Şehirlilerneden kaçış planı yapar? Tabiata, geçmişe ve hatıralara karşı özlem bu psikolojiyiele verir. Şehirde yaşadığı sürece kaçış planıyla avunan çok insan var. Şehirden bir gün intikamı alacaklarını umarlar. Adı konulmamış bir anlaşmazlık vardır aralarında. Şehir onlardan bir şeyler almıştır.
İbn-i Haldun'a göre "şehirli olmayan ve kırsalda yaşayan kişiler hayır ve iyiliğe şehirlilerden daha yatkındırlar. Bununla birlikte onların şehirlilerden daha cesur olduklarını vurgular. Çünkü kırsalda kişikendi güvenliğini kendisi sağlar. Şehirlinin güvenlik ihtiyacı ise idareciler tarafından karşılanır.Bunun gibi imkanlar geniştir. Rahata ve lükse alışırlar. Onların tabiatı böylece değişime uğramıştır. Korunaklı şehirlerde yaşadıkları için kırsaldaki silah taşıma gereği yoktur. Bu durum onlarda kadınlar ve çocuklar gibi tabii bir hale dönüşmüştür."
Kafeste yaşayan kuş, güvenli, bakımlı ve hazır yiyecek elde eder. Tabiat içinde yaşayan ise kendi yuvasını yapar. Yiyeceğini kendisi bulmak zorundadır. İklim şartlarının ve yırtıcı kuşların tehdidi altındadır. Burada 'cazip' ile 'kerih' arasında yani arzu edilenle kaçınılan arasında tezat vardır. Birinde kanatlanmak mümkünken, ötekindeise uçma özgürlüğü ortadan kalkmıştır.
Şehir kafes mutluluğu verirken ruhunuzdan bir şeyler çalar. Modern şehir ruh törpüsüdür, insanın tabiatını değiştirir. Gizeminizi vakarınızı beton kalıba döker. Toplu taşımada mesela, vakarınız elden gidebilir. Kadına özgü fıtri gizem sıradanlaşır. Fıtrat donanımı modern şehirde ameliyat masasındadır. Cerrahi dokunuşlar bedeni arzu edilen plastik bir albeniyle buluşturur. Bedenle yoğrulmuş ruh ise estetiğini yitirir.
Uyum, insanlar arasında bir sözleşmedir. Şehirde iyi anılmanız için uysal olmanız gerekir. Özgün düşünceniz, farklı tutumunuz uysallığa ters düşebilir. İlkeli duruşunuz benlik olarak algılanır. Zülfü yare dokunmadan uyum çarkında güven elde edersiniz.
Şehirliler gönüllü bir sözleşme ile uyum göstermeyeni dışına atar. Ürkme ve korkma anlamında'tevahhuş' kelimesi bir hali yansıtır.V,h,ş kökünden gelir yani vahşet anlamında. 'Tevahhuş' tutumu gösteren kişinin, farklı tutum ve davranışları şehirliye tuhaf gelir. Konuşmasında safiyetle birlikte bakış açısının farklılığı dikkat çeker. Bu yapılandırılmamış konuşma aslında şehirli için bir aynadır. Standardize edilmiş tutum ve konuşmalara karışan riya, bu aynada farkedilir. Sıradan kelimelerle kurulan ve içeriği yalın olan bu konuşmalar, şehirlinin ihtiyacı olan 'doğallık' için iyi bir fırsattır.
Alimler de tevahhuş sahibi insanlardır. Çünkü ilim sahibi insanlar topluluk arasına girdiklerinde gariplik hissederler. Konu seçiminde dirençle karşılaşırlar ve düşünce dünyalarında kan uyuşmazlığı vardır.
Şehirli olamayan kişinin sosyalleşmesi farklı olduğu için uyumsuzluğu normaldir. Bu nedenle ehlileşmesi beklenir. Mesela vahşi olan atlar arabaya koşulacaksa ehlîleştirilir. Ehlileşen at, başına buyruk hareket edemez. Arabanın, yolun ve sahibinin güdümüne girer. Şehir de bunun gibi, altın bir boyundurukla bünyesine gireni ehlileştirir.
Şehirli olmak ödünç yaşamaktır. Kredi kartları ve cebinizde taşıdığınız öteki kartlar ödünç yaşamaya alıştırır. Bunun kadar ödünç duygular ve tutumlar vardır. Bir şehirli ötekine gülümserken ödünç verir gibidir. Bir getiri ya da ileride karşısına çıkacak bir karşılık bekler.
Küreselleşmenin ileri boyutlara vardığı günümüzde, şehirli ile kır insanı arasında farklılık eskisi gibi değil. İletişim teknolojisi ilerledikçe şehirli için ayna olmaya namzet modellerimizi yitiriyoruz. Buna rağmen tedbir alanlarda yok değil;
Walden gölü kıyısında bir kulübe inşa eden yazar, şehirden kaçışını şöyle ifade eder. "Can sıkıntısına gazel yakmak değil amacım; sabahın tüneğinde, dikilip böbürlenerek öten horoz gibi kuvvetle haykırmak istiyorum, komşularımı uyandırsam yeter"