Trend

Sebeb suresi nüzul sebebi..

Sureler olaylar üzerine ihtiyaca binaen inmiştir. Bunun için surelerin meallerine bakarken iniş sebeplerinin de bilinmesi surenin muhtevasını daha iyi kavranmasını sağlar. Sizin için 114 surenin iniş sebeplerini araştırdık. Allah sureleri hakkıyla anlayabilmeyi nasip etsin. Bu yazımızda Sebe suresinin neden indirildiğini bulabilirsiniz. İşte Sebe suresi nüzul sebebi...            

Sureler olaylar üzerine ihtiyaca binaen inmiştir. Bunun için surelerin meallerine bakarken iniş sebeplerinin de bilinmesi surenin muhtevasını daha iyi kavranmasını sağlar. Sizin için 114 surenin iniş sebeplerini araştırdık. Allah sureleri hakkıyla anlayabilmeyi nasip etsin. Bu yazımızda Sebe suresinin neden indirildiğini bulabilirsiniz. İşte Sebe suresi nüzul sebebi...

Son mukaddes kitap olan Kuran'ı Kerimin 34. suresidir Sebe suresi.Mekke döneminde inmiştir, 54 ayettir. Sebe suresi adını 15. ayette geçen Sebe kelimesinden almıştır. Sebe Yemen'de bulunan bir yerin adıdır. Sebe suresinin iniş sebebini burada bulabilirsiniz.

SEBE SURESİ

Surenin Adı: Bu sure adını, içinde Sebe kelimesi geçen 15. ayetten alır. Bu da surede Sebe'den (yani Sabiî'lerden) bahsedildiğini belirtmektedir.

Nüzul Zamanı: Surenin kesin nüzul zamanını bildiren sahih rivayetler yoktur. Fakat surenin üslubu Mekke döneminin ilk zamanlarında veya ortalarında nazil olduğunu göstermektedir. Eğer Mekke döneminin ortalarını kabul edersek, henüz işkencelerin çok ağırlaşmadığı ve İslamî hareketin sadece alay, küçümseme, söylenti ve dedikodular yayma ve insanların düşüncelerini yanlış yönlendirme gibi araçlarla bastırılmaya çalışıldığı zamanlarda indirilmiş olması muhtemeldir.

Konu ve Anafikir: Sure, kafirlerin Hz. Peygamber'e (s.a) çoğunlukla alay ederek ve küçümseyerek itirazlar yönelttikleri tevhid, ahiret ve Hz. Muhammed'in peygamberliği gibi konuları ele almaktadır. Bu itirazlara bazan, itirazın kendisine değinilerek, bazan da hiç değinilmeksizin cevap verilmekte ve konunun akışı cevaplanan itirazın ne olduğunu göstermektedir. Cevaplar genellikle talimat, öğüt verme ve delil getirme, tartışma şeklinde olmakta, fakat bazı yerlerde kafirler inatçılıklarının yol açacağı kötü akibet ile uyarılmaktadır. Bu hususta Sabiîlerin, Davud ve Süleyman Peygamberlerin kıssaları onlara şu dersi vermek için anlatılmaktadır: "Sizden önce bu iki grup insan da yaşadı. Bir tarafta Allah'ın kendilerinden önce hiç kimseye nasip etmediği büyük güçler, şöhret ve zafer ihsan edilen Davud ve Süleyman Peygamberler var. Bu nimetlere rağmen onlar kibir ve gurura kapılmayıp Rabblerine şükreden kullar olarak yaşadılar. Diğer tarafta ise Allah'ın kendilerine lütuflar ihsan ettiğinde kibre kapılan ve bu yüzden sadece efsanelerde ve destanlarda hatırlanacak şekilde ortadan kaldırılıp helak edilen Sebe' halkı var. Bunları göz önünde bulundurarak kendiniz için hangi hayatın daha hayırlı olduğuna karar verebilirsiniz. Tevhid'e ve ahiret inancına ve Allah'a karşı şükredici bir tavır takınmaya dayanan bir hayat mı, yoksa küfür, şirk ve ahireti inkara ve dünyaya tapmaya dayanan bir hayat mı?

SEBE SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR?

Sebe' Sûresi Mekke'de ve Lokman Sûresinden sonra nazil olmuştur. Ancak "Kendilerine ilim verilmiş olanlar görürler ki sana Rabbından indirilmiş olan, hakkın ta kendisidir ve Azîz, Hamîd olanın dosdoğru yoluna iletmektedir." (ayet, 6) ayet-i kerimesinin mekkî veya medenî oluşunda ihtilaf vardır. İbn Abbas bunun da mekkî olduğunu ve burada kastedilenlerin Hz Peygamber (sa)'in ashabı olan mü'minler olduğunu söylerken Mukatil de medenî olduğunu ve bunlarla Medine-i Münevvere'de müslüman olan Abdullah ibn Selam ve onun gibilerin kastedildiğini söylemiştir. Katade de iki görüşün arasını cem'eylemek üzere kastedilenlerin; ister Mekke'de müslüman olsun, ister Medine'de, ister başka bir yerde, Hz. Peygamber (sa)'in ümmeti olan mü'minler olduğunu söylemiştir

el-Bahr'de Sûrenin nüzul sebebi olarak şöyle denilmektedir:

"Allah'ın münafık erkeklerle münafık kadınlara, müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azab etmesi için,,," (Ahzab, 33/73) ayet-i kerimesini duyunca Ebu Süfyan, Mekkeli kafirlere:

"Sanki Muhammed bizi, öldükten sonra azabla tehdit edip yeniden diriltilmekle korkutmak istiyor. Lat ve Uzza'ya yemin olsun ki asla kıyamet kopmıyacak ve biz asla diriltilecek filan da değiliz." demişti. İşte bunun üzerine Allah Teala:

"De ki: Hayır, gaybı bilen Rabbıma andolsun ki o (kıyamet) saati muhakkak size gelecektir,,,," buyurdu ve Sûrenin kalan kısmı da zaten onları bir tehdit ve korkutmadan ibarettir.

Sûrenin mekkî olduğu görüşü yanında onun bazı ayetlerinin Medine-i Münevvere'de nazil olduğunu gösteren rivayetler de vardır. Bunlardan birisi de Ferve ibn Müseyk el-Muradî (el-Ğutayfî) hadisidir. O şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber (sa)'e geldim ve:

"Ey Allah'ın elçisi, kavmimden benimle gelenlerle (iman edenlerle) birlikte onlardan geride kalan (veya dinden dönen)lerle savaşayım mı?" diye sordum. Onlarla savaşmama izin verdi ve kavmimden müslüman olanlar üzerine beni emir tayin etti. Ben O'nun yanından çıktıktan sonra beni sormuş ve
"Gutayfî ne yaptı?" demiş. Kendisine benim yürüdüğüm, yani Medine'den ayrıldığım haber verilmiş. Peşimden birisini gönderip beni çağırttı, geri geldim, ashabından bazıları ile birlikte oturuyordu. Bana:
"Kavmi(nden geride kalanları) İslam'a davet et; onlardan her kim müslüman olursa müslümanlıklarını kabul et. Müslüman olmıyanlar hakkında da sana bir kötülük yapmadıkça acele etme." buyurdu ve bu konuda Sebe' Sûresinden nazil olan ayetler nazil oldu,,," Ki biraz Sonra yerinde ve tekrar gelecektir
Âyetlerinin adedi, elli dörttür

15. Sebe'liler için yurtlarında bir ayet vardı. Sağlı sollu iki bahçe. Rabbınızın rızkından yeyin ve O'na şükredin. Güzel bir belde ve bir Rabb-ı Gafur.

İbn Ebî Hatim'in Ali ibn Rebah'tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Bana bi­risi anlattı ki Ferve ibn Müseyk el-Gatafanî, Rasûlullah (sa)'a geldi ve:

"Ey Al­lah'ın elçisi, Sebe'liler cahiliye devrinde izzet sahibi bir kavim idiler. Korkarım İslam'dan dönerler. Eğer İslam'dan dönerlerse onlarla savaşayım mı?" dedi. Hz. Peygamber:

"Henüz bu konuda bana bir emir gelmedi." buyurdu. İşte bunun üzerine Allah Teala bu "Sebe'liler için yurtlarında bir ayet vardı,,," ayetlerini indirdi.

25. De ki: "Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu olmazsınız, biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız.

Bu ayet-i kerimenin "ayetü's-Seyf=cihadı emreden kılıç ayeti"nden önce nazil olduğu söylenmiştir.

31. Küfretmiş olan o kafirler dediler ki: "Biz, kesin olarak ne bu Kur'an'a, ne de ondan öncekine inanırız." Bir görseydin hani zalimler Rablarının huzurunda dikilmişler, bir kısmı bir kısmına söz atıyordu. Güçsüz sayılanlar, büyüklük taslıyanlara diyorlardı ki: "Siz olmasaydınız, biz muhakkak mü'minler olurduk."

İbn Cüreyc der ki:

"Biz, kesin olarak ne bu Kuran'a, ne de ondan önceki­ne inanırız." diyen Ebu Cehl'dir ve hadise şöyle olmuştur: Mekke müşrikleri, Hz. Peygamber (sa)'in durumunu sormak üzere Ehl-i kitaba birilerini gönder­mişler ve onlar da:

"Biz o son peygamberin vasıflarını kitabımızda buluyoruz. Muhammed'e şöyle şöyle sorun bakalım." demişler, müşrikler de onların öğret­tiklerini Hz. Peygamber (sa)'e sormuşlar ve aldıkları cevap ehl-i kitabın kitablarında geçen vasıflara uymuştu. İşte bunun üzerine Ebu Cehl veya müşrik­ler:

"Bu kitaba da inanmayız, ondan önce indirilmiş olan Tevrat ve İncil'e de inanmayız." deyip küfürlerinde ısrar etmişlerdi.

Bu hadise herhalde İsra 85 ayet-i kerimesinin inmesine sebep olan ve orada anlatılan hadise ile aynı olmalıdır. Dolayısıyla bu ayet-i kerime de o olay üzeri­ne inen ayetler cümlesindendir.

34. Uyarıcı gönderdiğimiz her kasabanın varlıklıları dediler ki: "Biz, sizin gönderildiğiniz şeyi inkar edenleriz.

İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hatim'in Ebu Razîn'den rivayetle tahricine göre o şöyle anlatıyor:
Ortak iki kişi vardı. Bunlardan birisi ticaret için sahil tarafına (veya Şam'a) doğ­ru çıkıp gitti, diğeri de Mekke'de kaldı. Hz. Muhammed peygamber olarak gönderilince bu Mekke'de kalanı, ortağına yazdı ki
"Burada şöyle şöyle birisi çıktı, bunun hakkında ne dersin?" Sahil tarafına ticaret yapmaya çıkıp giden de cevaben:

"O ne yaptı, ne yapıyor?" diye hakkında biraz daha bilgi vermesini istedi. Mekke'de kalanı:

"Kureyş'ten kimse ona tabi olmadı, hep zayıflar ve yoksullar ona tabi oldular." diye yazdı. Sahil tarafına çıkıp giden ticaretini bıra­kıp geri döndü, arkadaşına geldi. O, bazı kitapları okurdu. Arkadaşına:

"Bana o adamı (peygamberi) göster." dedi ve onun delaletiyle Hz. Peygamber (sa)'e geldi, ona:

"Neye çağırıyorsun?" diye sordu. Hz. Peygamber (sa) de

"Şuna şuna çağırıyorum." diye davetini ona anlattı. Adam:

"Ben şehadet ederim ki sen Al­lah'ın Rasûlü'sün." diye şehadet getirip müslüman oldu. Arkadaşı:

"O'nun Al­lah'ın elçisi olduğunu nereden bildin?" diye sordu. O:

"Allah her ne zaman bir peygamber gönderdiyse hep kavimlerinin güçsüzleri ve yoksulları onlara iman etmişlerdir." dedi. İşte bunun üzerine Allah Teala bu: "Uyarıcı gönderdiğimiz her kasabanın varlıklıları dediler ki: "Biz, sizin gönderildiğiniz şeyi inkar eden­leriz." ayet-i kerimesini indirdi. Rasûlullah (sa) o kişiye haber gönderip çağırttı ve ona:

"Allah, senin söylediğinin tasdiki olarak bana şu ayeti indirdi." buyurdu.