Gündem oluşturmak, gündelik kelime oyunları ile milletin aklına hükmetmeye çalışmak son zamanlarda en sık rastladığımız ayak oyunlarından. Kendini bile yalanlayacak bir hızla dünle bugün arasında gidip gelerek öylesine bir hayat sürüyor ülke için çalışması gereken bazıları.
Taşlar yerine oturmaya başladı. İç dinamikler yerlerini aldıkça görüyoruz ki oluyor olması gereken. Neden, niçin, ne zaman gibi sorular da cevabını buldu. Aleni olarak ve gizlemeden teröre destek verenler, millet için çalışması gerekirken terörün sözcülüğüne soyunanlar, emirlerini terörist başlarından alanlar geç de olsa hak ettikleri ceza ile karşı karşıya kaldılar.
Söyledikleri gibi ne Kürtlerin sözcüsü olabildiler, ne de hayatlarını sürdürdükleri topraklara hakkıyla hizmet edebildiler. Sırtlarını teröre yasladıklarını açıkça söylemekte bir beis görmeyerek terörün Türkiye'deki yüzü oldular.
İnsanları sokaklara dökerek iç karışıklık çıkarmak, kendilerinden olmayan herkesi potansiyel suçlu olarak görmek, kuralsız bir saldırı ile eli silahsız insanların katledilmesine dolaylı yoldan da olsa destek vermek, devletin imkanlarını terör için kullanmak… Bunlar ve daha fazlası; bir grubun teröre destek verdiğinin en büyük kanıtıdır.
Yasin Börü isminin bir sembol olması çok önemli. İnsanları sokağa dökenler suçsuz ve günahsız bir gencin kanına girmiş oldu. Bu bir azlettirme değil de nedir?
Şimdi gelelim tartışma konusuna.
HDP milletvekilleri hakkında teröre verdikleri destekten dolayı gözaltı ve akabinde tutuklama kararı çıkınca Kılıçdaroğlu tarihi bir söylem attı yine ortaya; "Seçimle gelen seçimle gider."
Aslında; şiire yatkın, hoşa giden, insanların hoşuna gidecek bir ifadeyi çağrıştırıyor seçimle gelen seçimle gider sözü. Şimdi yaşanan durumu savunan Kılıçdaroğlu, seçimin öneminden dolayı falan değil sadece işine gelmediği için böyle bir söz kullanıyor.
Tek parti dönemine son verip memleketi yaşanır bir ülke haline getiren Adnan Menderes seçimle gelmişti ama onun seçimle gitmesine izin verilmedi.
Çok eskiye gitmeye gerek yok. Seçimlerle gelen merhum Erbakan'ın seçimle gitmesine de izin verilmedi. Hem de ülkede en küçük kaos yaşanmadığı halde, insanların yaşam standartları çok kısa sürede iyileştirildiği halde.
Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'a çağ atlatan bir başkandı. Fakat seçimle iş başına gelen Erdoğan şiirle görevden alınmıştı. O zaman, bugün seçimle gelen seçimle gider diyen zihniyet çıkıp da Erdoğan için bu yürekliliği gösterememişti.
İkili, üçlü, beşli oynamaya gerek yok. Her şey açık ve net. Terörün yanında duran, teröriste terörist demeyen, talimatını Kandil ve İmralı'dan alan, devletin imkanlarını terör için kullanan bir zihniyetin gitmesi için seçimi beklemeye ne hacet.
Şehit cenazeleri ardı ardına gelirken bunları görmezden gelip terörist cenazelerinde tabuta omuz verenlerin gitmesi için seçimi beklemeye gerek yok.
İçte ve dışta terörle mücadele eden, kendi içinden çıkıp bir anda eli kanlı bir terör örgütü haline gelen fetönün temizlenmesi için büyük gayret gösteren devletimizin yanında olmak varken karşısında olanların gitmesi için seçimi beklemek en büyük gaflet olacaktır.
Her gün diken üstünde yaşayarak, şehit haberleri gelmesin diyerek dua üstüne dua ederek bir hayat sürdüğümüz aşikar iken teröre destek veren bu zihniyetin hala meclis sıralarında oturması nasıl izah edilebilirdi ki? Hem de dokunulmazlıklar bile kaldırılmışken, sabır dereceleri son raddesini yaşarken.
Seçimle gelen ne ile gitsin? Eğer vatana, millete hizmet etmek yerine terör örgütü gibi çalışıyorsa seçimle gelen; bir an önce adaletin tecelli etmesinde fayda var. Seçimle gelenin hizmetleri beğenilmez, vaat ettiklerini gerçekleştirmediyse seçimle gelen o zaman seçimle gitmesini istemek çok doğal bir istek olacaktır.
Tekerleme gibi cümlelerle seçimle gelenlerin gitmesini beklemek için daha fazla beklemeye gerek yoktu. Beklenen her an gelecek yeni şehit haberlerinin tedirginliğini yaşatacaktı bizlere.
Mevzu tekerleme ise elbet birileri de çıkıp da sorar, kim bilir? Seçimle gelen seçimle gidiyorsa kasetle gelen acaba ne ile gider?