Rüpela gewr

0

Mahabad Kürt cumhuriyeti aynı zamanda bir Türk devletiydi.

Yürek dağlayan bir trajedidir Mahabad.

Qazî Muhammed'in dar ağacına çekilmesiyle sona eren, alt yapısız teşviklerin, gözünü petrol bürümüş komünistlerin, Kürt halkını kullanabilecekleri bir kart olarak gören uluslararası şirketlerin, Kürt'ler ve Türk'ler için ibretlerle dolu bir hikayenin adıdır Mahabad.

1946'da kurulan, toplam 11 ay yaşayabilen Mahabad Kürt cumhuriyeti aynı zamanda bir Türk devletidir. Türk'ün ve Kürd'ün Malazgirt'te başlayan kader birliği Mahabad'ta da gösterir kendini.

Azeri Türk'leri ve Kürt'lerin bağımsızlık mücadelesi birlikte yürütülmüş, nihayetinde 1946'da Mahabad ile Azerbaycan arasında imzalanan antlaşmaya göre; Kürt'lerin çoğunlukta olduğu Azerbaycan topraklarında Kürt yönetimi temsilcileri, Azerilerin çoğunlukta olduğu Kürt topraklarında ise Azeriler arasından temsilciler seçilecek, askeri ve ekonomik işbirliğine gidilecek, diğer ülkelerle yapılacak her türlü antlaşma her iki devletin onayı alınarak yapılacak, son olarak İki halk arasında tarih içinde yerleşmiş olan dostluk ve işbirliği ilişkilerini bozma denemesinde bulunan kim olursa olsun, iki halk tarafından cezalandırılacaktır.

Her iki devletin kuruluş aşamasında Sovyet desteğinin olduğu açıktır. İran başbakanı Qavam, Moskova'ya yaptığı ziyarette, Bolşevik'lerin tek derdinin bölgedeki enerji kaynakları olduğunu anlamış ve bu kaynakları Sovyet'lerin emrine vermiştir. Karşılığında aldığı şey Azeri'lerin ve Kürt'lerin kellesi oldu. Sovyet yönetimi petrolun sözünü alır almaz Azerbaycan ve Kürdistan'dan çekilir. Çekilmekle kalmaz İran'a Azeri'leri ve Kürt'leri ezmesi için askeri yardım yapar.

Endüstri devrimi ile birlikte sadece Kürt'lerin değil diуer halklarında hakları, enerji kaynaklarının paylaşımı için feda edildi.

Bu toprakların asli unsuru olan halkların birazcık kafası çalışıyorsa, bütün meselelerini kendi aralarında, öyle üçüncü göze falan ihtiyaç duymadan kendileri çözer, Gladyonun emriyle iş yapmaz.

Mahabad'ta darağacına asılan Qazî Muhammed'in heyulası Ortadoğuda hala başı boş gezinmekte...

The fall of Cecil John Rhodes....

Yeni bir dönemin ayak sesleri uzun süredir zaten kendini hissettiriyordu. Güney Afrika'nın en büyük üniversitesi Cape Town'da öğrenciler Cecil John Rhodes'in heykelinin üniversite kampüsünden sökülmesi için protestolar başlattı. Protestolar önü alınamaz hale geldi ve üniversite yönetimi heykelin kampüsten çıkarılması kararını aldı.

Cecil Rhodes hepimizi yakından ilgilendirmek zorunda olan bir isim. Çünkü onun kurduğu dünya imparatorluğunun öyle yada böyle etki alanında yaşıyoruz.

Rhodes bir İngiliz milliyetçisi, tanrının İngiliz'leri bütün milletleri yönetmek için yarattığına inanıyor.

Güney Afrika'da kurduğu elmas madeni sektörünü muthiş zekasıyla tekele dönüştüren Rhodes kısa sürede dünyanın en zengin insanı olmayı başarır. Zenginliğin yetmediğini anlayınca The around table adlı örgütü kurarak bütün dünyayı yönetme hayallerini gerçekleştirir.

Edward Griffin, dünya ekonomi merkezi ABD'de mevcut iki partinin başkan adaylarının The araound table örgütü tarafından seçildiğini söyler. Griffin'e göre, TV'ler, gazeteler burada çalışan kalbur üstü tüm gazeteciler bu örgütün çarkından geçmek zorunda. Üniversiteler, STK lar dahil hiç bir alan boş bırakılmıyor. Dünyanın dört bir tarafında hükümetleri kurup deviren yine bu örgüt. Üst akıl dedikleri şeyin ta kendisi...

Buna rağmen yıkılmaz denilen yıkılabiliyor. Zamanın ruhu karşısında ayakta kalabilen hiç bir güç yok. Buna karşı yükselen trend ise Erdoğan'ın temsil ettiği anlayış.

Abdullah Gül ve yeni arayışlar

Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı çok az insana nasip olabilecek makamlar. Düşünsenize bir devletin toplam 12 Cumhurbaşkanı'ndan birisi olma şansı bahşedilmiş size.

Bu muhteşem duygunun bile insana az gelebilecek olması acı bir durum.

Abdullah Gül başarılı bir başbakan ve cumhurbaşkanıydı. Geldi ve geçti...

Oysa birileri öyle düşünmüyor olabilir. Adı yeni kurulacak bir partiyle anılıyor sıkça. Kendisine bu konuda sorulan sorulara ucu açık cevaplar veriyor.

Bir insanın hizmet etmek için illada Başbakan, Cumhurbaşkanı olması gerekmiyor. Gül kalitesindeki bir insan pekala farklı kulvarlarda tecrübelerini insanlığın hizmetine sunabilir. Örneğin nükleer silahlara karşı dünya'nın dört bir tarafında konferanslar düzenleyerek çevre için ciddi tehlikeler arz eden bir meselede uluslararası bir isim olabilir. Günümüz meseleleri üzerine kitaplar yazarak dünya barışına katkıda bulunabilir. Abdüllatif Şener'i değil, bu konuda kendisine Bill Clinton'u örnek alabilir mesela...

SÖYLENMESE EKSİK KALIRDI

"Ger ku serketin ya çeremspîyan be, ev şereke.Ger ku serketin ya çeremsoran be, ev qir kirineke"

"Eğer beyazlar kazanırsa, bu bir savaştır. Eğer Kızılderililer kazanırsa, bu bir katliamdır"

-Bir Kızılderili Atasözü-