Suriye'de Türk hava sahasını ihlal eden, Rus uçağının Türkiye tarafından düşürülmesinden sonra Türkiye'de genel kanı; "Rusların bir şekilde intikam alacağı'' yönündeydi. Nitekim Rusları, Türk deniz sahasındaki balıkçı teknelerine taciz ateşin açılması ve Türk ürünlerine ambargo konulması kesmemiş görünüyor. Zira Rusya, şimdiden terör kartını uygulamaya aldı.
Rusların terör kartını kullanması 1990'larda Türk-Rus ilişkilerindeki 'güvensiz ortamın' tekrar hortlamasına neden oldu. Çünkü Ruslar ile Türkiye arasında Rusların PKK'yı desteklemeyeceği, Türkiye'nin de Çeçenistan'daki direnişçilere yardım etmeyeceği yönünde anlaşma yapılmıştı. Açıkçası Suriye krizine kadar da Türk-Rus yakınlaşması stratejik işbirliği noktasına gelmiş, birçok alanda ciddi kazanımlar sağlanmıştı.
Fakat Rusya, Suriye meselesinde ötürü PKK ve PYD üzerinden (gizli-kapaklı değil) aleni bir şekilde göstere göstere Türkiye'nin aleyhine oluşabilecek her türlü yapıyı ve sosyolojiyi kullanacağını da gösteriyor. Açıkçası son 6 aydır durum bundan farklı değildi.(Özellikle Suriye'de yaşananlardan ötürü) Ancak Türkiye, Rusya'nın aleyhine veya menfaatine olan benzer problemleri kaşımıyordu. (Çeçenistan-Gürcistan-Ukrayna)
Artık, Rusları alttan almanın ve 'gazı'nı almanın çok bir anlamı kalmadı. Zaten Türkiye, enerji için birkaç ülkeyle var olan antlaşmaları revize etti. Barzani ile yapılan enerji anlaşmasına da ivme kazandırdı.
Çünkü Rusya, PKK'yı kullanarak Türkiye'den intikam almak istiyor. Bunu da sadece silah, askeri malzeme ve para şeklinde değil, aynı zamanda uluslar arası arenada meşruiyet tanıyarak PKK ve PYD'ye devlet kurarak yapmak istiyor. Malumunuz PKK ve PYD, Rusya ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak tanınmıyor.Bununla birlikte Türkiye, ABD, AB ve BM, PKK'yı terör örgütü listesine dahil edilmişti. Ancak PKK'nın Suriye kolu olan PYD, Türkiye'nin terör örgütü listesinde olmasına rağmen IŞİD/DEAŞ'e karşı mücadele verdiği için ABD, Rusya ve Avrupa tarafından terör örgütü olarak kabul edilmiyor.Rusya, PYD'ye destek verdiği gibi Moskova'da faaliyetten bulunmasından rahatsız değil. Para ve silah yardımı da cabası. Bu bağlamda Esed ve DEAŞ'ın da PYD'ye alan açtığını unutmamakta yarar var.
Bu bağlamda PYD, ABD ve Rusya'nın dış politikasında yeni bir boyut kazandırdı. Uluslararası Silahlı Çatışmalar Hukuku, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve 1977 tarihli Cenevre Sözleşmeleri'ne Ek Protokolleri, 1998 Roma Statüsü 8 md. PKK/PYD gibi terör örgütlerine uluslararası hukuk marifetiyle ABD, AB ve Rusya gibi ülkelere müdahale hakkı tanıdığı gibi Türkiye gibi ülkelere de diz çöktürebilmekte veya bölünmesine sebebiyet vermektedir. Açıkçası BM'nin müdahil olduğu birçok farklı coğrafya inim inim inlemekte ve bölünmektedir.(Örneğin Kıbrıs, Somali, Sudan,Filistin, Bosna…v.s)
Güneydoğu'daki karışıklığı kullanmak,Nusaybin, Silopi, Şırnak, Cizre gibi stratejik ilçeleri kullanarak, PYD'nin Kuzey Suriye'deki elde ettiği kazanımlarla birleştirip Dev bir Devlet kurmak gibi bir hayali uygulamak isteniyor. -Tabii, Konjonktür uyarsa-
Böylelikle İran ve Rusya'nın Doğu Akdeniz'e inme projesi, Türkiye'nin Güneydoğu'sunun parçalanması, Türkiye'nin güçlenmesinin engellenmesi ve ABD'nin Ortadoğu politikasındaki çıkarları elde edilmek isteniyor.
Ancak Türkiye, yukarıda bahsettiğimiz Rus-İran-Irak ve kanaatimce ABD'ninde içinde olduğu bu ülkelerin stratejisini bozduğu gibi -7 Haziran seçimlerinde sekteye uğramış olsa da- 1 Kasım seçimlerinden sonra masaya elini sert vurarak bölge ülkelerine ayar vermektedir. Önümüzdeki günler Türkiye'nin güçlendiği (Kerkük ve Musul petrolleri özelinde) hissedilmeye başlanmasıyla İran ve Rusya'yı daha da rahatsız edecektir.
Sonuç olarak, Ruslar, PKK/PYD'ye uluslararası hukuki yollardan bir devlet kurdurtmak istiyor. Demirtaş'ın Moskova ziyareti, bunun Türkiye içinin karıştırılmasına yönelik bir ihaleydi. Güneydoğu'daki olaylar da gösteriyor ki PKK, ihaleyi Demirtaş'ın ziyaretinden çok daha önce almış.Elbette Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü Hükümeti, Ordusu, İstihbaratı ve diğer unsurlarıyla özellikle 1990'lı yıllardan çok daha güçlü. Bu gibi tehditleri bertaraf edecek güce sahiptir. Biraz daha cesur kararlar almak ve hızlı koordinasyon sağlamak en büyük handikapımız. İnanıyorum ki üstesinden gelinecektir. Zira bununla ilgili birçok belirti zaten var.