Önsöz’ünü Ali Ulvi Kurucu’nun yazdığı Tarihçe-i Hayat’ı okuduğumda çocuk sayılırdım. Ömrünü iman hakikatlerine, İslam davasına, Kur’an’ın daha iyi anlaşılmasına hasreden ve destansı bir ömrü yaşayan Bediüzzaman Said Nursî’yi, bu eser sayesinde tanıdım. O vakitten beri biyografi kitaplarının lüzumuna, önemine inanıyorum.
Haluk İmamoğlu’nun Ö. Rıza Akgün ile birlikte hazırladığı Bediüzzaman Said Nursî Kısa Tarihçe-i Hayatı kitabını okuyorum. (Tola Yayınları) Kitap 112 sayfa. Osmanlı’nın son devrini yaşamış, Cumhuriyet döneminde etkili olmuş bereketli bir ömrün sahibi, bu özlü çalışma ile anlatılıyor. İlk sayfaları okumaya, ayet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerle başlıyoruz. Sonra Said Nursî’nin çocukluk yılları…
Bitlis Hizan’ın Nurs köyünde doğan, şark medreselerinde temayüz eden, ilmi ve hafızası ile hocalarına kendisini kabul ettiren, Siirt’te “Bediüzzaman” unvanını kazanan üstad, daha çocukluk ve delikanlılık yıllarında “meşhur” olmaya başlar. Cevval bir mizacın sahibi. Güneydoğu’nun âlimleriyle görüşen, dindar ve dine hürmetkâr valileriyle imtizaç eden Said Nursî, bir ideal sahibidir. Bütün derdi tasası, milletimizin imanına hizmet etmek. Günlük politik gelişmelerin üstünde geniş bir siyasetin takipçisi. Ruslar’a ve Ermeniler’e karşı Güneydoğu’da “Gönüllü Alay Kumandanı” olarak gösterdiği üstün kahramanlık. Yaralanması ve “gazi” oluşu… Biricik rüyası, hülyası ise İslam toplumunun aydınlanması, Müslümanların uyanması için kurmayı düşlediği üniversite: “Medresetü’z-Zehra”. Gönül düşürdüğü biricik projeyi gerçekleştirmek için padişahlarla, farklı devirlerin idarecileriyle görüşmesi… Fikr-i takip sahibi. Bugün de İslam toplumlarının temel derdi olan “cehalet”, “zaruret” ve “ihtilaf” düşmanlarına karşı var gücüyle mücadele etmesi, çözüm yolları göstermesi. Bu yolda katlandığı zahmetler, çektiği çileler. Üniversite mefkûresinden sonra külliyata başlaması. Ve Barla’da yazılan Nur’un İlk Kapısı… “Isparta Kahramanları”nın Hazret’i sarıp sarmalayışı… Sadece Sav köyünde bin kalemle Risalelerin eskimez yazıyla istinsah edilmesi, çoğaltılması, yayılması. Artık evler, iş yerleri, medreseler, bütün vatan sathı âdeta mektep! Ezan ve Kur’an okumanın yasaklandığı, dindar olmanın suç sayıldığı karanlık dönemlerde imanını kurtarmaya çalışan yüzbinlerce, milyonlarca insanımız… Ve kazanılan büyük zafer: Bir zamanlar, mahkemelerde mahkûm edilmek istenilen Nur Risaleleri, bugün yüce Devletimiz tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle vatandaşlarımıza ulaştırılıyor, hamdolsun.
Said Nursî bir kahraman. Türkiye’de din adına Anadolu’da isyana kalkışan bazı ‘şeyh’leri ve ‘ağa’ları dizginlemeye çalışan bir allame. Onlara “Türk-Kürt kardeşliğini” hatırlatan bir deha. İstanbul’u işgal eden küstah İngiliz ve Fransız emperyalistlerine karşı verdiği muhteşem mücadele! Gazetelerde makaleler yazarak ortaya koyduğu asil duruş… İstanbul’da isyan eden hamalları itaate ikna etmesi... Bütün bozgunculara karşı her zaman sergilediği yiğitlik numuneleri… Mahkemede sorgulanırken “Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım!” diyebilen inanmış bir cengâver… Rusya’da esaret yılları, Türkiye’de sürgünler, zindanlarda işkenceler, zehirlemeler ve türlü eziyetler! Bütün bunlara rağmen davasından vazgeçmeyen bir hak, hakikat, hareket, hizmet ve inanç adamı...
Şam’da aralarında 100’den fazla İslam âliminin olduğu camide “birlik ve beraberlik ruhu”na çağıran bir önder. İttihad-ı İslam’ın lüzumuna bir buçuk asır önce işaret eden, feraset ve basiret sahibi bir parlak zekâ! Ki bugün, 2 milyarlık koca İslam âlemi, Bediüzzaman’ın isabetli tavsiyelerini dinlemediği için perişan durumda. Şimdi de Türkiye’nin öncülüğü ile ayağa kalkıp yaralarını sarmaya çalışıyor.
Bütün hayırlı teşebbüslerin içinde. Kutlu bir milletin yedi düvelle mücadele ettiği şanlı Millî Mücadele Hareketi’nin hararetli destekçilerinden, Ülkemizi müskirat ve uyuşturucularla zehirlemek isteyen yabancılara karşı kurulan hayırlı müessese Yeşilay’ın kurucularından. Dünyada emperyalizmin en azgın ülkesi İngiltere’nin baş düşmanı. İstanbul işgali sırasında matbuatta “Tükürün İngiliz laininin hayâsız yüzüne!” diye haykıran cesur bir âlim. “İngilizlerden neden bu kadar nefret ediyorsun?” diye soranlara verdiği cevap: “Sebep bir değil bindir. Bana en ziyade şedid görünen, manen ahlakımıza vurduğu darbedir.” Aynı ülke ve “Vahşi Batı”nın diğer hempaları, mazlum Gazzeli bebekleri katleden Siyonist soykırımcı İsrail’in ABD ile birlikte baş destekçileri olmadı mı? Demek ki değişen bir şey yok. İslam’ın da, insanlığın da düşmanı bugün aynı.
Üstad, kendisiyle mülakat yapan Eşref Edib’e şöyle diyor: “Bana ıztırab veren, yalnız İslâm’ın maruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi, onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezemez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırabım, yegâne ıstırabım budur.”
Hazret-i Peygamber, “Ya Ali! Bir kişinin senin vasıtanla imana gelmesi güneşin doğduğu yer ile battığı yer arasındaki her şeyden hayırlıdır.” buyurmuştur. İşte Bediüzzaman bütün mesaisini insanların imamını kurtarmak için harcamıştır. Bugün de Ateizm ile Deizm hastalıkları, iman aşısı ve ilacı ile tedavi edilebilir. Dün de hastalık ve tedavi aynıydı, bugün de. Said Nursî tanınmalı, risaleleri okunmalıdır. Onun verdiği müjde ise hiç unutulmamalıdır: “Ümitvar olunuz! Şu istikbal inkılabatı içinde en gür sâdâ İslam’ın sâdâsı olacaktır.”