SDG’nin Çöküşü: Silah Değil, Toplum Terk Etti

Suriye’nin kuzeyinde yaşananlar bir cephe kaybı değil, bir ideolojinin ve ona yaslanan sahte düzenin çöküşüdür. SDG/YPG’nin sahadan silinmesi, Amerikan desteğinin çekilmesiyle hızlanmış olabilir; ancak asıl yıkıcı darbe, bu yapının İslam dünyasında, aşiret yapısında ve Müslüman Arap ve Kürt halkının vicdanında hiçbir karşılık bulamamasıdır.

Silahla ayakta duran yapılar, toplumdan kopuksa çökmeye mahkûmdur. SDG tam olarak bunu yaşamıştır.

AŞİRETLER: BU TOPRAKLARIN BELİRLEYİCİ UNSURUDUR

Suriye’nin doğusunda ve kuzeyinde belirleyici olan güç hiçbir zaman ideolojik milis yapılar olmadı. Aşiretler oldu. Bu toprakların sosyolojisini, hafızasını ve meşruiyetini aşiretler taşır. SDG ise bu yapıları hiçbir zaman gerçekten anlamadı; onları sadece maaşla, baskıyla ve Amerikan korumasıyla kontrol edebileceğini sandı.

ABD sahadan çekildiği anda aşiretler şu soruyu sordu:

“Bu yapı bizi kime karşı, ne adına savaştırıyor?”

Ne İslam’a cevap vardı,

Ne Suriye’ye,

Ne de bölgenin geleceğine.

Bu nedenle Halep'ten Deyrizor’a, Rakka’ya, Haseke’den kırsal hatlara kadar yaşanan kopuş bir çözülme değil; aslolana dönüştür. Aşiretler, siyonist projelere taşeronluk eden silahlı yapılara değil; devletle ve ümmet coğrafyasıyla yeniden bağ kurmayı tercih etti.

SDG/YPG İDEOLOJİSİ: MÜSLÜMAN ARAP VE KÜRT HALKLARINA YABANCI

Bu coğrafyanın Arap ve Kürtleri dindar Müslümanlardır.

Aşiretiyle, inancıyla, geleneğiyle yaşar. SDG/YPG’nin dayattığı ideoloji ise; seküler, Marksist, köksüz ve dış bağlantılıdır. Ne camide karşılığı vardır, ne aşirette, ne de halkın kalbinde.

SDG/YPG yıllarca “Kürtleri temsil ediyoruz” dedi ama Müslüman Kürt halkı bu temsili hiçbir zaman kabul etmedi. Çünkü bu yapı Kürtlerin inancını, tarihini ve toplumsal dokusunu değil; Batılı emperyalistlerin masa başı projelerini temsil ediyordu.

Bugün yaşanan çözülme, Arap ve Kürt halklarının silahlı ideolojik terörist yapılardan değil; meşru, kapsayıcı ve devlet çatısı altındaki haklardan yana tavır aldığının açık göstergesidir.

SİYONİST REJİM–SDG/YPG SIKIŞMASINA MAHKÛM EDİLEN SURİYE

Ortaya konulan statüko açıktı: İsrail’in güvenliği için parçalanmış, ABD’nin denetiminde, SDG gibi yapılarla yönetilen bir Suriye. Bu modelin İslam dünyasında zerre kadar meşruiyeti yoktur.

Türkiye’de yoktur.

Arap dünyasında yoktur.

Suriye halkında hiç yoktur.

Çünkü bu model, ümmet coğrafyasını parçalayan, halkları kimliksizleştiren, devletleri işlevsizleştiren bir siyonist güvenlik mimarisidir.

SDG bu mimarinin yerel aparatıydı. Aparatlar ise işlevini yitirdiğinde bir gecede terk edilir.

DEVLET VE ÜMMET GERÇEĞİ GERİ DÖNDÜ

Şam yönetiminin sahaya dönüşü yalnızca askeri değildir. Bu dönüş;

aşiretlerle yeniden temas,

doğal kaynakların halk adına geri alınması, Kürt toplumuna yönelik vatandaşlık ve kültürel adımlar ile meşruiyet zemini oluşturmuştur.

İslam dünyasında silahlı örgütler değil; devlet, düzen ve toplumsal barış kalıcıdır. SDG’nin yapamadığı tam olarak budur.

SON SÖZ

SDG/YPG;

Ne ümmetin parçası olabildi,

Ne halkın temsilcisi,

Ne de bu coğrafyanın asli unsuru.

Amerikan şemsiyesi kurucu unsurdu. Şemsiye kalkınca geriye kalan şey bir yenilgi değil; toplumun başından savdığı bir yabancılaşma projesinin çöküşüdür.

Bugün Suriye’de yeniden yazılan denklem nettir:

Terör değil,

Din-ü devlet,

Mülk-i millet

Sulh-u salah kazanır.

İdeoloji değil,

İnanç ve meşruiyet belirler.

Taşeronlar değil, devletler kalır.

Ve bu sürecin en büyük kazananı, Elbette ki İslam dünyasının aklında ve kalbinde duran, stratejik sabırla hareket eden Türkiye’dir.

Zaferimiz kutlu olsun!