Şefkat doğamızdan koptuğu anda, insan duyguları acı ve nefrete dönüşebilir

Şiddetin giderek arttığı bir dünyada, yaşamak zorunda olmak ve birçok insanın bu duruma maruz kalması, insanlığın utanılacak tablosudur. Uluslararası savaşlardan, siyasi çatışmalara, sokak suçlarına, hatta gündelik yaşantılarımıza, dayatmalara kadar dolaylı ya da doğrudan şiddet içimize kadar girmiştir.

Ancak şiddeti, tüm insanlık adına söylemek doğru değildir. Çünkü birçok insanın kalbi, şefkatten yoksun değildir. Şiddet fikri, kendilerine yabancı olduğu gibi fiziksel çatışmalar, ayrıcalıklar ve suiistimallerden uzaktır.

Şefkat, doğamızdan koptuğu anda insan duyguları acı ve nefrete dönüşebilir. Şiddet eylemi, kişinin kendinde gerçekleştirmesi değil, şiddete maruz kalan kişilere uygulanan bir eylemdir. Çocuklukta, aile içi şiddete, şiddete maruz kalan kişiler kendi suçundan ya da kendi eksikliğinden dolayı kendilerine şiddet uygulandığı algısına sahip oldukları görülmektedir

Aile içinde ki şiddete maruz kalan çocukların travma geçirmesi yüksek ihtimaldir. Bireylerin çocuklukta şahit olduğu, ebeveynler arasındaki anlaşmazlıklar, yetersiz anne ve baba, aile içi güvenli bağ oluşmamış çocuklar, erken yaşta evlilikler, çok çocuk sayısı, aile bağlarının zayıf olması tüm bu etkenler şiddeti doğuran yapılardır ve bunların yanında suç geçmişine sahip kişiler, uyuşturucu, madde ve alkol kullanımı olan ebeveynlerin içinde yetişen çocuklar, sıklıkla şiddete eğilimli olma ihtimali yüksek olduğu görülmüştür.

Aile, şiddetin öğrenildiği yer olduğu ve aile içinde tüm olumsuz şartlara maruz bırakılan çocukların edinmiş olduğu tutum ve davranışlar, ileri dönük yaşamında, olumsuz öğrenimlerini, kendi çevresine yönelttikleri görülmektedir. Böylelikle, bu kişiler tehlikeli tehdit durumuna düşmektedirler. Erken travmatik olaylara şahit olan çocuklar psikolojik olumsuz örüntülere sahip oldukları, kaygı ve öfke dürtülerini kontrol etmede beceri sahibi olmadıklarından dolayı, saldırganlık, öfke, şiddet gibi eğilimlere yönelebilirler.

Günümüzde medya, şiddet içerikli haberler, diziler gibi etkenler, kişilerin rol model aldıkları örneklemeler ile şiddet daha sık ve güncel bir mesele haline geldiği görülmektedir. Genellikle sosyo- ekonomi düzeyi düşük, problem çözme becerisini elde edememiş, baskıcı davranışlar gösteren antisosyal, empati yanı gelişmemiş kişiler şiddete daha fazla meyilleri olduğu yönündedir.

Günümüzde tutumlarımız, birçok davranışlarımızı etkileyebilmektedir. Tutumlar doğrudan gözlemlemese de davranışlara etki eden bir yapı olduğudur. Düşünce gibi tutumlar, öğrenerek gerçekleşmektedir. Genç bireylerde, bireysel ya da çevre etkisi ile şiddete yönelik düşünce ve davranışlarının etkilenmesinde büyük rol oynamaktadır.

Bireyler, öfke, şiddet eğiliminde olduklarında kendilerinde bir takım fizyolojik değişimlere neden olurlar. Meydana gelen değişimler, bedenin içinde duygulanım durumuna göre şekillenir. Negatif duyguların, kişilerin fizyolojik sağlığını etkilediği gibi ruhsal sağlığına da zarar vermektedir. Bu negatif duygular insanda, kalp atışını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan basıncı artırır, nefes alış verişini hızlandırır. Yapılan araştırmalarda öfke ve şiddet eğilimli kişilerde stres, kortizon hormonlarının uzun süre salgılanmasına yol açar. Stres seviyesinin yükselmesiyle kişilerin bağışıklık sistemini zayıflatır. Bağışıklık sisteminde ki tahribat ise insanın hastalıklara karşı direncini azaltır.

Şiddet eğilimli bireylerin uzun süre etkisinde kaldığı öfke ve saldırganlık dürtüleriyle çevrelerini olumsuz yönde etkilemektedirler. Şiddete eğilimli bireylere ve ailelerine gerekli psiko-eğitimin verilip, toplumsal bir bilincin oluşturulması zaruridir.

“Aile içi şiddet gücün en zayıf ifadesidir. Korumanız, inşa etmeniz ve geliştirmeniz gerekenleri yok etmek ise bir zayıflıktır. ”