Şair Nabi’nin Ayasofiyye Şiiri

Ayasofya Camii, seksen altı yıl sonra ibadete açıldı. Gerek açılış öncesi ve gerekse de

açılış sonrası tarihin tozlu raflarından belgeler, defterler, cönkler, yazmalar kısacası eskiye

dair ne varsa yeniden çıkarıldı. Bu arşivlerin çoğu maalesef siyasî tartışmaların gölgesinde

En çok araştırılan arşiv belgesi Fatih Sultan Mehmet Vakfiyyesiydi. Diğer bir önemli

belge de Ayasofya Caminin müzeye dönüştürüldüğü 24 Kasım 1934 tarihine ait hükümet

kararnamesiydi. Bunların dışında meşhur tarihçilerimizin özel arşivlerinde sakladıkları

Siyasi tartışmaların gölgesinde çıkarılan bir belge de Şair Nabi'nin "Ayasofiyye"

şiiriydi. Bu şiir, daha doğrusu şairin divanında (kitabında) yer alan "Ayasofiyye" redifli

gazeliydi.

Ayasofya'nın açılışı öncesinde Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce, bu

şiirden bir beyit okumuştu. Daha doğrusu beytin mealini okumuştu.

Şayet sayın Muharrem İnce bu şiirden bahsetmeseydi akademik çevreler hariç

kimsenin bu şiiri alıp da okuyacağı veya merak edeceği yoktu. Öyle ki Ay Vakti edebiyat

dergisi Ağustos 2020 sayısında Ayasofiyye şiirinin orjinalini dergi kapağına koymuş fakat

insanlar, bu nedir sorusunu sormayacağını düşünerek kapağın altına ayrıca "Şair Nabî'nin

Ayasofiyye gazelidir" yazısını da eklemişti.

İnsanların soyut değil somutla iş yaptığı bu dünyada yapılacak başka bir şey yok. Ruh

halimizdeki mizah ve ironi, yerini hakaret ve kavgaya bıraktığından beri körelmiş duygular

içindeyiz. Bu körelmiş duygular toplumda gitgide oluşan bir meraksızlaşmayı da beraberinde

getirmiştir. Bir toplumdaki meraksızlaşma orada geleneksel yaklaşımların modernizm ve

teknoloji karşısında mağlubiyetini gösterir.

Bu düşüncemi teyit edecek bir hatıram var benim. Fi tarihinde, Ramazan Ayında bir

belediyenin Ramazan Çadırında misafir olmuştum. Şair Nabî'nin Ayasofiyye adlı şiirini

okumuş ve bu şiiri şerh etmiştim. Program sonunda inşallah bu okuduğumuz şiirin yüzü suyu

hürmetine Ayasofya Camii ibadete tekrar açılır diye dua etmiştim. Dinleyiciler duaya iştirak

etmişlerdi ama şiire ve şiirin şerhine bigane kalmışlardı. Program sonunda anladım ki buraya

şiir gitmiyormuş. Çünkü çadır geçiciliğin ve anın sembolüdür. Şiir ise konaklarda, salonlarda

Ayasofya Camii ve Ayasofiyye şiirinin böyle bir hatırası vardı üzerimde.

Şiiri unutmuştum ta ki Ayasofya Camii açılışı ve sayın Muharrem İnce'nin bu şiiri okuyana kadar. Demek ki duamız kabul oldu. O zaman Ayasofiyye şiirine geçebiliriz.

Şair Nabî, Ayasofya şiirinde bir Ramazan ayında ve teravih sonrasında camiden çıkan

cemaatin tasviriyle başlamış. Tıpkı Yahya Kemal'in Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiiri gibi.

İçinde gündelik gözlem ve yaşamalardan izler bulunan şiirin ilk beyti şöyle:

Rûz-ı rûze cem olur rindan Âyasofiyye'de

Halka-bend-i üns olur yaran Âyasofiyye'de

(Ramazan gününde rind meşrepliler Ayasofya'da toplanır. Ayasofya'da dostlar,

arkadaşlar bir halka etrafında samimiyetle otururlar ve birbiriyle yakınlık kurarlar.)

Gelelim Muharrem İnce Beyin okuduğu bölüme. Sayın İnce'nin okuduğu beyit şuydu.

(Daha doğrusu mealen bu beyti okumuştu.)

Zühd ü takva saf-be-saf tertîb idüb alayını

Pîç-i nevbet gösterür unvan Âyasofiyye'de

(Ayasofya'da zühd ve takva kendi alayının saflarını belirler. Orada unvana göre saf

tutulmaz.)

Not: Bu konuya yarın da devam edeceğiz inşallah.