8 Mart 1857 kadın katliamı, yaygın anlatıya göre ABD’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçilerin daha iyi çalışma koşulları için greve gitmesi ve ardından yaşanan trajik bir olayla ilişkilendirilir. Bu anlatı, özellikle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün ortaya çıkışı ile bağlantılı olarak sıkça dile getirilir. Ancak mesele sadece bir tarih anlatısı değildir. Asıl mesele, Müslümanların kendi değer ölçülerini bırakıp başka medeniyetlerin kavramlarıyla düşünmeye başlamasıdır.
Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Şahsiyetçi bir yaklaşım ortaya koymak varken neden cinsiyetçi bir yaklaşım ortaya koyuyoruz? Kadına bakışımızda neden Allah’ın boyasıyla boyanmak yerine kadına yönelik kirli bir geçmişe sahip olan Batı dünyasının boyasıyla boyanıyoruz?
Kur’an bize açık bir ölçü koyar:
“Allah’ın boyasıyla boyanın. Boyası Allah’ın boyasından daha güzel olan kimdir?”
(Bakara 2/138)
Müslüman için kimlik ve değer ölçüsü vahiydir. Fakat bugün garip bir şekilde birçok Müslüman toplumda ölçü vahiy değil, modern dünyanın ideolojik kavramları hâline gelmiştir. Kadın meselesi de bu ideolojik kavramların en yoğun kullanıldığı alanlardan biridir.
Oysa İslam, kadını Batı’nın yüzyıllarca yaptığı gibi değersizleştiren bir medeniyet değildir. Batı dünyasında kadın, yakın zamana kadar insan bile sayılmamıştı. Avrupa’da Orta Çağ boyunca kadınların ruhu olup olmadığı tartışıldı. İngiltere’de evli bir kadının mülkiyet hakkı ancak 19. yüzyılın sonlarında tanındı. Kadınların oy hakkı ise birçok Batı ülkesinde 20. yüzyılın ortalarına kadar verilmedi.
İslam ise daha 7. yüzyılda kadına şu hakları tanımıştı: miras hakkı, mülkiyet hakkı, eğitim hakkı, ticaret yapma hakkı ve insan olarak tam bir onur.
Kur’an bu hakikati şöyle ilan eder:
“Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir kadından yarattık...”
(Hucurât 49/13)
Burada üstünlük cinsiyette değil, takvadadır. İslam’ın yaklaşımı cinsiyet merkezli değil, şahsiyet merkezlidir.
Peygamber Efendimiz (sav) de kadının değerini açık bir şekilde ortaya koymuştur:
“Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en hayırlı olanınızdır.”
(Tirmizî)
Başka bir hadisinde ise şöyle buyurur:
“Cennet annelerin ayakları altındadır.”
(Nesâî)
Dikkat edelim: İslam kadını yüceltirken bunu ideolojik sloganlarla değil, insan onuru ve sorumluluk bilinci üzerinden yapar. Çünkü İslam’ın temelinde “hak” vardır, propaganda değil.
Bugün ise Batı kaynaklı birçok gün Müslüman toplumlarda sorgulanmadan benimsenmektedir. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü ve benzeri günler gibi Kadınlar Günü de modern kültürün ürettiği sembolik günlerden biridir. Bu günlerin çoğu, kapitalist kültürün tüketim döngüsünün bir parçasıdır.
Kur’an Müslümanlara şu uyarıyı yapar:
“Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.”
(En’âm 6/116)
Peygamber Efendimiz (sav) de şöyle buyurur:
“Kim bir kavme benzerse o da onlardandır.”
(Ebû Dâvûd)
Bu hadis, Müslümanların kimlik ve kültür konusunda taklitçi olmaması gerektiğini hatırlatır. Çünkü taklit zamanla zihinsel bağımlılığa dönüşür.
Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir nokta vardır:
Kadının değeri elbette savunulmalıdır. Kadına yönelik zulüm elbette reddedilmelidir. Ancak bunu yaparken vahyin ölçüsünü bırakıp Batı’nın ideolojik kavramlarını benimsemek, Müslüman için ciddi bir kimlik sorunudur.
Çünkü İslam’da kadının değeri yılda bir gün hatırlanan bir slogan değildir. Kadının değeri her gün, her an ve her alanda korunması gereken bir emanettir.
Kur’an müminlere şu sorumluluğu yükler:
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir.”
(Tevbe 9/71)
İslam toplumunda kadın ve erkek birbirine rakip değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.
Bu yüzden Müslümanların yapması gereken şey Batı’nın ürettiği sembolik günleri taklit etmek değil, kendi medeniyetinin değerlerini yeniden diriltmektir.
Çünkü Müslümanın kimliği sloganlarla değil, vahiy ile şekillenir.
Son söz şudur:
Eğer gerçekten kadının onurunu savunmak istiyorsak, bunu Batı’nın ideolojik kalıplarıyla değil, Kur’an’ın ölçüsüyle yapmak zorundayız. Çünkü insanı en iyi tanıyan onu yaratandır.
“Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir.”
(Mülk 67/14)
Bugün Müslümanların ihtiyacı olan şey Batı’nın boyası değil, Allah’ın boyasıdır.
Çünkü Allah’ın boyasından daha güzel bir boya yoktur.