Kültür-Sanat

Rumeli’nin Şafağından Günümüze: Gönül Coğrafyasında Makedonya

Tarih sadece tozlu arşivlerde değil, Üsküp’ün Taşköprü’sünde ve vatan toprağında uyuyan kahramanların sessiz şahitliğinde yaşar; Kuzey Makedonya, gönül coğrafyamızın asırlık ahde vefasıdır.

Fevzi Akargül / Makedonya, Üsküp

Bugün Balkanlar’ın kalbi Kuzey Makedonya, Türk milletinin gönül coğrafyasında sıradanlıktan uzak, ülkeden fazlasını anlatıyor. Üsküp’ün Taşköprü’sünden esen rüzgârın, Manastır’ın tarihi sokaklarında yankılanan askeri adımların, Kalkandelen’in renklerinde hayat bulan estetiğin yurdudur. Bu topraklardaki maddi-manevi mirasa bakmak; sadece geçmişe özlemi değil, günümüz ahde vefayı, entelektüel bilinç-vizyonu anlamayı gerektirir. Makedonya seyahatimizde tarihe adım adım şahitlik ettik, ebedi saygı- vefa ile.

OSMANLI’NIN MAKEDONYA’YA ULAŞMASI

Osmanlı İmparatorluğu’nun Makedonya coğrafyasıyla tanışması, devletin bir beylikten cihan şümul (evrensel) imparatorluğa dönüşme sürecinin en kritik virajıdır. Anadolu’dan Rumeli’ye geçen Türk akıncıları için bu topraklar, sadece fethedilecek birer kale değil, yeni medeniyetin harcının karılacağı birer merkezdi. Osmanlıların bölgeye kalıcı olarak gelişi, 14. yüzyılın ikinci yarısına, özellikle 1371 yılındaki Meriç (Çirmen) Zaferi’ne dayanır. Bu zafer, Balkanlar’ın kapılarını Türk fetihlerine ardına kadar açmıştır. Ardından, 1392 yılında Yıldırım Bayezid dönemi komutanlarından Paşa Yiğit Bey tarafından Üsküp’ün fethi gerçekleştirilmiştir. Bu tarih, Makedonya topraklarında tam 520 yıl sürecek olan ve bölgeye adalet, huzur ve çok kültürlülük aşılayan Osmanlı idaresinin resmi başlangıcıdır. Makedonya, İstanbul’un fethinden çok daha önce Türk yurdu olmuş, Anadolu’dan getirilen "Evlad-ı Fatihan" olarak anılan Türkmen boylarının buraya iskanı ve maddi fethin yanında kalplerin de fethi gerçekleşmiş, bölge olarak kalıcı Türk çehresi kazanmıştır. Osmanlı için Makedonya, sonradan eklemlenmiş eyalet değil, imparatorluğun öz be öz kalbi, ana vatanıdır.

OSMANLI’NIN MAKEDONYA’DA BIRAKTIĞI MEDENİYET MİRASLARI

Osmanlı Devleti, hükmettiği topraklarda sadece askeri egemenlik kurmakla kalmamış, "insanı yaşat ki devlet yaşasın" felsefesi doğrultusunda kalıcı eserler inşa etmiştir. Makedonya’da atılan her adımda medeniyetin estetik, mimari, nezaket anlayışına rastlamak mümkündür. Osmanlı mimarları ve devlet adamları, girdikleri şehirleri tahrip etmek yerine, onları hanlar, hamamlar, camiler, köprüler ve saat kuleleriyle adeta birer açık hava müzesine dönüştürmüşler ve günümüze 500’den fazla tarihi eser ulaştığı tahmin ediliyor. Üsküp Osmanlı’yı ile Orta Avrupa’ya bağlamakla birlikte şehirdeki ünlü ‘’Taşköprü’’, Vardar Nehri’nin iki yakasını yaklaşık 550 yıldır birleştirirken kültürleri birbirine bağlayan diplomatik köprü vazifesi görüyor. Davut Paşa Hamamı, Sulu Han, Kurşunlu Han ve Üsküp Eski Çarşısı, Osmanlı’nın ticari hayata, temizliğe sosyal devlet anlayışına verdiği önemin somut nişaneleridir. Osmanlı idaresi, mimarideki bu ihtişamı toplumsal alanda muazzam hoşgörü (istimalet) politikasıyla taçlandırmıştır. Farklı dini-etnik unsurların yüzyıllarca barış içinde yaşaması, Osmanlı’nın bu topraklara bıraktığı en büyük sosyolojik mirastır. Ayrıca şu anektodu da unutmamak gerekir; Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar’ı sadece yönetilen coğrafya olarak görmemiş; aksine devletin zirvesini, ordusunu ve diplomasisini yüzyıllar boyunca Balkanlar’ın çocuklarına (Arnavut, Boşnak, Rumeli evlatlarına) emanet etmiş, tekrarlar dışarıda tutulduğunda görev yapan devşirme kökenli sadrazamlardan yüksek bir bölümü Balkanlar’dan gelmiştir.

‘’SAVAŞTA-BARIŞTA KOPMAMAK’’

Balkanlar ve Makedonya toprakları, imparatorluğun yükselişine şahitlik ettiği gibi, en hüzünlü trajik dönemine de sahne olmuştur. 20. yüzyılın başında patlak veren Balkan Savaşları (1912-1913), Osmanlı’nın bu topraklardaki askeri varlığının en çetin sınavı olmuştur. Yazılı kaynaklar, askeri tarih araştırmaları göstermektedir ki, Osmanlı Devleti bu kritik dönemde vatan toprağı gördüğü Makedonya bölgesini savunmak adına Anadolu’dan ve imparatorluğun dört yanından muazzam büyüklükte askeri sevkiyatlar gerçekleştirmiştir. Zeki Paşa komutasındaki ‘’Vardar Ordusu’’, sayıca, lojistik olarak kendisinden katbekat üstün ittifak güçlerine karşı Kumanova, Pirlepe, Manastır cephelerinde destansı, hüzünlü direniş sergilemiştir. Çarpışmalar esnasında binlerce askerimiz şehit düşmüş, yaralanmış, hatta salgın hastalıklar neticesinde cephe gerisinde can vermiştir. Manastır ve sınır hattındaki Gevgeli’de bulunan Türk şehitlikleri, o dönemde toprağa düşen kahraman askerlerimizin sergilediği sarsılmaz miraslarıdır.

MAKADONYA TOPRAĞINDA FİLİZLENEN DEĞERLER

Makedonya tarihi, bu topraklarda doğmuş, büyümüş veya buraya hizmet etmiş pek çok devlet adamı, asker, fikir insanı sanatçıyla zenginleşmiştir. Bu şahsiyetler, Osmanlı idari mekanizmasında zirveye oynamış, bölgenin sosyo-kültürel dokusunu inşa etmişlerdir. Üsküp’ün Fatihi Paşa Yiğit Bey ve oğlu İshak Bey, bölgenin sadece askeri hakimleri değil, aynı zamanda kurdukları vakıflar, camiler ve medreselerle Makedonya’yı ilim merkezine dönüştüren medeniyet mimarlarıdır. Osmanlı diplomasi ve yönetim tarihine damgasını vuran Köprülüler ailesi, isimlerini bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde kalan, o dönem "Köprülü" olarak anılan Veles şehrinden almaktadır. Köprülü Mehmed Paşa ve Fazıl Ahmed Paşa gibi sadrazamlar, devletin duraklama döneminde askeri ve diplomatik reformlarla imparatorluğa altın çağını yeniden yaşatmışlar, aile Osmanlı’ya altı sadrazam kazandırmıştır. Türk edebiyatının, diplomasisinin en naif isimlerinden Yahya Kemal, 1884 yılında Üsküp’te doğmuş, ‘’Kaybolan Şehir’’ şiirini Üsküp’e duyduğu özlem ile kaleme almıştır. Ayrıca Mustafa Kemal Manastır’da bulunan askeri idadide eğitim görmüş, fikir dünyası burada büyük ölçüde şekillenmiştir.

DÖRT BİR YANI ZERAFET BEZELİ ‘’ALACA CAMİİ’’

Kuzey Makedonya’nın Osmanlı mirası içindeki en nadide eserlerinden biri, hiç şüphesiz Kalkandelen ‘dedir (Tetovo). Kalkandelen İsmi, Anadolu’dan göçmenler için’’ kalkan gelen’’ den veya ‘’kalkan delen’’ isimli silahtan geldiği söylenir. Alaca Camii’dir. 1438 yılında inşa edilen yapı mimarlık tarihinde benzersiz kılan unsur, ruhuna işleyen muazzam "kadın eli" dokunuşudur. Cami, alışılagelmişin aksine dönemin muktedir paşalarının güç gösterisi olarak değil; Hurşide ve Mensure kız kardeşler çeyizlerini bağışlayarak inşa ettirmiştir. Caminin dış cephesine, iç bezemelerine bakıldığında, klasik erkek mimar aklının, düz nizamı düşünen askeri disiplinin çok ötesinde, estetik göze çarpar. Sert geometrik hatların yerini alan, doğal kök boyaları ile çiçek motifleri, bitkisel desenler, ince işçilik, erkeğin tahayyül edemeyeceği naifliğe sahiptir. O dönem Mekke’ye giden ressamın yaptığı düşünülen Kabe ve İstanbul tasvirleri, Endülüs medeniyet esintileri camiye evrensel bir nitelik katıyor. Bahçedeki türbelerinde yan yana uyuyan iki kız kardeşin kabirleri, taşa nakşedilmiş nezaketin, estetiğin bekçileridir adeta. Camiinin ismi ‘’ALACA’’ olması bezemelerden ötürüdür. Motiflerin canlılığını koruması için on binlerce yumurta akı kullanıldığı rivayetlerdendir. Camiini bugünü görkemin sağlayan ve Restore eden Abdurrahman Paşa’nın vasiyetinde giriş kapısı üzerinde caminin bir ilim yuvası olarak ’Kur’an okutmak ve hafız yetiştirmek için’’ yaptırdığı belirtilir. Ayrıca yine Kanuni Döneminde temelleri atılan, aşevi, Kervansaray, çeşme (dikkat çekici detay üzerinde Aslan figürü olmasıdır) Bektaşi Harabati Baba Tekkesi, burada önemli Osmanlı dönemi eserlerindendir.

KUZEY MAKEDONYA’DA TÜRK VARLIĞI

Kuzey Makedonya’daki Türk varlığı, sadece şehitlikler ve tarihi binalardan ibaret statik geçmişi temsil etmez. Aksine, bugün Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin kurucu, asli unsurlarından biri olan canlı, dinamik ve üreten Makedonya Türk toplumu mevcuttur. Sosyolojik bakıldığında, ülkedeki Türkler; Üsküp, İştip, Kalkandelen, Radoviş, Struga bölgelerde yaşamaktadırlar. Kuzey Makedonya anayasasının sağladığı haklar çerçevesinde, Türkçe resmi dil kabul edilmekte, ilkokuldan üniversiteye kadar anadilde eğitim hakkı başarıyla uygulanmaktadır. Türk toplumu, kendi siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları ve kültürel dernekleri aracılığıyla ülkenin çok etnikli yapısında istikrarın ve barışın en büyük güvencesidir. Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti; TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı gibi kurumları aracılığıyla Makedonya’daki soydaşlarımıza, tarihi mirasımıza yönelik projeler yürütmektedir. Şehitliklerin restorasyonu, camilerin ihyası, Türkçe eğitimin desteklenmesi, Ankara ile Üsküp arasında tepeden tırnağa ‘iş birliği diplomasisi" modeli oluşturmaktadır.

MANEVİ MİRAS: BALKANLAR ME MAKEDONYA

Kuzey Makedonya’da bulunan Türk şehitlikleri ve Osmanlı medeniyet mirası bizlere tarihin sadece askeri zaferlerden, yenilgilerden ibaret olmadığını göstermektedir. Şehitliklerimiz, o topraklarda verilmiş son nefeslerin anısı olduğu kadar; Türkiye-Kuzey Makedonya arasındaki köklü, sarsılmaz, dostane ilişkilerin en güçlü manevi temelidir. Bugün şehitliklerimizi ziyaret etmek ve korumak, revizyonist bir tarih anlayışının değil, aksine uluslararası ilişkilere yön veren bir "ahde vefa ve nezaket diplomasisinin gereğidir. Geçmişten aldığımız değerleri barışçıl bir geleceğin harcı yapmak, Kalkandelen’deki Alaca Camii’nin zarafetini korumak ve oradaki Evlad-ı Fatihan’ın sesine ses katmak insani ve tarihi ödevdir. Kuzey Makedonya, üzerinde yükselen Türk anıtları ve yaşayan Türk toplumuyla, Balkanlar’da barışın, hoşgörünün ve ortak geleceğin en parlak simgesi olmaya devam edecektir. Mirasımıza sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmaktır.

Kaynakça -Yararlanılan kaynaklar

-Günşen, A. (2006) - Makedonya Türk Ağızları

-Hasan, H. (1998) - Türk Halk Edebiyatı