaya da etkinliğe katılarak, soruları cevaplandırdı.</p>

<p>Mesut Eker, 12 Punto'nun 19 Temmuz'a kadar İstanbul'da düzenleneceğini belirterek, yaklaşık 30 ülkeden 60'a yakın uluslararası konuğun etkinlikte ağırlanacağını söyledi.</p>

<p>Bu yıl 15 Temmuz'un 10. yılı dolayısıyla programa özel bir bölüm eklendiğini dile getiren Eker, Filistin Sineması özel bölümünün de üçüncü kez düzenleneceğini aktardı.</p>

<p>Eker, "Sinemaya destek sunmak açısından çok önemli bir organizasyon. Burada da TRT olarak her zaman sinemanın, sinemacıların ve senaristlerin yanında olduğumuz bir etkinlik." dedi.</p>

<p><img alt="Trt 12 Punto" class="detail-photo img-fluid" height="788" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/trt-12-punto.jpg" width="1200" /><br />
<i>TRT Sinema Müdürü Faruk Güven (solda) ve TRT Genel Sekreteri Mesut Eker (Sağda)</i></p>

<h3>119 film 1250 festivalde yarıştı</h3>

<p>TRT Sinema Müdürü Faruk Güven ise TRT'nin ortak yapımı kapsamında desteklenen filmlerin uluslararası alanda önemli başarılar elde ettiğini belirtti. Son 5 yılda TRT ortak yapımı veya destekli 119 filmin 1250 festivalde yarıştığını ve gösterildiğine işaret eden Güven, bu yapımların toplam 593 ödül kazandığını ifade etti.</p>

<p>Güven, yalnızca bu yıl 26 filmin 60 festivalde yer aldığını ve 15 ödül kazandığını aktararak, TRT destekli yapımların Cannes, Venedik, Berlin, Toronto, Sundance, Şanghay ve Tokyo gibi uluslararası festivallerde gösterildiğini dile getirdi.</p>

<p>Şanghay Film Festivali'nde TRT destekli iki filmin ödül aldığını söyleyen Güven, geçen yıl 12 Punto'da desteklenen projelerin de uluslararası festivallerde gösterilmeye devam ettiği bilgisini verdi.</p>

<p>Güven, TRT ortak yapımı "Filistin 36" filminin 7 Ekim 2023'ten önce geliştirilmeye başlandığını ve savaş nedeniyle çekim sürecinin aksamasına rağmen filmin tamamlandığını da hatırlattı. Filmin Toronto Uluslararası Film Festivali'ndeki gösteriminde yoğun ilgi gördüğünü aktaran Güven, "Bu davayı anlatmak çok önemli olduğunu düşünüyoruz. İnşallah, 17 Temmuz'da Türkiye'de de vizyona girecek. Bizim için çok önemli." ifadelerini kullandı.</p>

<h3>TRT ortak yapımları ve ödüllü filmler gösterilecek</h3>

<p>12 Punto kapsamında TRT ortak yapımları ile ödüllü filmlerin gösterimleri de yapılacak. Feriye Bahçesi'ndeki açık hava gösterimlerinde, 15 Temmuz Kısa Film Yarışması'nda ödül alan "10 Kere Daha", "32 Dakika" ve "Dünyanın Bütün Şafakları" adlı kısa filmler izleyiciyle buluşacak. Gösterimlerin ardından film ekiplerinin katılımıyla söyleşiler düzenlenecek.</p>

<p>"Filistin Sineması Özel Bölümü" kapsamında ise TRT ortak yapımı "Filistin 36", 17 Temmuz'daki vizyon gösteriminden önce 16 Temmuz'da 12 Punto çerçevesinde açık havada ön gösterimle seyirci karşısına çıkacak. Program kapsamında ayrıca Kaouther Ben Hania'nın yönettiği "Hind Rajab'ın Sesi" filmi gösterilecek ve gösterimin ardından film ekibiyle söyleşi yapılacak.</p>

<p><img alt="Trt 12 Punto 2026" class="detail-photo img-fluid" height="486" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/trt-12-punto-2026.webp" width="864" /></p>

<p>Panel ve ustalık sınıfları düzenlenecek12 Punto kapsamında panel, ustalık sınıfı, söyleşi, sunum ve film gösterimlerinden oluşan program sinemaseverlerle buluşacak. Yazarlık, senaryo ve telif hakları, yapay zekanın sinemada kullanımı, uluslararası film geliştirme ekosistemi, yapımcılık stratejileri ve çocuk sineması gibi başlıklarda etkinlikler düzenlenecek.</p>

<p>Program kapsamında Romanyalı yönetmen Cristi Puiu ile İranlı yönetmen Asghar Farhadi, "Yönetmenlik Sanatı" başlıklı ustalık sınıflarında deneyimlerini paylaşacak. Etkinliklerin tamamı ücretsiz ve halka açık olarak düzenlenecek.</p>

<p>Her akşam TRT 2 ekranlarında canlı yayımlanacak "12 Punto Özel" programında ise sinema dünyasından konuklarla söyleşiler, finalist projelerle röportajlar ve etkinliklerden görüntüler izleyiciyle buluşacak.</p>

<p>12 Punto'nun 19 Temmuz'daki kapanış ve ödül töreni de TRT 2'den canlı yayımlanacak.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Münevver KABAOĞLU</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat, Medya</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/trt-12-punto-ile-istanbulda-film-haftasi-basladi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 19:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/trt-12-punto-basladi.jpg" type="image/jpeg" length="49012"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul'da Balkan İzleri: Balkan Eserleri Ve Kültür Diplomasisi]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/istanbulda-balkan-izleri-balkan-eserleri-ve-kultur-diplomasisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/istanbulda-balkan-izleri-balkan-eserleri-ve-kultur-diplomasisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul, Balkanlar'ın kültürel mirasını ve Osmanlı'nın Rumeli politikasını günümüze taşıyan yaşayan bir hafıza merkezi olarak öne çıkıyor. Sokollu’dan Rüstem Paşa’ya, Arnavutköy’den Demir Kilise’ye uzanan Balkan mirası, İstanbul’u ortak tarihin ve kültür diplomasisinin merkezlerinden biri yapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fevzi Akargül / İstanbul</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Osmanlı İmparatorluğu'nun cihanşümul bir devlet olarak yükselmesinde en önemli etken, fetih hareketlerinin yönünü belirleyen Rumeli coğrafyası olmuştur. İstanbul'un 1453'te fethinden çok daha önce, 14. yüzyılın ortalarından itibaren Balkanlar'da kök salmaya başlayan Osmanlı, başkentin fethiyle birlikte iki kanatlı bir jeopolitik vizyon geliştirmiştir. Bu süreç, Balkanlar'daki askerî ve idari dinamiklerin doğrudan İstanbul'un kentsel dokusuna aktarılmasıyla sonuçlanmıştır. Böylece İstanbul, fetihten sonra yalnızca Doğu'nun ve İslam dünyasının merkezi olmakla kalmamış, aynı zamanda Balkanlar'dan gelen entelektüel, siyasi ve sanatsal birikimin harmanlandığı bir <strong>"Balkan Başkenti"</strong> kimliğini de kazanmıştır.</p>

<h3><strong>HOŞGÖRÜ TEMELİ İLE MEDENİYETİN İNŞASI</strong></h3>

<p>İstanbul'daki Balkan eserlerinin sosyolojik boyutu, Osmanlı'nın istimâlet anlayışının ve şehirleri canlandırma politikasının önemli yansımalarını ortaya koymaktadır. Balkanlar'dan İstanbul'a uzanan nüfus hareketleri, şehrin sosyal yapısını mimari estetik üzerinden yeniden şekillendirmiştir. Balkanlı zanaatkârlar, taş ustaları ve mimarlar, İstanbul'un yerel geleneğiyle kendi Rumeli üsluplarını harmanlayarak güçlü bir estetik dil oluşturmuşlardır. Bu etkileşim yalnızca camilerde değil; mahalle aralarındaki çeşmelerde, hamamlarda, vakıf yapılarında ve sivil konaklarda da kendini göstermiştir. Şehir, mutfağı, musikisi, mahalle düzeni ve mimari diliyle Balkanlar'ın etkisini taşıyan büyük bir medeniyet merkezine dönüşmüştür.</p>

<p></p>

<h3><strong>MANEVİ MİRASIN BEKÇİLERİ</strong></h3>

<p></p>

<p>İstanbul ile Balkanlar arasındaki ortak birikim, coğrafyaları birbirinden ayrılması güç bir kader ve tarih ortaklığına dönüştürmüştür. İstanbul'un her köşesinde bulunan Balkan eserleri, bu ortak tarihin sessiz fakat sarsılmaz muhafızlarıdır. Macaristan'da Gül Baba, Bosna-Hersek'te Sarı Saltuk ve Bagaç Tekkesi, Kosova'da Meşhed-i Hüdavendigar, Makedonya'da Harabati Baba; Karadağ'da Bar Erenleri, Sırbistan'da Belgrad Kalesi'ndeki Damad Ali Paşa ve Bulgaristan'da Deliorman'daki Demir Baba, bu manevi mirasın önemli duraklarıdır. İstanbul, Anadolu ve Balkanlar'ı felsefi ve manevi bir ortak paydada buluşturmaktadır.</p>

<p></p>

<p></p>

<h3><strong>BALKAN KÖKENLİ PAŞALARIN ESERLERİ</strong></h3>

<p></p>

<p>Bu kültürel ağın İstanbul'daki en görkemli temsilcileri, Balkan kökenli devlet adamlarının inşa ettirdiği külliyelerdir. Bu paşalar, memleketlerine duydukları bağlılık ile payitahta olan sadakatlerini mimari eserler aracılığıyla anlatmışlardır. Vişegrad doğumlu Sokollu Mehmed Paşa'nın Kadırga'da Mimar Sinan'a yaptırdığı zarif külliye, Bosna kökenli Rüstem Paşa'nın Tahtakale'deki çini sanatının zirvesi olan Rüstem Paşa Camii ve Arnavut kökenli Davut Paşa'nın İstanbul'un büyük tarihî yapılarına adını veren eserleri, Balkan kökenli devlet adamlarının Osmanlı idaresindeki ağırlığının mimariye yansımış halidir. Bu külliyeler yalnızca ibadet alanları olarak değil; öğrencilerin, yolcuların, elçilerin ve ihtiyaç sahiplerinin ağırlandığı; eğitim, iaşe ve sosyal yardım hizmetlerinin yürütüldüğü çok yönlü merkezler olarak işlev görmüştür.</p>

<p></p>

<h3><strong>İSTANBUL'UN BALKAN KOKAN SEMTLERİ</strong></h3>

<p></p>

<p>İstanbul'un Balkanlar'la kurduğu bağ, yalnızca devasa külliyeler ve devlet yapılarıyla sınırlı değildir. Semt isimleri, mahalle dokuları ve sokaklar da Balkanlar'dan gelen demografik hareketlerin İstanbul'a nasıl işlendiğinin açık göstergeleridir. Boğaziçi'nin en zarif köşelerinden Arnavutköy, asırlar boyunca Balkanlar'dan gelen zanaatkârların, bağcıların ve denizcilerin oluşturduğu sivil mimari estetikle şehrin önemli kültürel duraklarından biridir. Kentin batı çeperindeki Yenibosna ile Kartal, Pendik ve Suriçi'nin çeşitli mahalleleri ise özellikle 19. ve 20. yüzyılda savaş ve göç dönemlerinde yurtlarından ayrılmak zorunda kalan Balkan muhacirlerinin İstanbul'da kurdukları yeni hayatların canlı tanıklarıdır. Bu semtler, göçmenlerin getirdiği mutfak, musiki, gündelik dil, ev mimarisi ve komşuluk ilişkileriyle Balkan estetiğini ve Rumeli ruhunu yaşatmaktadır.</p>

<p></p>

<p></p>

<h3><strong>BİR BALKAN KİLİSESİ: SVETİ STEFAN</strong></h3>

<p></p>

<p>İstanbul'daki Balkan varlığı yalnızca Müslüman tebaanın izleriyle sınırlı kalmamıştır. Şehir, Osmanlı'nın inanç hürriyeti ve denge siyasetini yansıtan çok kültürlü miras örneklerini de bünyesinde barındırmaktadır. Bu kurumsal mirasın en çarpıcı örneklerinden biri, Fener sahilinde bulunan <strong>Bulgar Kilisesi Sveti Stefan - Demir Kilise</strong>'dir. Tamamı dökme demirden inşa edilen yapı, dünya mimarlık tarihinde özel bir yere sahiptir. Dönemin diplomatik müzakereleri çerçevesinde, Viyana'da parçaları dökülen kilise, Tuna Nehri ve Karadeniz yoluyla İstanbul'a getirilmiş ve kısa sürede monte edilerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Sveti Stefan Kilisesi, yalnızca mimari açıdan olmayıp; Osmanlı'nın farklı inanç gruplarına yönelik yaklaşımını, Balkan topluluklarının İstanbul'daki kurumsal varlığını ve dönemin diplomatik dengelerini göstermesi bakımından da büyük önem taşımaktadır.</p>

<p></p>

<p></p>

<h3><strong>BİR BALKAN ANTOLOJİK ŞEHRİ NİTELİĞİNDE: İSTANBUL</strong></h3>

<p></p>

<p>Mimari, kurumsal ve sosyolojik katmanlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo nettir: İstanbul, yalnızca bir metropol değil; ruhu, derinliği ve tarihî katmanlarıyla büyük bir Balkan şehridir. İstanbul'un sokaklarında yürürken, Üsküp'ün Eski Çarşısı'nın atmosferini, Manastır'ın kültürel tarihimizdeki duruşunu hissetmemek mümkün değildir. Bu şehirler mimari ve idarî kodlarını İstanbul'dan aldıkları gibi; İstanbul da onların yetiştirdiği devlet adamları, âlimler, şairler, tüccarlar ve sanatkârlar eliyle yeniden yoğrulmuştur. Saraybosna'nın Başçarşı'sındaki sebille Kadırga'daki Sokollu çeşmesi; Belgrad'ın Kalemegdan bölgesindeki Osmanlı izleriyle Topkapı surları; Podgorica'daki Saat Kulesi ile İstanbul'un tarihî kuleleri, aynı kentsel antolojinin farklı sayfaları gibidir.</p>

<p></p>

<p></p>

<h3><strong>BALKAN COĞRAFYASI VE KADER BİRLİKTELİĞİMİZ</strong></h3>

<p></p>

<p>İstanbul'daki Balkan izleri, geçmişte kalmış veya yalnızca turistik ögelere indirgenebilecek taş yapılardan ibaret değildir. Bu büyük miras, günümüz Türk dış politikasının, kültürel diplomasisinin ve bölgesel barış vizyonunun önemli dayanaklarından biridir. Balkan coğrafyasıyla olan tarih ve kader birliği, diplomatik ve kültürel bir sorumluluk gerektirmektedir. Her bir kitabe, çeşme, külliye, mahalle, kilise ve vakıf yapısı; kentsel hafızanın ne kadar güçlü bir stratejik değer taşıdığını göstermektedir. İstanbul, bağrındaki her Balkan eseriyle Rumeli'nin nehirlerine, dağlarına, şehirlerine ve insanına bağlı kalmayı sürdürmektedir.</p>

<p>Ancak bu kültürel zenginliğin yanında, acı hatıralar da şehrin hafızasında yer etmiştir. Rumeli muhacirlerinin İstanbul'daki ilk toplu mezar alanlarından biri, bugün Üsküdar'da bilinmeyen bir türbedir. Bu türbe, Balkan Savaşı'nda İstanbul'a çıkarılan yaralıların gömüldüğü yerdir.</p>

<p></p>

<p><strong>MERAKLISINA NOTLAR</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Ortak Müzik ve Enstrümanlar:</strong><br />
Osmanlı döneminde İstanbul'da icra edilen klasik Türk müziği ile Balkan halk müziği arasında makam ve ezgi yapısı bakımından benzerlikler bulunur. Klasik kemençe, ud ve ney gibi enstrümanlar, Balkan coğrafyasında da yaygın olarak kullanılmış ve müziğin ortak bir "dil"de konuşulmasını sağlamıştır.</p>

<p><strong>Sanat ve Estetik Sentezi:</strong><br />
Rüstem Paşa Camii'ndeki eşsiz çiniler, yalnızca İznik'te üretilmemiş; renklerindeki özel ton için Bosna'dan getirilen madeni oksitler kullanılmıştır. Bu örnek, Balkanlar'ın İstanbul sanatına olan katkısının somut bir kanıtıdır.</p>

<p><strong>Mutfaktan Gelen İzler:</strong><br />
Baklava, börek, köfte, sarma, dolma ve helva gibi yiyecekler, Balkanlar'da ve İstanbul'da ortak olarak tüketilir. Bugün "İstanbul mutfağı" diye anılan birçok lezzetin arkasında Rumeli göçlerinin etkisi bulunur. Osmanlı kahve kültürü de Balkanlar'da benimsenmiş ve kahvehaneler sosyal yaşamın önemli merkezleri haline gelmiştir.</p>

<p><strong>Mimari Aile Benzerliği:</strong><br />
Sebiller, bedestenler, hanlar, hamamlar, saat kuleleri ve çarşı düzenleri; İstanbul, Saraybosna, Üsküp, Prizren, Manastır ve Belgrad arasında ortak bir şehir hafızası oluşturur. Sokollu Mehmed Paşa'nın Kadırga'daki külliyesinin avlusundaki sütun başlıkları, Bosna, Sırbistan, Macaristan ve Yunanistan'dan taşınan devşirme malzemelerle bezenmiştir.</p>

<p><strong>Kültür Diplomasisinin Güncel Yönü:</strong><br />
Balkan mirası bugün yalnızca geçmişi anlatan bir unsur değildir; restorasyon projeleri, akademik çalışmalar, sanat etkinlikleri, kardeş şehir ilişkileri ve ortak kültür programları aracılığıyla Türkiye ile Balkan ülkeleri arasında canlı bir iletişim alanı oluşturmaktadır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/istanbulda-balkan-izleri-balkan-eserleri-ve-kultur-diplomasisi</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 12:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/foto-2-12.jpg" type="image/jpeg" length="31822"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kapadokya, eşsiz gün batımı manzarasıyla dünyada ilk sırada]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/kapadokya-essiz-gun-batimi-manzarasiyla-dunyada-ilk-sirada</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/kapadokya-essiz-gun-batimi-manzarasiyla-dunyada-ilk-sirada" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Kapadokya, uluslararası bir turizm araştırmasında "dünyanın en iyi gün batımı destinasyonu" seçildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kapadokya Alan Başkanı Aydın Cem Aslanbay, yazılı açıklamasında, AllClear Travel Insurance tarafından gerçekleştirilen küresel değerlendirmede, Kapadokya'nın hava koşulları, manzara kalitesi ve ziyaretçi deneyimleri kriterlerinde 100 üzerinden 86,1 puan alarak listenin ilk sırasında yer aldığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kapadokya'nın, Waikiki Plajı, Büyük Kanyon, Uluru ve Tac Mahal gibi dünyaca ünlü destinasyonları geride bıraktığını ifade eden Aslanbay, elde edilen sonucun bölgenin uluslararası turizmdeki değerini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti.</p>

<p>Aslanbay, şunları kaydetti:</p>

<p>"UNESCO Dünya Mirası Kapadokya'mız, uluslararası turizm araştırmasında büyük bir başarıya imza atarak 'dünyanın en iyi gün batımı destinasyonu' seçildi. AllClear Travel Insurance tarafından yapılan küresel değerlendirmede, hava şartları, manzara kalitesi ve ziyaretçi deneyimleriyle 100 üzerinden 86,1 puan alan bölgemiz, Waikiki Plajı, Büyük Kanyon ve Tac Mahal gibi lokasyonları geride bırakarak ilk sırada yer aldı. Kapadokya'nın gün batımı manzarası bölgenin en önemli turizm değerlerinden biri. Güneşin peribacalarıyla buluştuğu o eşsiz anı, gökyüzünün kızıla boyandığı en güzel görsel şöleni yerinde yaşamak için herkesi Kapadokya'ya davet ediyoruz."</p>

<p>Araştırmada, Kapadokya'nın ardından ABD'deki Waikiki Plajı ikinci, Büyük Kanyon üçüncü, Avustralya'daki Uluru ise dördüncü sırada yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/kapadokya-essiz-gun-batimi-manzarasiyla-dunyada-ilk-sirada</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/kapadokya-1-4.jpg" type="image/jpeg" length="37835"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mevlana Müzesi 1 milyon 442 bin 502 ziyaretçiyi ağırladı]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/mevlana-muzesi-1-milyon-442-bin-502-ziyaretciyi-agirladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/mevlana-muzesi-1-milyon-442-bin-502-ziyaretciyi-agirladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk-İslam düşünürü ve mutasavvıf Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin kabrinin bulunduğu Mevlana Müzesi, yılın ilk yarısında 1 milyon 442 bin 502 ziyaretçiyi ağırladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Konya'nın merkez Karatay ilçesinde bulunan, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Mevlana Müzesi'ni, dünyanın dört bir yanından gelen çok sayıda turist ziyaret etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İl Kültür ve Turizm Müdürü Fikret Fidan, Mevlana Müzesi'nin, tarih, kültür ve inanç turizmi açısından önemli bir potansiyeli barındırdığını söyledi.</p>

<p>Fidan, Mevlana'nın "Ne olursan ol yine gel" çağrısının dünyanın dört bir yanından turistleri Konya'ya çektiğini belirterek, şunları kaydetti:</p>

<p>"Kültür ve Turizm Bakanlığımızın son açıklanan verilerine göre, Türkiye'de bulunan müze ve ören yerlerinin ziyaretçi sayıları tarihi rekor seviyelerine ulaşmıştır. Bakanlığa bağlı en çok ziyaret edilen müzelerden Mevlana Müzesi, asırlardır değişmeyen manevi atmosferiyle yerli ve yabancıların uğrak noktası, tarih ve inanç rotalarının merkezinde bulunur. 2026 yılının 6 ayında Mevlana Müzesi, 1,5 milyona yakın yerli ve yabancı ziyaretçi sayısına ulaşmıştır."</p>

<h3>"En çok ziyaret edilen müzeler arasındaki yerini koruyor"</h3>

<p><br />
Yılın ikinci yarısında ziyaretçi sayısının katlanarak artmasını beklediklerini anlatan Fidan, "Konya'da düzenlenecek etkinliklerle yıl sonuna kadar Mevlana Müzesi'nde 3,5-4 milyon ziyaretçi sayısına ulaşılabileceğini tahmin ediyoruz." dedi.</p>

<p>Geçen yılın ilk yarısında Müze'yi yaklaşık 1 milyon 300 bin turistin ziyaret ettiğini dile getiren Fidan, "Bu verilerle Mevlana Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müzeler arasında en çok ziyaret edilen müzeler arasındaki yerini koruyor." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Fidan, Mevlana Müzesi'ndeki manevi atmosferi yerinde deneyimlemek isteyen tüm yerli ve yabancı turistleri Konya'ya beklediklerini bildirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/mevlana-muzesi-1-milyon-442-bin-502-ziyaretciyi-agirladi</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/mevlana-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="88071"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sinema Genel Müdürlüğü NATO arşivlerini açtı]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/sinema-genel-mudurlugu-nato-arsivlerini-acti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/sinema-genel-mudurlugu-nato-arsivlerini-acti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Türkiye'nin NATO üyeliğinin ilk yıllarını belgeleyen tarihî film arşivini erişime açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Türkiye'nin NATO üyeliğinin ilk yıllarına ve Soğuk Savaş dönemindeki diplomatik ile askerî faaliyetlerine ışık tutan tarihî film arşivini erişime açtı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arşivde, 1952 ile 1959 yılları arasında çekilen ve Türkiye'nin NATO içerisindeki diplomatik, askerî ve siyasi faaliyetlerini belgeleyen çok sayıda tarihî kayıt bulunuyor.</p>

<p>Arşivin öne çıkan görüntüleri arasında, dönemin Başbakanı Adnan Menderes'in 16-19 Aralık 1957 tarihlerinde Paris'te düzenlenen NATO Hükûmet Başkanları Toplantısı'na katılımı da yer alıyor.</p>

<p>Soğuk Savaş'ın en kritik zirvelerinden biri olarak kabul edilen toplantıda Sovyetler Birliği'nin artan askerî ve teknolojik kapasitesi, NATO'nun caydırıcılık gücünün artırılması ve üye ülkeler arasındaki siyasi iş birliğinin güçlendirilmesi ele alındı.</p>

<p>Görüntülerde, Türkiye'yi temsil eden Başbakan Adnan Menderes'in NATO liderleriyle bir araya geldiği anlar, Fransa Başbakanı Félix Gaillard ile görüşmesi, NATO Karargâhı'nı ziyareti ve Türkiye heyetinin diplomatik temasları yer alıyor. Zirvede Menderes'e Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da eşlik etti.</p>

<h3><br />
<br />
Türkiye'nin NATO geçmişi</h3>

<p><br />
<br />
Arşivde yer alan bir diğer önemli kayıt ise Türkiye'nin NATO'ya katıldığı 1952 yılına ait. Atlantik Konseyi Toplantısı'nın ardından Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü'nün yaptığı değerlendirme konuşmasını içeren görüntüler, Türkiye'nin NATO üyesi olarak uluslararası platformlarda ilk kez temsil edildiği dönemi belgelemesi bakımından tarihî önem taşıyor.</p>

<p>Aynı zamanda diplomatik protokolü, uluslararası basın düzenini ve Türkiye'nin Soğuk Savaş'ın ilk yıllarında benimsediği dış politika anlayışını yansıtan nadir kayıtlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Film arşivinde, 1953 yılında Güneydoğu Avrupa'da gerçekleştirilen NATO manevralarına ilişkin görüntüler de bulunuyor. Türkiye, Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere NATO'nun güney kanadındaki müttefik ülkelerin katıldığı tatbikatlar, Türkiye'nin NATO bünyesinde yer aldığı ilk müşterek askerî faaliyetlerden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Kayıtlar arasında ayrıca Türkiye ile Yunanistan'ın NATO üyeliğinin ardından iki ülke deniz kuvvetleri komutanları arasında gerçekleştirilen karşılıklı resmî ziyaretlere ilişkin görüntüler de yer alıyor.</p>

<p>Ortak tatbikat hazırlıkları ve askerî koordinasyona ilişkin bu temaslar, NATO standartlarının uygulanması ve müttefik kuvvetlerin birlikte görev yapabilme kabiliyetinin geliştirilmesi açısından dönemin önemli diplomatik adımları arasında gösteriliyor.<br />
Sinema Genel Müdürlüğü arşivinde yer alan filmlerden biri de NATO Enformasyon Servisi tarafından hazırlanan "NATO Göklerde" adlı yapım. Askerî ve sivil havacılık arasındaki koordinasyonu konu alan filmde, hava sahasının ortak kurallarla yönetilmesi, uçuş güvenliği, radar sistemleri ve NATO'nun hava savunma anlayışı dönemin bakış açısıyla aktarılıyor.<br />
Arşivin dikkat çeken kayıtlarından biri de NATO'nun kuruluşunun 10. yıl dönümü dolayısıyla 1959 yılında düzenlenen törene ait görüntüler oldu. Koramiral Fahri Korutürk'ün katıldığı törene ilişkin görüntüler ilk kez yayımlanırken, kayıtlar daha sonra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunacak Korutürk'ün NATO bünyesindeki faaliyetlerine de ışık tutuyor.</p>

<p>Sinema Genel Müdürlüğü tarafından erişime açılan tarihî film arşivi, Türkiye'nin NATO üyeliğinin ilk yıllarına, Soğuk Savaş dönemindeki diplomatik ve askerî faaliyetlerine, uluslararası temsiline ve ittifak içerisindeki rolüne ilişkin önemli görsel belgeleri araştırmacılar ve kamuoyuyla buluşturuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Eda Koyuncu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/sinema-genel-mudurlugu-nato-arsivlerini-acti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/nato-arsiv.jpg" type="image/jpeg" length="53887"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dalin Resim Yarışması'na 26 bin başvuruyla rekor katılım!]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/dalin-resim-yarismasina-26-bin-basvuruyla-rekor-katilim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/dalin-resim-yarismasina-26-bin-basvuruyla-rekor-katilim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dalin’in gelenekselleşen resim yarışması bu yıl “Civciv rüyasında ne gördü?” temasıyla gerçekleşti. Türkiye’nin dört bir yanından, Azerbaycan’dan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden ve Almanya’dan rekor başvuruyla gerçekleştirilen Dalin Resim Yarışması 2026’nın kazananları, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde düzenlenen renkli bir törenle ödüllerine kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>43 yıllık geçmişiyle ebeveynlerin ve çocukların güvenilir yol arkadaşı Dalin, çocukların yaratıcılığını görünür kılmayı sürdürüyor. İlk kez 40 yıl önce hayata geçirilen ve yıllar içinde gelenekselleşen Dalin Resim Yarışması, 2026 yılında da 5-12 yaş aralığındaki minik sanatçılara 'Civciv rüyasında ne gördü?' temasıyla kendilerini çizimleriyle ifade etme fırsatı sundu. Dalin Resim Yarışması 2026’ya, Türkiye’nin yanı sıra, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Almanya’dan, 26 binin üzerinde rekor başvuru gerçekleşti.</p>

<p><img alt="Dalin Resim Yarışması2026 2.Jpg" height="1222" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/dalin-resim-yarismasi2026-2jpg.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="815" /></p>

<p><strong>Sergi iki ay boyunca ziyaretçilerle buluşacak</strong></p>

<p></p>

<p>Dalin, bu özel yarışmanın ödül törenini 22 Haziran Pazartesi akşamı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde (MSGSÜ İRHM) gerçekleştirdi. Ödül törenine Türkiye’nin farklı şehirlerinden yarışmaya katılan çocuklar ve ailelerinin yanı sıra müze temsilcileri, jüri üyeleri ve Dalin yöneticileri katıldı. MSGSÜ Resim ve Heykel Bölümü öğretim görevlilerinin yer aldığı jüri tarafından titizlikle seçilen 20 eserin sahibi, düzenlenen törenle ödüllerini MSGSÜ İRHM ile Dalin yetkililerinin elinden aldı. Ödül alan 20 minik sanatçının hayal dünyasını yansıtan resimleri, iki ay boyunca MSGSÜ İRHM’nde sergilenmeye devam edecek.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><img alt="Dalin Resim Yarışması2026 3.Jpg" class="" height="530" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/dalin-resim-yarismasi2026-3jpg.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="795" /></p>

<p><strong>"</strong><strong>Bu gecenin en güzel tarafı tam da bu.”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Kopaş Kozmetik Yönetim Kurulu Üyesi</strong><strong>, Dalin </strong><strong>Kreatif Sanat Yönetmeni ve Pazarlama Direktörü Neslihan Karaağaç</strong>, törende yaptığı konuşmada çocukların eserlerini Türkiye’nin en önemli sanat kurumlarından birinde görünür kılabildiklerinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Karaağaç konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><i><font face="Arial">“Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün sanat vizyonuyla kurulan bu müzenin duvarları yıllardır çok değerli sanatçıların eserlerine ev sahipliği yaptı. Bu akşam ise aynı duvarlarda çocuklarımızın eserleri yer alıyor. Bence bu gecenin en güzel tarafı tam da bu. </font></i></p>

<p><i>Çünkü biz çocukların yalnızca ödüllendirilmesini değil, kendilerini ifade edebilecekleri alanlar yaratmayı önemsiyoruz. </i><i>Bugün açılışını hep birlikte yaptığımız ve iki ay süreyle açık kalacak sergimizin ise sadece yarışmaya katılan çocuklarımıza değil, müzeyi gezecek binlerce çocuk ve ziyaretçi için de büyük bir ilham kaynağı olmasını umuyoruz.”</i></p>

<p><strong>300 Çocuğa Teknolojiden Sanata Rengârenk Ödüller</strong></p>

<p>Konuşmasında çocukların tuvallerinde en çok uzay, dinozorlar, anne kucağı ve masal kahramanlarına yer verdiğini ifade eden Karağaç, bu yıl en yüksek katılımın da 7-10 yaş grubundan geldiğini de sözlerine ekledi.</p>

<p>Toplamda 300 çocuğun ödüllendirildiği yarışmada büyük ödülü kazanan ilk 20 isim, 10 PlayStation ve 10 Monster oyun bilgisayarının sahibi olurken; diğer kazanan çocuklar da gelişimlerini ve keyifli vakit geçirmelerini destekleyecek bisikletler, akıllı çocuk saatleri, tabletler, kulaklıklar ve Lego hediye çekleri almaya hak kazandı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><i>Dalin Hakkında:</i></strong></p>

<p><i>1983 yılında Kopaş Kozmetik bünyesinde Eczacı Adil Karaağaç tarafından kurulan Dalin, Türkiye’nin ilk göz yakmayan bebek şampuanı ile milyonlarca ailenin hayatına girdi. Bugün Kopaş Kozmetik çatısı altında faaliyetlerini sürdüren Dalin, 43 yılı aşkın süredir güven, kalite ve anne şefkati değerlerini merkezine alan yaklaşımıyla bebek bakımından kişisel bakıma uzanan geniş ürün yelpazesiyle tüketicileriyle buluşuyor. Türkiye’nin en sevilen ve en çok tercih edilen markalarından biri olmanın sorumluluğunu taşıyan Dalin, çocukların gelişimine, yaratıcılığına ve kültürel yaşamına katkı sağlayan projeleriyle ailelerin yanında olmaya devam ediyor. Marka, önümüzdeki dönemde de çocukların gelişimine, yaratıcılığına ve kültürel yaşamına katkı sunacak yeni projelerle bu yolculuğunu sürdürmeyi hedefliyor.</i></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/dalin-resim-yarismasina-26-bin-basvuruyla-rekor-katilim</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/dalin-resim-yarismasi2026jpg.jpeg" type="image/jpeg" length="44899"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rumeli’nin Şafağından Günümüze: Gönül Coğrafyasında Makedonya]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/rumelinin-safagindan-gunumuze-gonul-cografyasinda-makedonya</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/rumelinin-safagindan-gunumuze-gonul-cografyasinda-makedonya" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarih sadece tozlu arşivlerde değil, Üsküp’ün Taşköprü’sünde ve vatan toprağında uyuyan kahramanların sessiz şahitliğinde yaşar; Kuzey Makedonya, gönül coğrafyamızın asırlık ahde vefasıdır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fevzi Akargül / Makedonya, Üsküp</strong></p>

<p></p>

<p>Bugün Balkanlar’ın kalbi Kuzey Makedonya, Türk milletinin gönül coğrafyasında sıradanlıktan uzak, ülkeden fazlasını anlatıyor. Üsküp’ün Taşköprü’sünden esen rüzgârın, Manastır’ın tarihi sokaklarında yankılanan askeri adımların, Kalkandelen’in renklerinde hayat bulan estetiğin yurdudur. Bu topraklardaki maddi-manevi mirasa bakmak; sadece geçmişe özlemi değil, günümüz ahde vefayı, entelektüel bilinç-vizyonu anlamayı gerektirir. Makedonya seyahatimizde tarihe adım adım şahitlik ettik, ebedi saygı- vefa ile.</p>

<h3><strong>OSMANLI’NIN MAKEDONYA’YA ULAŞMASI</strong></h3>

<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya coğrafyasıyla tanışması, devletin bir beylikten cihan şümul (evrensel) imparatorluğa dönüşme sürecinin en kritik virajıdır. Anadolu’dan Rumeli’ye geçen Türk akıncıları için bu topraklar, sadece fethedilecek birer kale değil, yeni medeniyetin harcının karılacağı birer merkezdi. Osmanlıların bölgeye kalıcı olarak gelişi, 14. yüzyılın ikinci yarısına, özellikle 1371 yılındaki Meriç (Çirmen) Zaferi’ne dayanır. Bu zafer, Balkanlar’ın kapılarını Türk fetihlerine ardına kadar açmıştır. Ardından, 1392 yılında Yıldırım Bayezid dönemi komutanlarından Paşa Yiğit Bey tarafından Üsküp’ün fethi gerçekleştirilmiştir. Bu tarih, Makedonya topraklarında tam 520 yıl sürecek olan ve bölgeye adalet, huzur ve çok kültürlülük aşılayan Osmanlı idaresinin resmi başlangıcıdır. Makedonya, İstanbul’un fethinden çok daha önce Türk yurdu olmuş, Anadolu’dan getirilen "Evlad-ı Fatihan" olarak anılan Türkmen boylarının buraya iskanı ve maddi fethin yanında kalplerin de fethi gerçekleşmiş, bölge olarak kalıcı Türk çehresi kazanmıştır. Osmanlı için Makedonya, sonradan eklemlenmiş eyalet değil, imparatorluğun öz be öz kalbi, ana vatanıdır.</p>

<h3><strong>OSMANLI’NIN MAKEDONYA’DA BIRAKTIĞI MEDENİYET MİRASLARI</strong></h3>

<p><strong><img alt="Fotoßraf 3-1" height="1200" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/fotossraf-3-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1600" /></strong></p>

<p>Osmanlı Devleti, hükmettiği topraklarda sadece askeri egemenlik kurmakla kalmamış, "insanı yaşat ki devlet yaşasın" felsefesi doğrultusunda kalıcı eserler inşa etmiştir. Makedonya’da atılan her adımda medeniyetin estetik, mimari, nezaket anlayışına rastlamak mümkündür. Osmanlı mimarları ve devlet adamları, girdikleri şehirleri tahrip etmek yerine, onları hanlar, hamamlar, camiler, köprüler ve saat kuleleriyle adeta birer açık hava müzesine dönüştürmüşler ve günümüze 500’den fazla tarihi eser ulaştığı tahmin ediliyor. Üsküp Osmanlı’yı ile Orta Avrupa’ya bağlamakla birlikte şehirdeki ünlü ‘’Taşköprü’’, Vardar Nehri’nin iki yakasını yaklaşık 550 yıldır birleştirirken kültürleri birbirine bağlayan diplomatik köprü vazifesi görüyor. Davut Paşa Hamamı, Sulu Han, Kurşunlu Han ve Üsküp Eski Çarşısı, Osmanlı’nın ticari hayata, temizliğe sosyal devlet anlayışına verdiği önemin somut nişaneleridir. Osmanlı idaresi, mimarideki bu ihtişamı toplumsal alanda muazzam hoşgörü (istimalet) politikasıyla taçlandırmıştır. Farklı dini-etnik unsurların yüzyıllarca barış içinde yaşaması, Osmanlı’nın bu topraklara bıraktığı en büyük sosyolojik mirastır. Ayrıca şu anektodu da unutmamak gerekir; Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar’ı sadece yönetilen coğrafya olarak görmemiş; aksine devletin zirvesini, ordusunu ve diplomasisini yüzyıllar boyunca Balkanlar’ın çocuklarına (Arnavut, Boşnak, Rumeli evlatlarına) emanet etmiş, tekrarlar dışarıda tutulduğunda görev yapan devşirme kökenli sadrazamlardan yüksek bir bölümü Balkanlar’dan gelmiştir.</p>

<h3><strong>‘’SAVAŞTA-BARIŞTA KOPMAMAK’’</strong></h3>

<p>Balkanlar ve Makedonya toprakları, imparatorluğun yükselişine şahitlik ettiği gibi, en hüzünlü trajik dönemine de sahne olmuştur. 20. yüzyılın başında patlak veren Balkan Savaşları (1912-1913), Osmanlı’nın bu topraklardaki askeri varlığının en çetin sınavı olmuştur. Yazılı kaynaklar, askeri tarih araştırmaları göstermektedir ki, Osmanlı Devleti bu kritik dönemde vatan toprağı gördüğü Makedonya bölgesini savunmak adına Anadolu’dan ve imparatorluğun dört yanından muazzam büyüklükte askeri sevkiyatlar gerçekleştirmiştir. Zeki Paşa komutasındaki ‘’Vardar Ordusu’’, sayıca, lojistik olarak kendisinden katbekat üstün ittifak güçlerine karşı Kumanova, Pirlepe, Manastır cephelerinde destansı, hüzünlü direniş sergilemiştir. Çarpışmalar esnasında binlerce askerimiz şehit düşmüş, yaralanmış, hatta salgın hastalıklar neticesinde cephe gerisinde can vermiştir. Manastır ve sınır hattındaki Gevgeli’de bulunan Türk şehitlikleri, o dönemde toprağa düşen kahraman askerlerimizin sergilediği sarsılmaz miraslarıdır.</p>

<h3><strong>MAKADONYA TOPRAĞINDA FİLİZLENEN DEĞERLER </strong></h3>

<p><strong><img alt="Fotoßraf 4 (Manastçr Askeri Idadi)" height="1530" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/fotossraf-4-manastcr-askeri-idadi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="2040" /></strong></p>

<p>Makedonya tarihi, bu topraklarda doğmuş, büyümüş veya buraya hizmet etmiş pek çok devlet adamı, asker, fikir insanı sanatçıyla zenginleşmiştir. Bu şahsiyetler, Osmanlı idari mekanizmasında zirveye oynamış, bölgenin sosyo-kültürel dokusunu inşa etmişlerdir. Üsküp’ün Fatihi Paşa Yiğit Bey ve oğlu İshak Bey, bölgenin sadece askeri hakimleri değil, aynı zamanda kurdukları vakıflar, camiler ve medreselerle Makedonya’yı ilim merkezine dönüştüren medeniyet mimarlarıdır. Osmanlı diplomasi ve yönetim tarihine damgasını vuran Köprülüler ailesi, isimlerini bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde kalan, o dönem "Köprülü" olarak anılan Veles şehrinden almaktadır. Köprülü Mehmed Paşa ve Fazıl Ahmed Paşa gibi sadrazamlar, devletin duraklama döneminde askeri ve diplomatik reformlarla imparatorluğa altın çağını yeniden yaşatmışlar, aile Osmanlı’ya altı sadrazam kazandırmıştır. Türk edebiyatının, diplomasisinin en naif isimlerinden Yahya Kemal, 1884 yılında Üsküp’te doğmuş, ‘’Kaybolan Şehir’’ şiirini Üsküp’e duyduğu özlem ile kaleme almıştır. Ayrıca Mustafa Kemal Manastır’da bulunan askeri idadide eğitim görmüş, fikir dünyası burada büyük ölçüde şekillenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>DÖRT BİR YANI ZERAFET BEZELİ ‘’ALACA CAMİİ’’</strong></h3>

<p>Kuzey Makedonya’nın Osmanlı mirası içindeki en nadide eserlerinden biri, hiç şüphesiz Kalkandelen ‘dedir (Tetovo). Kalkandelen İsmi, Anadolu’dan göçmenler için’’ kalkan gelen’’ den veya ‘’kalkan delen’’ isimli silahtan geldiği söylenir. Alaca Camii’dir. 1438 yılında inşa edilen yapı mimarlık tarihinde benzersiz kılan unsur, ruhuna işleyen muazzam "kadın eli" dokunuşudur. Cami, alışılagelmişin aksine dönemin muktedir paşalarının güç gösterisi olarak değil; Hurşide ve Mensure kız kardeşler çeyizlerini bağışlayarak inşa ettirmiştir. Caminin dış cephesine, iç bezemelerine bakıldığında, klasik erkek mimar aklının, düz nizamı düşünen askeri disiplinin çok ötesinde, estetik göze çarpar. Sert geometrik hatların yerini alan, doğal kök boyaları ile çiçek motifleri, bitkisel desenler, ince işçilik, erkeğin tahayyül edemeyeceği naifliğe sahiptir. O dönem Mekke’ye giden ressamın yaptığı düşünülen Kabe ve İstanbul tasvirleri, Endülüs medeniyet esintileri camiye evrensel bir nitelik katıyor. Bahçedeki türbelerinde yan yana uyuyan iki kız kardeşin kabirleri, taşa nakşedilmiş nezaketin, estetiğin bekçileridir adeta. Camiinin ismi ‘’ALACA’’ olması bezemelerden ötürüdür. Motiflerin canlılığını koruması için on binlerce yumurta akı kullanıldığı rivayetlerdendir. Camiini bugünü görkemin sağlayan ve Restore eden Abdurrahman Paşa’nın vasiyetinde giriş kapısı üzerinde caminin bir ilim yuvası olarak ’Kur’an okutmak ve hafız yetiştirmek için’’ yaptırdığı belirtilir. Ayrıca yine Kanuni Döneminde temelleri atılan, aşevi, Kervansaray, çeşme (dikkat çekici detay üzerinde Aslan figürü olmasıdır) Bektaşi Harabati Baba Tekkesi, burada önemli Osmanlı dönemi eserlerindendir.</p>

<h3><strong>KUZEY MAKEDONYA’DA TÜRK VARLIĞI </strong></h3>

<p>Kuzey Makedonya’daki Türk varlığı, sadece şehitlikler ve tarihi binalardan ibaret statik geçmişi temsil etmez. Aksine, bugün Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin kurucu, asli unsurlarından biri olan canlı, dinamik ve üreten Makedonya Türk toplumu mevcuttur. Sosyolojik bakıldığında, ülkedeki Türkler; Üsküp, İştip, Kalkandelen, Radoviş, Struga bölgelerde yaşamaktadırlar. Kuzey Makedonya anayasasının sağladığı haklar çerçevesinde, Türkçe resmi dil kabul edilmekte, ilkokuldan üniversiteye kadar anadilde eğitim hakkı başarıyla uygulanmaktadır. Türk toplumu, kendi siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları ve kültürel dernekleri aracılığıyla ülkenin çok etnikli yapısında istikrarın ve barışın en büyük güvencesidir. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti; TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı gibi kurumları aracılığıyla Makedonya’daki soydaşlarımıza, tarihi mirasımıza yönelik projeler yürütmektedir. Şehitliklerin restorasyonu, camilerin ihyası, Türkçe eğitimin desteklenmesi, Ankara ile Üsküp arasında tepeden tırnağa ‘iş birliği diplomasisi" modeli oluşturmaktadır.</p>

<p></p>

<h3><strong>MANEVİ MİRAS: BALKANLAR ME MAKEDONYA</strong></h3>

<p>Kuzey Makedonya’da bulunan Türk şehitlikleri ve Osmanlı medeniyet mirası bizlere tarihin sadece askeri zaferlerden, yenilgilerden ibaret olmadığını göstermektedir. Şehitliklerimiz, o topraklarda verilmiş son nefeslerin anısı olduğu kadar; Türkiye-Kuzey Makedonya arasındaki köklü, sarsılmaz, dostane ilişkilerin en güçlü manevi temelidir. Bugün şehitliklerimizi ziyaret etmek ve korumak, revizyonist bir tarih anlayışının değil, aksine uluslararası ilişkilere yön veren bir "ahde vefa ve nezaket diplomasisinin gereğidir. Geçmişten aldığımız değerleri barışçıl bir geleceğin harcı yapmak, Kalkandelen’deki Alaca Camii’nin zarafetini korumak ve oradaki Evlad-ı Fatihan’ın sesine ses katmak insani ve tarihi ödevdir. Kuzey Makedonya, üzerinde yükselen Türk anıtları ve yaşayan Türk toplumuyla, Balkanlar’da barışın, hoşgörünün ve ortak geleceğin en parlak simgesi olmaya devam edecektir. Mirasımıza sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmaktır.</p>

<p></p>

<p><strong>Kaynakça -Yararlanılan kaynaklar</strong></p>

<p></p>

<p><strong>-Günşen, A. (2006) - Makedonya Türk Ağızları</strong></p>

<p><strong>-Hasan, H. (1998) - Türk Halk Edebiyatı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/rumelinin-safagindan-gunumuze-gonul-cografyasinda-makedonya</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/07/fotossraf-1-2.jpg" type="image/jpeg" length="96920"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erbay Kücet’ten yeni kitaplar]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/erbay-kucetten-yeni-kitaplar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/erbay-kucetten-yeni-kitaplar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gazetemiz yazarı ve Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Ankara Şube Başkanı Erbay Kücet’in Beyan Yayınları arasından çıkan “Hayatın Orta Yerinden” adlı mizahi öyküler kitabı; uzun bir emeğin, birikimin ve gönül yolculuğunun eseri olarak okuyucuyla buluşmuş.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Hayatın içinden süzülen küçük ayrıntıları, insan hâllerini, bürokrasinin, alışkanlıkların ve günlük telaşların içinde saklanan tebessümleri ele alıyor.</p>

<p>Gülmenin yalnızca bir eğlence değil; bazen hayatı anlamanın, insanın kendisine dışarıdan bakabilmesinin ve yaşananlara farklı bir pencereden yaklaşabilmesinin en güzel yollarından biri olduğunu hatırlatan Kücet’in diğer eseri Bir Ömrün Sessiz Halleri’nde ise sözün, hatıranın ve insan hikâyelerinin izini takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaşanmışlıkların, duyguların ve düşüncelerin harmanlandığı bu eserler; yılların biriktirdiği gözlemlerin, hayat tecrübelerinin ve kelimelere emanet edilen duyguların bir yansıması olarak okuyucuyla buluşuyor.</p>

<p>Sözün, hatıranın ve insan hikâyelerinin izini taşıyan bu iki kıymetli eserin; her sayfasında bir tebessüm, bir düşünce ve unutulmayacak bir hatıra bırakmasını diliyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/erbay-kucetten-yeni-kitaplar</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-28-at-143041.jpeg" type="image/jpeg" length="93658"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kılıçtan Kaleme, Sahadan Masaya: Hariciyemizin Rehber Hafızası Aziz Samih İlter]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/kilictan-kaleme-sahadan-masaya-hariciyemizin-rehber-hafizasi-aziz-samih-ilter</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/kilictan-kaleme-sahadan-masaya-hariciyemizin-rehber-hafizasi-aziz-samih-ilter" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Masada oturan değil, sahada iz bırakan bir devlet adamı: Aziz Samih İlter. Sadece bir diplomat değil; asker, mühendis ve entelektüel kimliğiyle zamanının dış politikasına rehberlik ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>1877 yılında Erzincan’ın Kemah ilçesinde dünyaya gelen Aziz Samih İlter; Erzurum Askerî Rüştiyesi ve Erzincan Askerî İdadisi’nin ardından Mekteb-i Harbiye ve Harp Akademisi’ni üstün dereceyle bitirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en fırtınalı çözülme yıllarında cepheden cepheye koşmuş seçkin bir kurmay subay, Cumhuriyet’in şafağında ise Batum Başşehbenderliği (Başkonsolosluk) gibi kritik bir konumda diplomatik dehasını konuşturmuş zarif bir temsilcidir.</p>

<p><strong>CEPHEDEN MASAYA UZANAN KAPSAMLI BİR VİZYON</strong></p>

<p>Genç bir subay olarak Trablusgarp’tan Balkan Savaşları’na kadar birçok kademede rol alan İlter, ömrünün olgunluk döneminde ise TBMM çatısı altında Erzincan ve Kars milletvekili olarak hizmetini meclis zeminine taşımıştır. Hem cephede mücadele eden hem de sivil sahada strateji üreten bu çok yönlü devlet adamı, ardında <i>“Şimali Afrika'da Türkler”</i> başta olmak üzere birçok başucu eseri bırakmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong>MÜHENDİS ZEKÂSI İLE DİPLOMAT HASSASİYETİNİN BULUŞMASI</strong></p>

<p>Aziz Samih Bey’in ömür çizgisi, vatan müdafaası ve diplomatik esneklikle örülmüştür. Harp Akademisi’nden mezuniyetinin ardından, Hicaz demiryolu hattında Hristiyan mühendis çalıştırılamayacağı gerekçesiyle mühendis olarak Hayfa’ya gönderilmiştir. Trablusgarp’ta tüccar kılığında yürüttüğü gizli direniş örgütlenmeleri, Kafkas Cephesi’ndeki çetin tümen komutanlıkları ve İran sınır hatlarının bizzat arazide çizilmesi gibi tecrübeler onun karakterindeki çelikten iradeyi şekillendirmiştir.</p>

<p>Ankara Hükümetini temsilen yürüttüğü Batum Başşehbenderliği görevi, askeri stratejiyi diplomatik masada nasıl bir koza dönüştürdüğünün en belirgin nişanesidir. Onun hayatı, askeri harekatların lojistiğini planlayan haritacılık ve analitik zeka ile devletlerarası dengeleri gözeten diplomat hassasiyetinin aynı şahsiyette buluşabileceğini göstermektedir.</p>

<p><img alt="Fotoğraf3-1" height="732" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/fotograf3-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="568" /></p>

<p><strong>BÜROKRASİ, SİYASET VE MERKEZ-ÇEVRE DENGESİ</strong></p>

<p>İlter'in mesleki dehasının en belirgin yansımalarından biri, bürokrasinin ve siyasetin dar koridorlarına sıkışmayı reddeden bağımsız duruşudur. Kariyeri boyunca Mahmut Şevket Paşa ile Nâzım Paşa arasında yaşanan tarihi çekişmelere şahitlik ederek bürokrasi-siyaset dengesinin devletin geleceği için ne denli hayati olduğunu bizzat tecrübe etmiştir.</p>

<p>TBMM çatısı altında yer aldığı dönemlerde sadece merkezin direktiflerine uyan bir isim olmamış; Doğu illerine demiryolu getirmek için verdiği amansız mücadeleyle merkez ile çevre arasındaki dengeyi gözetmiştir. Sahadaki gerçeği Ankara’ya taşıyan sağduyusu, onun masanın başında her şeye onay veren bir memur olmayıp; arazinin, halkın ve stratejinin gerektirdiklerini yerine getiren hakikat odaklı bir devlet adamı olduğunu kanıtlar.</p>

<p><img alt="Fotoğraf4-1" height="855" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/fotograf4-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="538" /></p>

<p><strong>DİPLOMASİ SANATI NASIL İCRA EDİLİR?</strong></p>

<p>Samih İlter’in birikimlerinden, günümüz diplomasi dünyasının çıkaracağı önemli dersler bulunmaktadır. Onun hayatı, her şeyden önce "tek tip" bürokrat olmaktan sıyrılmayı öğütler. Yalnızca protokol kurallarına ve rutin resmi yazışmaların arkasına sığınan diplomatik anlayış, kriz anlarında refleks üretemez. Bir diplomat; bir mühendis gibi "analitik düşünebilmeli", bir tarihçi kadar "geçmişi bilmeli"; ekonomi, coğrafya ve teknolojiyi "eş zamanlı okuyabilmelidir."</p>

<p>Dahası, sadece "salon beyefendiliği" ile diplomatlık yapılamayacağını; diplomatın bizzat sahaya inerek mülteci kamplarını, sınır hatlarını ve köyleri adım adım gezmesi gerektiğini onun hayatından öğreniyoruz. Bilinen yabancı dillerin ötesine geçip görev yapılan coğrafyanın yerel diline ve lehçesine hakim olmak, çevirmenlerin gölgesinden kurtularak muhatapla doğrudan ve samimi bir güven ilişkisi kurmanın tek yoludur.</p>

<p><img alt="Fotoğraf5-1" height="842" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/fotograf5-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="595" /></p>

<p><strong>ENTELEKTÜEL HAFIZA VE DOĞRUYU SÖYLEME CESARETİ</strong></p>

<p>Diplomatlık mesleğinin onuru ve kurumsal hafızası açısından İlter’in hayatından süzülen en hayati tavsiye, en zor şartlar altında dahi kayıt tutma ve raporlama disiplininden vazgeçilmemesidir. Savaşın, kıtlığın ve salgın hastalıkların tam ortasında bile günlük tutan İlter, bugünün diplomatlarına mesleki hafızayı güçlendirecek kaynaklar üretme sorumluluğunu yüklemektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, bir diplomatın en ayırt edici özelliği, üstlerine yalnızca duymak istediklerini söylemek değil; sahadaki çıplak hakikatleri ve riskleri "doğruyu söyleme cesaretiyle" rapor edebilmesidir. Sarıkamış’ta Enver Paşa’nın ve Hafız Hakkı Bey’in kış taarruzu planlarını askeri gerçeklerle eleştiren, hatalı kararları kayıt altına alan İlter’in bağımsız düşünce yapısı adeta bir meslek ahlakı bildirgesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SAHAYA İNEREK GÜVENLİKLİ BİR DİPLOMASİ İNŞA ETMEK</strong></p>

<p>Gerçek diplomatik başarı, sadece steril salonlarda yapılan resmi temasların bir sonucu olamaz. Aziz Samih Bey’in mirası; resmi davetlerin sınırlarını aşarak çarşıda, pazarda, esnafın arasında, hatta yerel aşiretlerin ve toplumun en mazlum kesimlerinin içinde yer alarak halkın nabzını tutabilmektir. Kaleme aldığı <i>“Şimali Afrika'da Türkler”</i> eseriyle gösterdiği üzere, ayak bastığı coğrafyanın köklerine inebildiği için yerel halkla sarsılmaz bir güven köprüsü kurabilmiştir.</p>

<p>Tüm bu süreçlerde diplomasiyi sadece soğuk çıkar ilişkilerinden ibaret görmemiş; raporlarına yansıyan derin insani duyarlılığı ve vicdani dili her zaman korumuştur. Başarısızlıkları örtbas etmek yerine, büyük felaketlerde sistemin ve komuta kademesinin hatalarını objektif bir özeleştiriyle yazarak kurumsal olgunluğun nasıl sağlanacağını göstermiştir.</p>

<p><img alt="Fotoğraf7-1" height="600" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/fotograf7-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="370" /></p>

<p><strong>GELECEĞE MİRAS KALAN HARİCİYE NEFESİ</strong></p>

<p>Aziz Samih Bey, 1948 yılında geçirdiği kalp sektesi sonucu hayata veda etmiş olup, kabri Ankara Asri Mezarlığı’ndadır. Uluslararası ilişkilerin kaygan zeminde ilerlediği, devletlerarası diyalogların nezaket ve derinlikten yoksunlaştığı günümüzde, yaşamı boyunca kalemiyle kılıcını, masasıyla sahasını ayırmayan İlter bizleri aydınlatmaya devam etmektedir.</p>

<p>Onun hatıratlarında çizdiği gerçekçi tablolar, resmi anlatıların ötesine geçerek birinci el kaynakların kıymetini hatırlatmaktadır. Hariciye koridorlarında memleketin geleceğine yön verecek genç diplomat adaylarının; Aziz Samih Bey’in çok yönlü, cesur, insancıl ve özeleştiri yapabilen aydın çizgisini kendilerine rehber edinmeleri, Türk diplomasisini uluslararası alanda çok daha saygın bir konuma yükseltecektir.</p>

<p>Aziz Samih İlter’e saygı ve rahmetle…</p>

<p><strong>Kaynakça: POLAT, Mehmet Akif</strong>, <i>Aziz Samih İlter'in Hayatı ve Eserleri</i>, Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Konya 2026.</p>

<p><strong>KAPTAN, Naci</strong>, <i>"Sarıkamış Trajedisi: Birinci Dünya Savaşında Kafkas Cephesi Hatıraları"</i>, Erişim Tarihi: 16 Haziran 2026, URL: https://nacikaptan.com/2025/12/sarikamis-trajedisi-birinci-dunya-savasinda-kafkas-cephesi-hatiralari/</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi / Fevzi AKARGÜL</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/kilictan-kaleme-sahadan-masaya-hariciyemizin-rehber-hafizasi-aziz-samih-ilter</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/fotograf-2-4.jpeg" type="image/jpeg" length="73203"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Osmanlı Veziriazamı Semiz Ali Paşa Fatih'te yâd edilecek]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/osmanli-veziriazami-semiz-ali-pasa-fatihte-yad-edilecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/osmanli-veziriazami-semiz-ali-pasa-fatihte-yad-edilecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Fatih’in Ebedî Sakinleri” programları ilgiyle takip edilen Bilim ve İnsan Vakfı’nın kültür sanat faaliyetleri, her geçen gün artarak devam ediyor. Bu hafta vakfın hizmet verdiği Fatih Karagümrük’teki medreseye adını veren Semiz Ali Paşa hakkında önemli bir anma programı düzenleniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>“16. Yüzyıldan Bir Osmanlı Veziriazamı Portresi: Semiz Ali Paşa” başlıklı doktora tezini hazırlayan Dr. Bürhan Mustafa Büyükarslan, devrinde temayüz eden Osmanlı devlet adamının hayatını ve devrini anlatacak. Büyükarslan, hazırladığı doktora tezi ve kaleme aldığı eserin ışığında Ali Paşanın yaptığı devlet hizmetlerini ve kurduğu hayırlı müesseseleri dile getirecek. Tez danışmanı ve İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi Abdullah Tok ise Osmanlı tarihinden bazı önemli kesitleri nakledecek. Konuşmaların sona ermesinden sonra dinleyicilerin sorularına cevap verilecek. Mehmet Nuri Yardım’ın idareciliğini yapacağı toplantı, 26 Haziran 2026 Cuma günü saat 18.30’da, Bilim ve İnsan Vakfı’nın hizmet verdiği Semiz Ali Paşa Medresesi’nde başlayacak. Programa katılmak serbest. Bilim ve İnsan Vakfı’nın Genel Merkezi (Semiz Ali Paşa Medresesi), Fatih Karagümrük otobüs durağının hemen arkasında. Anma programının, Semiz Ali Paşa hakkında yapılan ilk toplantı olduğu belirtiliyor.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 24 At 13.19.07" class="" height="811" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-24-at-131907.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="811" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SEMİZ ALİ PAŞA – Müellifi: Prof. Dr. Erhan Afyoncu<br />
(ö. 972/1565)</strong><br />
Osmanlı veziriâzamı<br />
Hersekli olup Praçe (Praća) kasabasından Poturoğulları’ndandır (Âlî Mustafa Efendi, vr. 343a). Ali Paşa ile görüşen Avusturya elçilik heyetinden H. Dernschwam onun Hırvat kökenli olduğunu söyler (İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü, s. 289). Vakfiyesinde babasının adı Hüseyin diye geçer (VGMA, Vakfiye Defterleri, nr. 585, s. 16). 1520’li yıllarda devşirme olarak alınmış ve İstanbul’a getirildiğinde akrabası Vezîriâzam İbrâhim Paşa’nın kethüdâsı Çeşte Bâlî’nin yardımıyla saraya girmiştir.<br />
Enderun’da eğitim gören Semiz Ali Paşa’nın ilk görevleri hakkında kesin bilgi yoktur. Enderun’da yetiştikten sonra rikâb ağalıklarından birine tayin edilmiş olmalıdır. Semiz Ali Paşa 952’de (1545) mîr-i alem, 953’te (1546) yeniçeri ağası oldu, ardından Rumeli beylerbeyiliğine tayin edildi. 24 Rebîülevvel 956’da (22 Nisan 1549) vezâretle ve 2.300.000 akçelik haslarla Mısır beylerbeyiliğine getirildi (Emecen – Şahin, XIX/23 [1998], s. 96); burada halkın memnuniyetini kazanarak başarılı bir beylerbeyilik dönemi geçirdi. Muharrem 961’de (Aralık 1553) ikinci vezir oldu ve bu rütbeyle İran seferine katıldı. Suşehri’nde sol kol kumandanı sıfatıyla askerlerine gösterişli bir geçit resmi yaptırdı. Sefer dönüşünde Safevîler’le Amasya Antlaşması görüşmelerinde bulundu.<br />
28 Şevval 968’de (12 Temmuz 1561) Rüstem Paşa’nın vefatı üzerine vezîriâzamlığa getirildi. Vezîriâzam olduktan sonra Avusturya ile ilişkileri düzeltti. Rüstem Paşa zamanında baskı altında tutulan Avusturya elçileri üzerindeki denetimi azalttı. Şehirdeki veba salgını yüzünden Busbeke’in Büyükada’ya taşınmasına izin verdiği gibi ciddiyet ve iyi niyetle tekrar başlattığı barış görüşmelerini antlaşmayla sonuçlandırdı. Avusturya ile sekiz yıllık bir antlaşma imzalandı. Vezîriâzamlığı döneminde meydana gelen önemli hadiselerden biri de Malta kuşatmasıdır. Malta şövalyelerinin Akdeniz’de müslüman hacılara, tüccar ve yolculara verdikleri zararlar sebebiyle adanın alınması kararlaştırılıp Mustafa Paşa serdar, Piyâle Paşa kaptan-ı deryâ olarak adanın fethi için görevlendirildi. Ancak Semiz Ali Paşa’nın Malta kuşatmasıyla ilgili görüşleri olumsuzdu. Sefere çıkan paşaların bu işi kolay sandıklarını, onların tutum ve davranışlarının hoşuna gitmediğini, yaptığı nasihatlere kulak asmadıklarını, savaşın sonucundan emin bulunmadığını söylemişti. Selânikî’nin naklettiği bu beyanın (Târih, I, 7) gerçek olup olmadığı teyit edilemezse de Ali Paşa’nın savaşın başarısız neticesini görmeden ölmüş olması Selânikî’ye onun ağzından bu sözleri tenkit amacıyla söyletme fırsatı vermiş olabilir. Öte yandan Peçuylu da onun bu iki paşaya karşı olan tutumunu bizzat Ali Paşa’nın yaptığı bir latifeyle izah eder (Târih, I, 410). Semiz Ali Paşa’nın ölümünden önce Avusturya ile ilişkiler gerginleşti, ancak vezîriâzam barış taraftarı olduğu için savaştan uzak durdu. Avusturya kaynaklarında vezîriâzamın ölümünün barış imkânını ortadan kaldırdığı ve Sigetvar seferinin meydana geldiği kaydedilir.<br />
Semiz Ali Paşa döneminde 20 Eylül 1563’te meydana gelen sel İstanbul’u harap etti. Bir gün bir gece devam eden sel şehirde büyük tahribata yol açtı, özellikle dere yatakları ile Boğaz’a yakın yerlerde büyük yıkım oldu. Su kanallarının içi tamamen kumla kapandığından kullanılmaz hale geldiği gibi İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan Moğlova Kemeri de yıkıldı ve büyük bir su sıkıntısı baş gösterdi. Selin ardından vezîriâzam ve diğer devlet adamlarıyla yıkılan su kemerlerini gezen Kanûnî Sultan Süleyman bu kemerlerin tamir edilmesini emretti. Ayrıca Kâğıthane suyunun İstanbul’a getirilmesine karar verildi. Selânikî’nin kaydettiğine göre Ali Paşa, Kâğıthane suyunun şehre getirilmesine karşıydı, hatta projeyi engellemek için su yollarının güvenliğinden sorumlu Nikola adlı bir gayri müslimi gizlice kaçırtmıştı. Kanûnî, Kâğıthane’yi teftiş maksadıyla gittiği bir gün Nikola’nın nerede olduğunu sorunca Ali Paşa izinsiz çok fazla para harcadığı için saklandığını, birkaç güne kalmaz ortaya çıkacağını bildirdi. Bu arada İstanbul’un her mahallesinde bir çeşme yapılıp su sıkıntısı giderildiği takdirde çiftini çubuğunu bozanların, hatta Arap ve Acem ülkelerinden insanların gelip şehirde nüfus izdihamına yol açabileceklerini, bunun sonucunda İstanbul’a yiyecek yetiştirmekte zorluk çekileceğini, askerin geçimini sağlamanın güç hale geleceğini, yiyecek fiyatlarının artacağını belirtti (a.g.e., I, 1-4). Burada da Selânikî daha sonraki dönemlerde İstanbul’un durumuna şahit olunca kendi fikirlerini Semiz Ali Paşa’ya söyletmiş olabilir.<br />
30 Zilkade 972’de (29 Haziran 1565) vefat eden Semiz Ali Paşa, Eyüp Sultan Türbesi’nin büyük kapısının yanındaki cüzhânenin bahçesine defnedildi. Mehmed isimli bir oğlu olduğu zikredilir. Kaynaklarda çok iriyarı, şişman ve uzun boylu olduğu için kendisini taşıyacak at bulunamadığı kaydedilen Ali Paşa şişmanlığından dolayı “Semiz”, “Kalın” gibi lakaplarla anılmıştır. Busbeke onun kendisini çekecek irilikte at talebinde bulunduğunu bildirir. Ali Paşa’nın nükteleri tarihe geçmiş, şakaları letâifnâmelerde yer almıştır. Alman kaynaklarında çok zeki, nazik, iyi niyetli, müşfik, ılımlı ve barış sever bir devlet adamı olarak nitelendirilmiştir. Busbeke, görüşmeler sırasında Ali Paşa gibi zeki bir insanın karşısında zihninin açık olması için yemek yemeyip açlığa katlandığını söyler ve onun en zor meseleleri bile çözdüğünü ifade eder (Türkiye’yi Böyle Gördüm, s. 171).<br />
Arkasında 8 milyon duka olarak tahmin edilen büyük bir miras bırakan ve pek çok hayratı olduğu bilinen Ali Paşa’nın vakıflarıyla ilgili vakfiyesi (Gerlach, II, 723) ölümünden sonra kethüdâsı Ferruh’un gayretleriyle Cemâziyelâhir 973’te (Ocak 1566) hazırlanmıştır. Babaeski’de Mimar Sinan tarafından inşa edilen ve Cedid Ali Paşa Camii adını taşıyan bir camisi vardır (bk. ALİ PAŞA CAMİİ). Edirne’de yine Mimar Sinan’ın yaptığı Ali Paşa Çarşısı’nın yanı sıra çarşı kapılarına yakın bir cami ve bir de mescid inşa ettirmiştir. İstanbul’da Eyüp’te Cedid Ali Paşa Mescidi’ni, Karagümrük’te Mimar Sinan’ın eseri olan Cedid Ali Paşa Medresesi’ni, Eyüp’te Kasımpaşa ve Otakçıbaşı mahallelerinde iki çeşme ile Rumeli’de Ereğli kasabasında iki çeşme, Silivri’de Akviran köyünde bir cami yaptırmıştır (VGMA, Vakfiye Defterleri, nr. 585, s. 16).</p>

<p><strong>BİBLİYOGRAFYA</strong><br />
BA, KK, nr. 717, s. 46.<br />
Celâlzâde, Tabakātü’l-memâlik, vr. 446b, 451b, 453b, 454a, 494b.<br />
H. Dernschwam, İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü (trc. Yaşar Önen), Ankara 1987, s. 280-282, 289, 292.<br />
O. G. de Busbecq, Türkiye’yi Böyle Gördüm (trc. Aysel Kurutluoğlu), İstanbul, ts. (Tercüman 1001 Temel Eser), s. 67, 167-186.<br />
Âlî Mustafa Efendi, Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 5959, vr. 343a-b.<br />
Selânikî, Târih (İpşirli), s. 1-8.<br />
Lokmân b. Hüseyin, Zübdetü’t-tevârîh, TİEM Ktp., nr. 1973, vr. 64a, 71b, 72b.<br />
S. Gerlach, Türkiye Günlüğü 1577-1578 (ed. Kemal Beydilli, trc. T. Noyan), İstanbul 2007, II, 723, 820.<br />
Peçuylu İbrâhim, Târih, I, 24, 410.<br />
Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 31-32.<br />
Zinkeisen, Geschichte, II, 890-898; III, 90.<br />
Sicill-i Osmânî, III, 499; IV, 87.<br />
N. Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (trc. Nilüfer Epçeli), İstanbul 2005, II, 125.<br />
İsmet Yıldırım, Semiz Ali Paşa (mezuniyet tezi, 1956), İÜ Ed.Fak.<br />
Feridun Emecen – İlhan Şahin, “Osmanlı Taşra Teşkilâtının Kaynaklarından 957-958 (1550-1551) Tarihli Sancak Tevcîh Defteri”, TTK Belgeler, XIX/23 (1998), s. 96.<br />
(İslâm Ansiklopedisi’nden iktibas edilmiştir.)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Eda Koyuncu</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/osmanli-veziriazami-semiz-ali-pasa-fatihte-yad-edilecek</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-24-at-131907.jpeg" type="image/jpeg" length="94396"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İspanya, 14-16 Temmuz'da Uluslararası Filistin Kültürü Forumu'nu organize edecek]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/ispanya-14-16-temmuzda-uluslararasi-filistin-kulturu-forumunu-organize-edecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/ispanya-14-16-temmuzda-uluslararasi-filistin-kulturu-forumunu-organize-edecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İsrail'in Filistin'e yönelik soykırımına karşı tepkilerini sürdüren İspanya, 14-16 Temmuz tarihlerinde Madrid'de Uluslararası Filistin Kültürü Forumu yapılacağını duyurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Kültür Bakanı Ernest Urtasun, Meclis'te basına yaptığı açıklamada, 'Filistin'in kültürel mirasının korunması ve sektörün yeniden inşasını desteklemek üzere uluslararası bir ittifak oluşturmak' için Madrid'in 14, 15 ve 16 Temmuz'da Uluslararası Filistin Kültürü Forumu'na ev sahipliği yapacağını bildirdi.</p>

<p>Urtasun, 'bir halkın kimliğini silme girişiminin veya herhangi bir kitlesel yıkım sürecinin ilk kurbanının kültür olduğunu' düşündüklerinden dolayı, Filistin kültürü ile ilgili bu forumu düzenleme kararı aldıklarını kaydetti.</p>

<p>Foruma, Filistin'e destek veren ülkelerin kültür bakanlıklarından heyetlerin ve sivil toplum kuruluşlarının katılacağını belirten İspanyol Bakan, Filistin kültür sektörünün toparlanması için önceliklerin, finansman mekanizmalarının ve somut eylemlerin belirlenmesi olacağını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Madrid'in dünyaca ünlü kültür merkezleri Prado Müzesi, Reina Sofia Ulusal Sanat Merkezi ve Thyssen-Bornemisza Ulusal Müzesi'nin de forum kapsamında Filistin kültürünü tanıtan etkinlikler yapacağı bilgisi paylaşıldı.</p>

<p>Litvanya'nın Vilnius kentinde 2024 yılında Ukrayna kültürünü desteklemek için düzenlenen uluslararası forumun bir benzerinin temmuz ayı ortasında, bu kez Filistin'e destek için Madrid'de yapılması amaçlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat, Madrid</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/ispanya-14-16-temmuzda-uluslararasi-filistin-kulturu-forumunu-organize-edecek</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 15:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2025/02/ispanya-bayrak-1.jpg" type="image/jpeg" length="26916"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güney Koreli müzik grubu BTS üyesini ısrarla takip eden kadına hapis cezası]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/guney-koreli-muzik-grubu-bts-uyesini-israrla-takip-eden-kadina-ertelenmis-hapis-cezasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/guney-koreli-muzik-grubu-bts-uyesini-israrla-takip-eden-kadina-ertelenmis-hapis-cezasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güney Kore'de, yapılan uyarılara ve alınan tedbir kararına rağmen ünlü müzik grubu BTS'in üyesi Jungkook'u takip etmekle suçlanan yabancı uyruklu kadın, ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>BBC'nin haberine göre, Seul Bölge Mahkemesi, Jungkook'u ısrarlı şekilde takip etmek ve şarkıcının mülküne izinsiz girmekle suçlanan Brezilya vatandaşı kadına, 1 yıl hapis cezası verdi ve cezanın infazını 2 yıl süreyle erteledi.</p>

<p>Mahkeme, kadının şarkıcıya karşı 'aşırı düzeyde saplantılı bir tutum' sergilediğine hükmetti.</p>

<p>Kadının karara itiraz etmemesi halinde Güney Kore'den sınır dışı edilmesinin beklendiği belirtildi.</p>

<h3> Şarkıcının kapı zilini 133 kere çalmış</h3>

<p>Mahkeme kayıtlarında kadının, ilk olarak 7 Aralık 2025'te Jungkook'un başkent Seul'deki evine giderek mülk çevresinde dolaştığı, bahçe duvarının üzerinden çeşitli eşyalar attığı ve evin dış kapısına mektuplar bıraktığı bilgisi verildi.</p>

<p>Aralık ayı boyunca şarkıcının evine defalarca giden kadının, bir defasında şarkıcının kapı zilini 133 kere çaldığı aktarıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadının, 13 Aralık 2025'te şarkıcının evine yemek teslimatı yapan bir kuryeyi takip ettiği ve şarkıcının mülküne izinsiz giriş yapmaya çalıştığı sırada polis tarafından gözaltına alındığı ifade edildi.</p>

<p>Serbest bırakılmasının ardından yapılan uyarılara rağmen eve gitmeyi sürdürmesi nedeniyle kadın hakkında, eve 100 metreden fazla yaklaşmasını yasaklayan acil tedbir kararı çıkarıldığı kaydedildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat, Ankara</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/guney-koreli-muzik-grubu-bts-uyesini-israrla-takip-eden-kadina-ertelenmis-hapis-cezasi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2025/01/guney-kore-bayrak.png" type="image/jpeg" length="55022"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Duyuların İstanbul'undan dijitalleşen nesillere: Sosyal medyanın modern yalnızlığı]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/duyularin-istanbulundan-dijitallesen-nesillere-sosyal-medyanin-modern-yalnizligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/duyularin-istanbulundan-dijitallesen-nesillere-sosyal-medyanin-modern-yalnizligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her şehir tek bir özelliği ile öne çıkarken İstanbul’un insanın bütün duyularına aynı anda hitap eden kadim bir şehir olduğunu ifade eden Mehmet Mazak: “Fakat dikey yapılaşma ve site kültürü medeniyetimizin merkezinde yer alan komşuluk ilişkilerini bitirdi. Eskiden çocuklar ahlakı veya edebi büyüklerinden görerek öğrenirdi. Şimdi ise sosyal medyada var olmaya çalışan çekirdek ailelerde büyüyorlar.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN</strong></p>

<p></p>

<p>Her sokağı bir tarih sayfası olan İstanbul; sadece taşın ve toprağın değil, rafine bir Türk-İslam medeniyetinin de kalbidir. Ancak zamana meydan okuyan bu ihtişamlı şehir, son çeyrek asırda kontrolsüz büyümenin ve modern hayatın getirdiği kültürel yozlaşmanın gölgesinde kalıyor. Mahalle kültürünün yerini alan site hayatı komşuluğu eritirken, sosyal medyanın girdabında şekillenen yeni dünya düzeni, kuşaklar arası o sessiz ve asil edep aktarımını da sekteye uğratıyor. Eski İstanbul nezaketi çerçevesinde toplumların ve değerlerin yozlaşmasını Araştırmacı Yazar Mehmet Mazak’la konuştuk.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 23 At 00.56.23" height="692" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-23-at-005623.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="528" /></p>

<p><strong>OLMAZSA OLMAZIM ŞEHİR</strong></p>

<p></p>

<p><strong><i>Bir İstanbul yazarı olarak bu kadim şehir sizin için ne anlam ifade ediyor?</i></strong></p>

<p></p>

<p>İstanbul benim zevk-i selim sahibi olmama vesile olan gönlümün başkentidir, benim için olmazsa olmazdır. Bu şehrin dışına çıktığımda bir hafta sonra nefes alamadığımı görüyorum. Hayata bir daha gelsem yine bu şehirde yaşamayı, bu şehre hizmet etmeyi ve bu şehrin üzerine okumayı ve yazmayı düşünürüm.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Bir de kalabalık ve kaosunda yaşanmaz diyenler var?! </i></strong></p>

<p></p>

<p>Bu şehrin tarihine kültürüne medeniyetine aşinaysanız ve kendinizle bütünleştirebiliyorsanız mutlu olabilirsiniz. Eğer kendinizi bu şehre ait hissetmezseniz vücudun iltihabı dışarıya attığı gibi İstanbul’da sizi dışarı atar. Ruhu ve kimliği olan İstanbul’a yaşayan bir canlı olarak bakmak gerekiyor.</p>

<p></p>

<p><strong>İSTANBUL BAŞLI BAŞINA ÜNİVERSİTE</strong></p>

<p></p>

<p><strong><i>Ne kadar okursa okusun İstanbul’un kaldırımlarını çiğnemeyen insanda hep bir şeyler eksik kalıyor gibi… Ne kadar hoyrat davransak da hep genç kalan İstanbul’a karşı içimizi kaplayan o şefkat hissini nasıl tanımlarsınız? </i></strong></p>

<p></p>

<p>İstanbul’a doğru yaklaştığınızda, bu şehrin bir anne şefkatiyle sizi kucakladığını, sarmaladığını, size dualar ettiğini ve sizi geleceğe taşıdığını görebilirsiniz. Çevremde bu şehir üzerine düşünen, yazan, okuyan ya da okuyup yazmasa bile gönülden seven o kadar çok insan gördüm ki; bu şehir onları her zaman çok özel yerlere taşıdı. Lise hayatımı memleketimde tamamladım. Orada okurken İstanbul’da eğitim görmüş, Fatih’te kalmış bir hocamız vardı. Bize hep ‘Gençler, Anadolu’nun en iyi üniversitesinde okuyacağınıza gidin İstanbul’da dört sene gezin. Bırakın okumayı, İstanbul’un kaldırımlarında yürümek bile size bir üniversite mezuniyeti sağlar’ derdi. Ben de henüz 12 yaşındayken gelip Tophane Çeşmesi’nden su içmiş bir kişi olarak, lise yıllarımda geceleri sabahlara kadar bu şehre yeniden kavuşabilmek için uyuyamazdım. Sınav sonuçları açıklandığında İstanbul’a kavuşmuş oldum.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Boğaziçi, erguvanları, servileri, edebiyatıyla anılsa da başta Ayasofya Camii olmak üzere birçok kadim mirasın da sahibi olan şehrin bu çok yönlülüğü hakkında ne söylersiniz?</i></strong></p>

<p></p>

<p>İstanbul sadece kültürün ve edebiyatın değil, siyasetin de en yoğun yaşandığı, dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir yer. Burası şehirlerin kraliçesi. Sadece imparatorların değil, herkesin kalbini fetheden bir cazibe merkezi. İstanbul, aşkla kurulmuş bir şehirdir.</p>

<p>Napolyon’a atfedilen ‘Dünya tek bir imparatorluk olsaydı, başkenti İstanbul olurdu’ sözünün yanı sıra Edmondo De Amicis, sabaha karşı Sarayburnu’ndan şehre girişini, Galata Kulesi’ni, Süleymaniye’yi ve Haliç’i gördüğünde ‘İstanbul’a bir bakışımı, bir imparatorluğa değişmem’ diye özetler.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 23 At 00.56.24 (1)" height="789" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-23-at-005624-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="635" /></p>

<p><strong>TÜM DUYULARA HİTAP EDİYOR</strong></p>

<p></p>

<p><strong><i>Ülkemizin her şehri ayrı ayrı zenginliğe sahip. Peki İstanbul’u diğer şehirlerimizden ayıran en önemli özellik nedir?</i></strong></p>

<p></p>

<p>Bir insanın nasıl görme, koklama, duyma, tatma yetileri varsa, şehirlerin de duyuları vardır. Bazı şehirler tek bir duyuyla öne çıkar; mesela Gaziantep gastronomisiyle, Konya mistik tınısıyla büyüler. Fakat İstanbul, insanın bütün duyularına aynı anda hitap eden kadim bir şehirdir.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Bir de madalyonun diğer yüzü var. Geçmişten günümüze yaşanan yoğun göç dalgaları ve demografik değişimler Türkiye ve İslam dünyası genelinde büyük bir kültürel aşınmaya, yozlaşmaya neden oldu. Bu coğrafyaya; insanımıza ne oldu?</i></strong></p>

<p></p>

<p>Eskiden Beyoğlu’na, yani İstiklal Caddesi’ne çıkacak bir hanımefendi veya beyefendi, 1980’li yıllara kadar en güzel kıyafetlerini giyer, saçına, tıraşına özen gösterir, caddeye öyle adım atardı. Şirket-i Hayriye vapurlarının meşhur bir hikâyesi vardır: Beykoz vapurunun kaptanı sürekli seferlere geç kalırmış. Bir gün genel müdür kaptanı çağırıp nedenini sormuş. Kaptan da ‘Çengelköy’ün zerzevatçısından, Beylerbeyi’nin teşrifatçısından, Kuzguncuk’un haşaratçısından dolayı geç kalıyoruz’ diye cevap vermiş. Yani Beylerbeyi’nin kibar hanımefendileri ve beyefendileri iskelede birbirlerine ‘Siz önden buyurun, hayır siz buyurun’ diye nezaket göstermekten vapur zaman kaybediyormuş! İşte biz bu rafine, damıtılmış Türk-İslam medeniyetinin kültürünü kaybettik. Dışarıdan gelen devasa baskı ve göç, bu değerleri eritti. Bugün İstanbul’da ne yazık ki eski İstanbullu kalmadı; şehir adeta büyük bir metropol köye dönüştü.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 23 At 00.56.24" height="364" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-23-at-005624.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="647" /></p>

<p><strong>EVLER ARTIK OTEL GİBİ OLDU</strong></p>

<p></p>

<p><strong><i>Toplumumuzu ayakta tutan aile yapımız ve örfümüz de yara aldı. Kalabalıklar arasında yapayalnız yaşayan bireyler haline geldik. Bunun nedeni nedir?</i></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>1960 ve 70’lerdeki ilk büyük göç kırılmasından sonra, asıl büyük darbeyi 90’lı ve 2000’li yıllardaki kontrolsüz büyüme ile aldık. 2000’lerden sonra dikey yapılaşma ve site kültürü inanılmaz arttı. Burada çuvaldızı kendimize batırmamız lazım. Bizim medeniyetimizin merkezinde komşuluk ilişkileri otururdu; sitelerle birlikte komşuluğu ve mahalle kültürünü kaybettik. Evler küçüldü; 3+1’lerden 1+1’lere, hatta stüdyo dairelere geçildi. İnsanlar artık evleri sadece otel gibi kullanıyor.</p>

<p></p>

<p><strong><i>‘Nerede o eski günler, o eski bayramlar’ hayıflanışı sadece yaşlıların sitemi olarak mı kalacak? Sanki bu durumdan gençler de memnun değil, öyle değil mi?</i></strong></p>

<p></p>

<p>Eski nesiller geniş ailelerde, büyüklerinin yanında büyürdü. Çocuklara ahlakı veya edebi anlatmanıza gerek kalmazdı; onlar hayatı yaşayarak, büyüklerinden görerek davranış kalıplarını özümserlerdi. Şimdi ise çekirdek ailelerde tüm odak çocukların üzerine kaydı ve bunun üzerine bir de sosyal medyanın "var olma ve sürekli görünme" sevdası eklendi. Halil Cibran’ın "Sen çölün ortasında tek başına bile olsan şarkını söylemeye devam et; seni bir duyan ve işiten olacaktır” sözü adeta benim felsefemdir. Kendimizi sürekli birilerine kanıtlamak, göstermek zorunda değiliz.</p>

<p><img alt="Whatsapp Image 2026 06 23 At 00.56.24 (2)" height="405" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-23-at-005624-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="687" /></p>

<p><strong>KÜLTÜREL OLARAK TEKTİPLEŞTİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong><i>Bugün sosyal medyada görüyoruz; büyüklere saygının yok olduğu toplu taşıma araçlarından, çocukların mezuniyet törenlerini adeta birer nişan törenine çeviren öğretmenlerin paylaşımlarına kadar büyük bir değer erozyonu var. Nasıl bu hale geldik?</i></strong></p>

<p></p>

<p>En acısı da kültürel tektipleşme. Bugün Kars’a da gitseniz, Mersin Torosları’na da gitseniz, İstanbul’un göbeğine de gitseniz düğünlerde çalan müzikler, oynanan oyunlar hep aynı. Eskiden her yörenin kendine has bir değerler manzumesi vardı. İstanbul, tüm bu yerel renklerin rafine bir biçimde buluştuğu yerdi. İşte bu yüzden, değerlerimizi ve aile kültürümüzü koruyarak İstanbul’u bu "metropol köy" görüntüsünden acilen kurtarmamız gerekiyor.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/duyularin-istanbulundan-dijitallesen-nesillere-sosyal-medyanin-modern-yalnizligi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/whatsapp-image-2026-06-23-at-005623-1.jpeg" type="image/jpeg" length="38630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Nijerya'da geleneksel Türk kahvaltısı tanıtıldı]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/nijeryada-geleneksel-turk-kahvaltisi-tanitildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/nijeryada-geleneksel-turk-kahvaltisi-tanitildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yunus Emre Enstitüsü Abuja Türk Kültür Merkezi tarafından geleneksel Türk kahvaltısı programı düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> </p>

<p>Programa, yabancı misyon temsilcileri, Nijerya'daki kamu kurum ve kuruluşlarının yetkilileri ile kültür, sanat ve eğitim çevrelerinden çok sayıda davetli katıldı.</p>

<p>Etkinlikte menemen, börek, kavurma, çeşitli peynirler, zeytin, bal, reçel gibi Türk mutfağının geleneksel kahvaltılık ürünlerinin yanı sıra Türk çayı ve kahvesi ikram edildi.</p>

<p>Katılımcılar, Türkiye'nin zengin kahvaltı kültürünü yakından tanıma ve geleneksel lezzetleri deneyimleme fırsatı buldu.</p>

<p>Abuja YEE Türk Kültür Merkezi Koordinatörü Fatih Erkin Mahdum, programda yaptığı konuşmada, etkinliğin geleneksel Türk kahvaltı kültürünün tanıtılması açısından önemli olduğunu belirtti.</p>

<p>Kahvaltının Türk kültüründe yalnızca bir öğün olmadığını söyleyen Mahdum, insanların bir araya geldiği, samimi sohbetlerin edildiği ve dostlukların pekiştirildiği bir sofra kültürünü de temsil ettiğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahdum, bu tür etkinliklerin farklı kültürler arasında köprü kurarak toplumlar arasındaki etkileşimi güçlendirdiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Abuja, Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/nijeryada-geleneksel-turk-kahvaltisi-tanitildi</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/agency/aa/nijeryada-geleneksel-turk-kahvaltisi-tanitildi.jpg" type="image/jpeg" length="71092"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[5 Bin Kişilik Horon ile Guinness Dünya Rekoru Hedefleniyoruz]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/5-bin-kisilik-horon-ile-guinness-dunya-rekoru-hedefleniyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/5-bin-kisilik-horon-ile-guinness-dunya-rekoru-hedefleniyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halaydaki birlik ve beraberliğimiz, zeybekteki gururumuz, horondaki coşkumuz bizimdir… Köklerimizi, değerlerimizi, kültürümüzü bir adım öteye taşımak ve geleceğe aktarmak da görevimizdir… Türkiye Halk Oyunları Federasyonu bu amaçla yürüttüğü projelere bir yenisini daha ekliyor ve 5 bin kişiyi bir araya getirerek rekor kırmaya hazırlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Türk halk kültürünün en önemli miraslarından biri olan horon, 28 Haziran’da İstanbul Maltepe’de gerçekleştirilecek dev organizasyonla Guinness Dünya Rekorları’na taşınıyor. Türkiye Halk Oyunları Federasyonu öncülüğünde düzenlenecek etkinlikte, 5 bin kostümlü folklorcunun aynı anda horon oynayarak Guinness Dünya Rekorları’na girmesi hedefleniyor.</p>

<p>Anadolu topraklarının köklü geleneği bir kez daha dünya gündemine taşınıyor. Anadolu’nun geleneği, göreneği, değerleri ve kültürünün dünyaya duyurulması ve yeni nesle aktarılması için büyük bir çaba gösteriliyor. Türkiye Halk Oyunları Federasyonu bu hedefle çıktıkları yolda 5 bin kişilik horon etkinliğinde yalnızca bir rekor kırmayı değil; Türk halk oyunlarının ulusal ve uluslararası alanda görünürlüğünü artırmayı ve kültürel mirasa sahip çıkılması konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye Halk Oyunları Federasyonu Başkanı Hüseyin Güler “Kültürümüzü yaşatmak ve gelecek nesillere en güçlü şekilde aktarmak adına büyük bir sorumluluk inancıyla çeşitli projeler ve çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan halk oyunlarımız; milletimizin hafızası, kültürü ve ortak ruhudur. Bizler için horon da zeybek de sadece bir oyun değil; tarihimizin, mücadelemizin ve kardeşliğimizin yaşayan mirasıdır” diyerek halk oyunlarının Türk kültürünün yaşatılmasında ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu vurguladı.</p>

<h3>Türkiye “Horon Bizimdur!” Diyor</h3>

<p>Maltepe’de 5 bin kişilik bir katılımla horon dansının dünya gündemine taşınması hedefleniyor. Karadeniz kültürünün ayrılmaz bir parçası olan horon yüzyıllardır Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaşatılıyor.</p>

<p>Federasyon Başkanı Güler, “Bu topraklar bizim, bu gelenek bizim, bu kültür bizim. Düğünümüzde halay çekeriz, zeybeğin ilk notası duyulduğunda heyecanlanırız, horonda kemençe ritmi başladığında yerimizde duramayız. Halk oyunları bu milletin ortak hafızasıdır” dedi. Güler; bu hafızayı diri tutmak adına düzenleyecekleri horon etkinliğine tüm vatandaşları davet etti. Güler “28 Haziran’da İstanbul Maltepe Etkinlik Alanı’nda gerçekleştireceğimiz “HORON BİZUMDUR” 5 bin Kostümlü Horoncu Guinness Dünya Rekoru denemesi, sadece bir rekor organizasyonu değil; kültürümüze, tarihimize ve milli değerlerimize sahip çıkma iradesidir. 7’den 70’e herkesi bu büyük kültür buluşmasına davet ediyoruz. Bugün birlik olma, kültürümüze sahip çıkma ve dünyaya güçlü bir mesaj verme günüdür. Gelin; horonun coşkusunda, aynı yürekte buluşalım ve kültürümüzü hep birlikte dünya sahnesine taşıyalım” diyerek herkesi bu etkinliğin bir parçası olmaya davet etti.</p>

<p><img alt="Halk Oyunları Federasyonu" height="853" src="https://milatgazetesicom.teimg.com/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/halk-oyunlari-federasyonu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1280" /></p>

<h3>Amaç Tarihe, Milli ve Kültürel Değerlere Dikkat Çekmek</h3>

<p>Federasyon yetkilileri, son yıllarda bazı halk oyunları ve kültürel unsurların farklı ülkeler tarafından sahiplenilmeye çalışıldığı yönündeki tartışmaların kamuoyunda sıkça gündeme geldiğine dikkat çekerek, düzenlenecek Guinness organizasyonunun bu kültürel değerlerin görünürlüğünü artırmayı amaçladığını belirtti. Güler “Bugün dünyada halk dansları alanında gerçekleştirilen rekor denemelerine baktığımızda; Yunanistan’da gerçekleştirilen 2800 kişilik, Ermenistan’da gerçekleştirilen ise 4000 kişilik Guinness rekor organizasyonlarını görmekteyiz. Böylesine köklü ve zengin bir kültüre sahip olan ülkemizin ise 5000 kişilik bir rekoru kırması aslında zor değil; yeter ki birlik olalım, aynı heyecanda buluşalım” diyerek halk katılımının ne kadar önemli olduğunun altını çizdi. Etkinliğe katılım sağlamak isteyenler www.horonbizumdur.com adresinden gerekli bilgileri alabilecek.</p>

<p>Federasyon, etkinliğin gelecek yıllarda daha da büyütülmesini hedeflerken, önümüzdeki yıl İzmir’de 10 bin kişinin katılımıyla yeni bir organizasyon düzenlenmesi için çalışmalar yürütüldüğünü açıkladı.</p>

<h3>“Zeybek Anadolu’nun Ruhunu Yansıtır”</h3>

<h4>“Zeybek Yiğitliğin, Gururun Oyunudur”</h4>

<p>Geçtiğimiz günlerde; Yunanistan’ın zeybek dansını Ermenistan’ın ise horon dansını sahiplenmesi Türkiye gündemine oturdu. Güler bu konuya da özel olarak değindi. Güler “Son dönemde, öz kültürümüzden doğan bazı değerlerin farklı isimlerle uluslararası platformlarda kullanılmaya çalışıldığını hep birlikte görmekteyiz. Özellikle Yunanistan’da, zeybek kültürümüzün “Zeybekiko” adıyla farklı şekillerde dünya kamuoyuna sunulması, kendi kültürel mirasımıza daha güçlü sahip çıkmamız gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur” dedi.</p>

<p>Güler; zeybeğin efeliğin, yiğitliğin, cesaretin ve Anadolu ruhunun simgesi olduğunu belirterek, zeybek kültürünün Türk milletinin kültürel mirasının önemli parçalarından biri olduğunu ifade etti. Güler “Yunan zeybeği ile Türk zeybeği arasında belirgin farklar bulunmaktadır. Türk zeybeğinde duruş, figürler ve anlatılan hikâye farklıdır. Bizim zeybeğimiz özgürlüğü, cesareti ve efelik geleneğini temsil eder. Bu nedenle zeybek, Anadolu kültürünün önemli bir değeridir ve bu mirasın korunması büyük önem taşımaktadır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>bülten</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/5-bin-kisilik-horon-ile-guinness-dunya-rekoru-hedefleniyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/halk-oyunlari.jpg" type="image/jpeg" length="74426"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ani'nin geçmişine ışık tutuluyor]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/aninin-gecmisine-isik-tutuluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/aninin-gecmisine-isik-tutuluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Ani Ören Yeri'nde taşınır ve taşınmaz nitelikteki kalıntıların gün yüzüne çıkarılması amacıyla 5 noktada kazı çalışması yürütülüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hem Orta Asya'dan Ön Asya'ya hem de Kafkaslar'dan Anadolu'ya ilk giriş kapısı olan Kars'taki ören yeri, 11. ve 12. yüzyıllara ait Türk-İslam mimarisi eserlerini bünyesinde barındırıyor.</p>

<p>Tarih boyunca Bagratlı Hanedanlığı, Bizans, Büyük Selçuklu, Gürcü Krallığı, Moğollar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü, geçmişte Hristiyan ve Müslümanların yan yana yaşadığı ören yerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kafkas Üniversitesi işbirliğindeki kazı çalışmaları bu yıl 5 noktada yapılıyor.</p>

<p>Sanat tarihçileri, arkeologlar, mimarlar ve restoratör mimarların da aralarında bulunduğu 100 kişilik ekiple yürütülen çalışmalarda, toprak altındaki tarihi yapı ve eserlerin gün yüzüne çıkarılması amaçlanıyor.</p>

<p>Ani Ören Yeri Kazı Başkanı Doç. Dr. Muhammet Arslan, UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi'nde bulunan Ani Ören Yeri'nin Orta Çağın en ihtişamlı şehirlerinden birisi olduğunu söyledi.</p>

<p>Bagratlılar döneminde kuruluşunu gerçekleştirilen Ani'nin Selçuklularla birlikte yükselişe ardından Gürcü Krallığı döneminde de çöküş dönemine geçtiğini ifade eden Arslan, şöyle konuştu:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Ani, 1064 yılında Selçuklu Sultanı Sultan Alparslan'ın fethiyle birlikte Türklerin Anadolu'ya giriş kapısı, aynı zamanda Anadolu'daki Türk İslam tarihinin de başlangıcını oluşturmuş bir şehir. Dolayısıyla burada o dönem inşa edilen her eserle yani camisiyle, mescidiyle, hamamıyla çarşısıyla sivil mimarlık örnekleriyle Anadolu'daki Türk İslam mimarisinin de başlangıcını oluşturan Türk İslam medeniyetinin ilk örneklerini gördüğümüz bir şehir."</p>

<h3><br />
5 farklı noktada çalışma yapılıyor</h3>

<p><br />
Arslan, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kafkas Üniversitesi ortaklığıyla bu sezonki kazı çalışmalarına başladıklarını belirterek, "Bu sezon 5 farklı noktada Selçuklu çarşısı, Selçuklu konutları, Selçuklu mezarlığı ve Ani'deki zengin ticari hayatın en önemli mekanlarından olan yağhanedeki kazı çalışmalarımız devam etmekte. Tabii sadece kazı çalışmaları değil aynı zamanda koruma çalışmalarıyla da Ani'ye katkı sunmaya devam ediyoruz. Bu anlamda da toprak altından kazarak gün yüzüne çıkardığımız mimari kalıntıların konservasyonuna yönelik çalışmalarımız devam ediyor.</p>

<p>Çevre düzenleme çalışmaları kapsamında da geçen yıllar yapımına başladığımız Suriçi yürüyüş yollarının uygulama işi de devam etmekte. Böylelikle Ani'deki ziyaretçilerimize daha konforlu bir gezi güzergahı, daha konforlu bir ziyaret yönetimi planlamış olacağız." diye konuştu.</p>

<p>Kars'ın son yıllarda canlı bir turizm ivmesi yakaladığını ve Ani Ören Yeri'nin de şehirdeki en önemli destinasyon merkezlerinden birisi olduğunu anlatan Arslan, şunları kaydetti:</p>

<p>"Kars özellikle son yıllarda oldukça canlı bir turizm ivmesi kazandı. Sarıkamış, Çıldır Gölü ve Kars merkezdeki tarihi doku bu canlılığın ana rotalarını oluşturuyor. Ani ise en önemli arkeolojik alan olarak göz önünde. Özellikle son yıllarda burada uzun soluklu devam eden neredeyse yılın her ayına yayılan, 12 ay boyunca devam eden kazı, koruma ve çevre düzenleme çalışmalarıyla Ani'deki ziyaretçi sayısında da önemli bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Nitekim 2025 yılında yaklaşık 450 bin ziyaretçiyle yılın rekorunu kırmıştık. İnşallah 2026 yılındaki çalışmalarla da bu sayıyı daha yukarılara taşımak için uğraşımız devam edecek."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/aninin-gecmisine-isik-tutuluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 22 Jun 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/ani-harabeleri-1.jpg" type="image/jpeg" length="66988"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Asr-ı Saadet'ten Günümüze' sergisi İstanbul'da açıldı]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/asr-i-saadetten-gunumuze-sergisi-istanbulda-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/asr-i-saadetten-gunumuze-sergisi-istanbulda-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hz. Muhammed'in doğumunun Hicri 1500. yılı ve muharrem ayı münasebetiyle düzenlenen "Asr-ı Saadet'ten Günümüze" başlıklı çini ve seramik sergisi, Avcılar'daki İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Rektörlüğünün sergi salonunda sanatseverleri ağırlıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Öğretim Görevlisi ve sanatçı Dr. Kifayet Özkul tarafından hazırlanan sergi, İslam tarihine ve medeniyet mirasına ilişkin önemli olayları, şahsiyetleri ve sembolleri geleneksel sanat perspektifiyle ele alıyor.</p>

<p>Sergide yer alan eserlerde, Hz. Muhammed'in 23 yıllık risalet dönemi, çini ve seramik sanatının ifade imkanlarıyla, sembolik anlatımlar ve özgün tasarım dili eşliğinde yorumlanıyor.</p>

<p>Sanatçı Özkul, serginin ortaya çıkış serüveni ve sanat anlayışıyla ilgili açıklamalarda bulundu.</p>

<h3>"25 eserle sergi ortaya çıkmış oldu"</h3>

<p><br />
Projenin temelinde sevginin bulunduğunu belirten Özkul, sanatın farklı biçimlerde ortaya çıkabileceğini ancak kendi çalışmalarını inanç ve yaşam anlayışı doğrultusunda şekillendirdiğini söyledi.</p>

<p>Özkul, Türk kültürü ve İslam ahlakı üzerine eserler ürettiğini belirterek, Hz. Muhammed'i anlatma düşüncesinin uzun bir süreçte olgunlaştığını, Kovid-19 salgını döneminde aldığı kararla da serginin ilk adımını attığını aktardı.</p>

<p>Serginin odağında "Asr-ı Saadet" döneminin yer aldığını dile getiren Özkul, şöyle devam etti:</p>

<p>"İlahi huzura gidip Rabb'im bana, 'Kifayet, sana verdiğim yazılım ve donanımla ne yaptın?' diye sorunca ne demek istiyorsam, o yolda gitmem gerektiğini düşündüm. Bu niyet ve anlayışla, 'Ya Rabb'i, verdiğin yetenekle en sevdiğini anlatmaya çalıştım, şahit ol.' demek istedim. Bu bağlamda başlangıçta 63 eser ortaya koymak istedim. Fakat 23 eserde kaldım. Bir arkadaşım bu sayının Hz. Peygamber'in risalet sürecini sembolize ettiğini söyledi. Daha sonra buraya 2 eser daha ilave oldu ve toplam 25 eserle sergi ortaya çıkmış oldu."</p>

<h3><br />
"Karşımızda Hz. Peygamber'in hayat döngüsünü anlatan manevi bir çalışma var"</h3>

<p><br />
Dr. Kifayet Özkul, sergide hilye-i şerif, mühür ve ism-i şerif üzerine farklı disiplinlerde eserlerin yer aldığına işaret ederek, "Ben burada ilk kez doğum işaretlerinden ayak izine kadar Hz. Peygamber'in hayatında yer alan kıymetli noktaları çıkarıp tasarlamaya çalıştım. Böylece de ilk defa doğum ve ebedi alem arası hayat döngüsünü anlatan bir koleksiyon seçkisi ortaya çıkmış oldu. Yani karşımızda Hz. Peygamber'in hayat döngüsünü anlatan manevi bir çalışma var. Biz de bu 'manevi' sergimizde, hurma ve gül suyu ikram ederek ziyaretçilerimize kapılarımızı açtık." diye konuştu.</p>

<p>Serginin "az renk, çok detay" üslubuyla şekillendiğini söyleyen sanatçı, "'Az renk, çok detay', aslında karmaşadan uzak olup yakınlıkta anlam arayışına yönlendirmeyi anlatıyor. Serginin temel rengi siyah ve çalışmaların odağında bu var. Bilindiği üzere Hz. Muhammed'in nurunun rengi ve Ukab sancağı siyahtır. Bunun yanı sıra 'Karanlıktan sonra aydınlık gelir.' hadisi de sergide bu rengi kullanmamda önemli bir etken oldu." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><br />
"Bize düşen ata yadigarı değerlere sahip çıkmaktır"</h3>

<p><br />
Özkul, sanatın temel vazifesinin "gelenek ve köklere dönmek" olduğu yorumunu yaparak, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>"Gelenekler, ahlak ve töre, kasıtlı bir şekilde yok ediliyor. Biz biliyoruz ki teknolojinin pik yaptığı medeniyetler hep kendi kıyametlerinde yıkılmışlardır. Artık sona yaklaştık. Ben de böylesi bir zaman diliminde eserler ortaya koymak istedim. Geleneksel sanatların bu noktada önemli bir rol ve imkana sahip olduğuna inanıyorum. Rönesans'ın sanatımıza atılmış bir kazık olarak hırsızlıktan öteye gidemediğini düşünüyorum. Batı medeniyeti ne yaparsa yapsın, köklerden gelen yazılım, geleneksel olanla kendini yine tekrar edecektir. Bu noktada bize düşen ata yadigarı değerlere sahip çıkmaktır."</p>

<p>Türk çini sanatındaki önemli yöntemlerden sır altı çini tekniğiyle grafik sanatının tasarım ilkelerini bir araya getiren eserlerin de yer aldığı "Asr-ı Saadet'ten Günümüze" sergisi, 30 Haziran'a kadar ziyaret edilebilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/asr-i-saadetten-gunumuze-sergisi-istanbulda-acildi</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/06/asr-i-saadetten-gunumuze-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="45484"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Bolat, Konya'da kütüphane açılışına katıldı]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/ticaret-bakani-bolat-konyada-kutuphane-acilisina-katildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/ticaret-bakani-bolat-konyada-kutuphane-acilisina-katildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanı Bolat, dünyanın halinin pek iç açıcı olmadığını belirterek, 'Siyasette, savaşlarda, ekonomik alandaki durgunluk, dış ticaretteki savaşlar, korumacılık karşısında Türkiye bölgede ve dünyada bir yıldız gibi parlıyor. Allah nazardan korusun diyorum.' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bolat, Konya'nın Ereğli ilçesinde Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Ereğli Belediyesinin koordinesinde yapılan Ereğli İlçe Halk Kütüphanesinin açılışında, memleketi Ereğli'de olmaktan büyük memnuniyet duyduğunu söyledi.</p>

<p>Kütüphanelerin bilgi hazinesi yerler olduğunu aktaran Bolat, teknolojinin çok hızlı gelişmesine rağmen kitap ve kütüphanelerin öneminin asla azalmadığını dile getirdi.</p>

<p>Bolat, Türkiye'de kütüphane sayısında büyük bir artış olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu:</p>

<p>'Okunan kitap sayılarında büyük bir artış var. Türkiye, dünyada kitap basımında önde gelen ülkelerden biri olmayı devam ettiriyor. Bu da öğrencilerimizin, eğitimcilerimizin, öğretmenlerimizin, gençlerimizin, halkımızın, teknolojiyi takip etmekle beraber, teknolojinin imkanlarını kullanmakla kitaptan kopmadıklarını, kütüphaneden kopmadıklarını, aksine daha çok bağlandıklarını bize gösteriyor. Bundan da çok büyük memnuniyet duyuyoruz. Osmanlı'dan bu yana ve Cumhuriyet döneminde bilimde, ekonomide, sanayide, ulaştırmada, enerjide, savunma sanayisinde ve ordumuzla giderek hızla güçlenen dünyada saygın itibarlı bir ülke konumundayız.'</p>

<h3>'Toplam 45 bin 327 kütüphane'</h3>

<p>Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ve Milli Kütüphane yanında 1302 halk kütüphanesi olduğunu belirten Bolat, '557 üniversite kütüphanesi var. 43 bin 466 da eğitim kurumları kütüphaneleri var. Toplam 45 bin 327 kütüphane. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi'ndeki kitap sayısı geçen yıl yüzde 4 artışla 2 milyon 713 bin 782'ye ulaştı. Milli Kütüphane de 1 milyon 989 bin kitaba ulaştı. Üniversite kütüphanelerinde yüzde 5 artışla yaklaşık 23 milyon kitaba, tüm halk kütüphanelerimizdeki kitap sayısı da yüzde 3,8 artışla 26 milyon 410 bine ulaştı.' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bolat, 39 milyon 195 bin kişinin halk kütüphanelerinden faydalandığını, halk kütüphanelerine kayıtlı üye sayısının 7 milyon 160 bin kişi olduğunu söyledi.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda Türkiye'yi çok daha yukarılara taşıyacaklarını vurgulayan Bolat, şöyle devam etti:</p>

<p>'Dünya ekonomisinde büyüklük olarak bir basamak daha atladık, 17. sıradan 16. sıraya yükseldik. Kişi başı satın alma gücü kalitesine göre ise 12. sıradan 11. sıraya yükseldik. Bu şekilde halkımızın da refah ve satın alma gücünü artıran çalışmalarımız daha da devam edecek. Dünyanın hali pek iç açıcı değil. Siyasette, savaşlarda, ekonomik alandaki durgunluk, dış ticaretteki savaşlar, korumacılık karşısında Türkiye bölgede ve dünyada bir yıldız gibi parlıyor. Allah nazardan korusun diyorum.'</p>

<p>Konuşmaların ve okunan duanın ardından Bakan Bolat ve beraberindekiler kurdele keserek hizmete açtıkları kütüphaneyi gezdi.</p>

<p>Programa Konya Valisi İbrahim Akın, AK Parti Konya Milletvekili Orhan Erdem, Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu, Ereğli Belediye Başkanı Ümit Akpınar, AK Parti Konya İl Başkanı Fatih Özgökçen, MHP Konya İl Başkanı Sedat Göncü de katıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat, Konya</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/ticaret-bakani-bolat-konyada-kutuphane-acilisina-katildi</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2026/01/omer-bolat-1-1.jpg" type="image/jpeg" length="56451"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yemen'in çamur ve kireç taşından inşa edilen yapıları zaman geçse de yaşlanmıyor]]></title>
      <link>https://www.milatgazetesi.com/yemenin-camur-ve-kirec-tasindan-insa-edilen-yapilari-zaman-gecse-de-yaslanmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.milatgazetesi.com/yemenin-camur-ve-kirec-tasindan-insa-edilen-yapilari-zaman-gecse-de-yaslanmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemen'in kuzeyinde yer alan Hadramevt Vadisi, kerpiç ve kireç taşından inşa edilen ve yüzlerce yıldır ayakta kalarak çevreyle uyum sağlayan yapılarıyla bölgenin mimari mirasına tanıklık ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hadramevt vilayetinin batısındaki Yebus ilçesi, kerpiç ve kireç taşlarıyla inşa edilmiş onlarca tarihi kale ve arkeolojik yapıya ev sahipliği yapıyor.</p>

<p>Günümüzde, tarihi yapılarla uyum içinde aynı yapı malzemeleri kullanılarak inşa edilen ve geleneksel mimariyi yerel süslemelerle birleştiren modern evler dikkati çekiyor.</p>

<p>Bu yapılar, yarı sert ve çok renkli kireç taşı levhalarının kırılarak tarımsal ürün artıklarıyla karıştırılmış çamur harcının üst üste dizilmesiyle inşa ediliyor. Çamur harcı, hem taşları birbirine bağlıyor hem de yapıya daha fazla dayanıklılık kazandırıyor.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) daha önce yayımladığı rapora göre, geleneksel Hadramevt binalarının yerel yapı malzemeleriyle inşa edilmesi, tarihi yapıların çevre ve iklim koşullarıyla uyum sağlamasına ve yüzyıllar boyunca ayakta kalmasına katkı sağladı.</p>

<h3>'Nesilden nesile bu yapılarla birlikte yaşadık'</h3>

<p>Hadramevt Vadisi sakinleri, bu yapıların uzun ömürlü olmasının yerel malzemelerin bölgedeki kurak iklim koşullarıyla uyumundan kaynaklandığını belirtiyor.</p>

<p>AA muhabirine konuşan bölge sakinlerinden Muhammed Ali, başta Yebus olmak üzere Hadramevt'in çeşitli bölgelerinde bu mimari tarzın yaygın olduğunu belirterek, 'Nesilden nesile bu yapılarla birlikte yaşadık.' dedi.</p>

<p>Coğrafi ve hava şartlarının yapılara etkisine dikkati çeken Ali, kerpicin yüksek nem ve tuz oranının duvarların daha hızlı aşınan kıyı bölgelerinin aksine vadi bölgelerindeki iklim ve toprak koşullarına uygunluğunu kanıtladığını dile getirdi.</p>

<p>Ali, 'Kerpiç yapılar yerel iklim koşullarına karşı hala uygun ve modern evlerin inşasında kullanılmaya devam ediliyor.' dedi.</p>

<h3>Kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel yapı teknikleri</h3>

<p>Yemen'deki mimari geleneğin günümüze kadar ulaşmasının, geleneksel yapı tekniklerinin ve mühendislik bilgisinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla mümkün olduğu belirtiliyor.</p>

<p>Kerpiç ustası Ahmed Hamis, yaklaşık 20 yıldır yıldır bu mesleği yaptığını söyledi.</p>

<p>Hamis, kerpiç ve kireç taşıyla inşaatın hem geçim kaynağı hem de bir 'hobi ve tutku' olduğunu dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geleneksel tekniklere göre yapılan yapıların 'çift duvar' yöntemiyle inşa edildiğini belirten Hamis, şunları söyledi:</p>

<p>'Bu teknikte duvarlar birbirine paralel iki katmandan oluşuyor. İç duvar odalara yalıtım ve yapısal denge sağlarken, dış duvar ise yapının farklı iklim koşullarına karşı dayanıklılığını artırıyor. Hadramevt kaleleri bu sayede iklim koşullarına karşı ayakta kalıyor.'</p>

<h3>Açık hava müzesi</h3>

<p>Yebus sakinlerinden toplum gönüllüsü Muhammed Ömer ise ilçede onlarca tarihi köy bulunduğunu, bu yerleşimlerin tarım arazileri ve yüksek dağlarla çevrili olduğunu söyledi.</p>

<p>Ömer, 'İlçenin eteklerine ve tepelerine yayılan tarihi kaleler ve kadim yapılar bölgeyi açık hava arkeoloji müzesine dönüştürüyor. Sadece El-Hammam köyünde bile bazıları 300 yıldan daha eski, günümüze kadar ayakta kalmış 15'ten fazla kale bulunuyor.' diye konuştu.</p>

<p>- Hem savunma hem sosyal işleve sahip tarihi kaleler</p>

<p>Bu kalelerin Yemenlilerin mühendislik tasarımındaki ustalığını ve iklim koşullarına uyum sağlama becerisini yansıttığını vurgulayan Ömer, ayrıca yüksek surlar, dar pencereler ve yuvarlak köşelerle önemli savunma ve güvenlik işlevleri de üstlendiklerini ifade etti.</p>

<p>Ömer ayrıca, bu kalelerin yalnızca savunma amaçlı değil, aynı zamanda birden fazla aileye ev sahipliği yaparak sosyal bir işlev de gördüğünü dile getirdi.</p>

<p>Ülkedeki bu mimari mirasın kültürel ve turistik bir değer taşıdığını vurgulayan Ömer, Yemen'in yüzyıllara yayılan tarih ve medeniyetinin bir parçası olan bu eserlerin korunması için daha fazla ilgi ve bakım gerektiğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür-Sanat, Yemen</category>
      <guid>https://www.milatgazetesi.com/yemenin-camur-ve-kirec-tasindan-insa-edilen-yapilari-zaman-gecse-de-yaslanmiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 18 Jun 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://milatgazetesicom.teimg.com/crop/1280x720/milatgazetesi-com/uploads/2025/03/yemen-bayrak.jpg" type="image/jpeg" length="73989"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
